“Eğitim ticaret değildir”

“Eğitim ticaret değildir”


“Eğitim ticaret değildir”

 

 

Bir gazeteci Finlandiya Eğitim Bakanı’na, “Ülkenizde neden özel okullar yok” diye soruyor. Bakan bu soruya kısa ve öz bir cevap veriyor: “Eğitim ticaret değildir.” Eğitimin birincil hedefi fertleri ahlaki değerlerle tanıştırmak ve terbiye etmek olmalıdır ki, bunun maddi bir karşılığı olamaz… Eğitimin ikincil hedefi ise bireylerin yeteneklerinin gelişmesine katkı sağlamak ve onları mesleki alanda yetiştirmek olmalıdır. Fakat ne yazık ki, eğitim sistemimiz fertlerin sadece mesleki yeteneklerini dikkate almakta ve bu alanda hizmet verebilmektedir. Bu durum değerlerin rafa kaldırılmasına, pozitif ilimlerin ise ticari bir meta olarak görülmesine neden oluyor. Çocuk okul sürecinde sadece pozitif ilimlere vakıf oluyor, ahlaki değerler noktasında ise desteklenmiyor. Oysa eğitim sistemi bireyleri hem ahlaken hem de mesleki yeterlilik hususunda desteklemeli ve topluma kazandırmalıdır. Eğitim sürecini tamamlamış bireyler imanlı, bilinçli, şuurlu ve başarılı bir birey olarak yaşamına devam edebilmelidir.

Eğitim sistemimizin sadece pozitif ilimleri dikkate alması toplumda açılmaz yaralara neden olmuştur. Bu durum bireyleri bencillik, ihtiras, rekabet gibi kişilik sorunlarına sürüklemekle kalmamış, bunun yanında suça eğilimli hale getirmiştir. Yaşamını sadece maddi ihtiyaçlarının karşılanmasına adayan fertler küçük çıkarlar elde edebilmek için bütün erdemleri katletmiş ve yalnızlığa ve mutsuzluğa sürüklenmiştir.

Çocuk algılama kapasitesinin en yüksek olduğu dönemde okula başlıyor fakat burada doğru davrandığında ödüllendirilmiyor, çocuk akranları ile çatışma ve rekabete yönlendiriliyor. Arkadaşlarından daha yüksek puan alabilmek için mücadele eden çocuk onu bir rakip olarak görüyor. Çocuk bütün hayallerini gelecekte edineceği meslek üzerine kuruyor. Hedefine ulaşabilmek için gece gündüz çalışıyor, kişilerarası ilişkiler vasıtasıyla gelişebilecek değerleri edinemiyor, arkadaşını sevemiyor, onunla muhabbet edemiyor, ona karşı şefkat besleyemiyor, onun haklarına riayet etmiyor, edemiyor. Çünkü o bu duyguları hiç bilmiyor, bilmek de istemiyor.

Finlandiya Eğitim Bakanı, “Eğitim ticaret değildir” demişti. Fakat bugün bütün dünyada eğitimin kapitalizme kurban edildiğini ve adeta ticari bir metaya dönüştüğünü görmekteyiz. Çocukların ders başarılarını yükselteceklerine dair vaatlerle ortaya çıkan kurslar ve özel eğitmenler epey rağbet görüyor. Aile yeter ki çocuğum kazansın deyip bu alana büyük paralar yatırıyor. Peki, bütün bunların sonucunda ne oluyor? Bütün bunların sonucunda hayata menfaat odaklı bakan bir nesil ortaya çıkıyor.

Toplumumuzda sadece pozitif ilimlere yönelik eğitimler değil İslami eğitimlerin de ücrete tabi olduğunu görmekteyiz. Filan hocaya ulaşıp iki saatlik semir vermesi için talepte bulunacağım diyorsunuz aradığınızda size önce bunun ekonomik bedelini gündeme getiriyorlar. Ekranlarda halka dini eğitimi veren hocalarımız ise kısa zamanda köşeyi dönüp bilgiyi ticari bir metaya dönüştürüyorlar.

Devlet okulları ücrete tabi değil ancak aileler bununla iktifa etmeyip çocuklarını dershaneye ve kurslara yönlendiriyorlar. Özel okullar ise istedikleri bölümü kazanamayan öğrenciler için ikinci bir alternatif oluyor. Sınav sonuçları öğrenciyi ifade eden bir araç olarak görülüyor. Peki, ama sınavlar öğrencinin yeteneklerini ölçebilir mi? Ahlaki değerlerini ölçebilir mi? Sınav tek başına öğrencinin başarısını ölçebilir mi? Cevap: Ölçemez. Ama gel de bunu insanlarımıza anlat…

 

milli gazete

Google+ WhatsApp