Editör-yazar hatırı mı yüksektir, ashabın hatırı mı?

Editör-yazar hatırı mı yüksektir, ashabın hatırı mı?


İlahiyatçılarımızın bazılarında, bir “dikkat çekme” hastalığı var..

 

Yaşar Nuri Öztürk bunun zirve örneği idi..

 

Hafızlık ve ilahiyat profesörlüğünden, CHP milletvekilliğine savrulan çizgide..

 

Haydi arkasından konuşmayalım..

 

İbretlik bir son ile aramızdan ayrıldı..

 

Terk ettiği mahallesi, hakaretlerini unutamadıkları için bir Fatiha okumuyor..

 

Transfer olduğu, şirinlik yaptığı mahalle de zaten bilmediği için, Fatiha okumuyor..

 

Bir ibret olması gerekirken.

 

Yenileri kafa çıkarıyor..

 

Birisi de Mustafa Öztürk.

 

Biraz değişik şekli ile karşımızda.

 

Gecesini, gündüzüne katarak, Kur’an’ı anlamaya çalıştığını söylüyor..

 

Ama ne hikmetse, gecesini gündüzüne katarak İslam’a laf saydıranların sözlerine benzer açıklamaları ile gündeme geliyor..

 

İki ay kadar önce, çok daha eski yıllarda yaptığı bir konuşma, sosyal medyada paylaşılınca..

 

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ndeki görevinden emekliye ayrıldı..

 

Ahmet Davutoğlu’nun gazetesi Karar’da yazmaya, zihinleri bulandırmaya ise devam ediyor..

 

Aynı ekibin televizyonunda da boy gösteriyor..

 

“Hangi ters lafları ederek, hangi absürt açıklamaları yaparak, nasıl dikkat çekebilirim..” yaklaşımı ile bilimsel (!) faaliyetlerini sürdürüyor..

 

 Ben kendisi hakkında, çok sert bir ifade kullanmak istemiyorum..

 

Kendisi de zaman zaman isyan ediyor, “linç kampanyaları ile ne elde ettiniz” diyor..

 

Hem kendisinin düştüğü “ben dedim, ben biliyorum, ben anladım, ben çözdüm” kuyusunda, kalıcı olma yolunda nefsi gerekçeler üretmemesi için..

 

Hem de..

 

Geceli gündüzlü çalıştığını iddia ediyorsa da..

 

“Ego” işin içine girince..

 

İnsanı nasıl bir çelişkiye düşürdüğünü görmesi açısından..

 

Kardeşane bir eleştiri ile yetinelim..

 

Son röportajında, Karar gazetesinin Yıldıray Oğur ve Elif Çakır’ının karşısına geçmiş..

 

Soruluyor, “Gazete okuyor musunuz?”

 

Kısaca “okumuyorum” diyor..

 

“Bizim gazetenin eee haberlerini de okumuyorum daha ziyade” diyor..

 

Ancak tam bu arada “eee” derken bir gaf yaptığının farkına varıyor ki, hemen devamında, karşısındaki iki yazarın üzülmemesi için..

 

Onların hatırı kırılmaması için..

 

“Sizin yazdıklarınızı okuyorum” diyor.

 

Bunu bir kenara not edin..

 

Yıldıray Oğur, araya giriyor:

 

“Eyvah, editörlerimiz üzülecek şimdi!”

 

Tam bu noktada, Mustafa Öztürk, bir gaf daha yaptığını fark ediyor..

 

Editörlerin de hatırı kırılmaması için, onların gönüllerini almak için..

 

“Kendi gazetenizin yazarının bile okumayacağı haberler yapıyorsunuz” çıkışını düzeltmek için..

 

Durumu şöyle düzeltiyor..

 

“Haber dediğiniz şey çünkü; ülkede içaçıcı hiçbir haber olmadığı için. Peşin orayı geçiyorum yani. Canım daha fazla yanmasın diye..”

 

Karşısındaki iki yazarın gönlünü aldı mı, onlara karşı kırıcı olmamak için, söylediği sözü tevil etti mi, Mustafa bey?

 

Etti.

 

Sonra, editörlerin üzüleceği hatırlatılınca, onların da gönlünü almak için, “Aslında haberlerini okumadığım editörler üzülmesin.. Çünkü ülkede her şey kötü. İçaçıcı hiç haber yok. Onların kusuru yok. Kusur ülkeyi yönetenlerde. Her şey kötü olduğu için, onlar da o kötü şeyleri haber yapıyorlar. Ben de okumak istemiyorum” diyor mu?

 

Diyor..

 

Peki sonra?

 

Bu sözlerinin üzerinden daha iki dakika geçmemişti ki..

 

Mustafa bey sazı eline bir alıyor..

 

Hz. Peygamber’in eşinden başlıyor, damadına geçiyor, hızını alamıyor, ashaba kadar saygısızca ifadeler kullanıyor..

 

İfadelerin hepsini buraya aktarmıyorum..

 

Sol kesimin, bildik söylemleri..

 

Hz. Peygamber’in henüz cenazesi kalkmadan, koltuk kavgasına başlandığı iftiraları.

 

Tüm Müslümanların ibret alması gereken, Cemel Vakası üzerinden, ashaba hakaret içerikli söylemler..

 

Tam bu noktada..

 

Ben de şimdi soruyorum:

 

“Mustafa bey.. Kur’an’ı anlama noktasında, geceli gündüzlü çalışmada samimi iseniz. Şeytanın vesvesesine karşı, kendini kontrol altına aldığını söyleyebiliyorsan.. Söyler misin: Karşındaki iki yazarı kırmamak için, ‘Gazete okumuyorum ama. Sizi okuyorum haa’ derken.. Gazetenin belki de tanımadığın editörlerini üzmemek için, ‘Onların kusuru yok, haberler içaçıcı olmadığı için, onları okumuyorum’ derken.. Hz. Peygamber’in senin nezdinde hiç mi hatırı yok ki. O’nun eşi için. O’nun damadı için. O’nun ashabı için, ateistlerin söylemleri ile sözler sarf ediyorsun! Hatırları kırılmasın diye, sözlerinin bir tanesini bile esirgemezlik etmiyorsun!”

 

Mustafa bey, bir özeleştiri yapmalı..

 

“Kime, ne söylüyorum, ne isnat ediyorum” sorgulaması yapmalı..

 

Belki de Ahmet Davutoğlu’nun gazetesinde yazması, ayrı bir ibretlik konu.

 

Tam da Cemel vakasını haddini aşan kelimelerle yorumlarken..

 

Belki de, kendi bulunduğu konumu da masaya yatırmalı..

 

“Biz, koltuk uğruna, ne yapıyoruz? Ne kavgası veriyoruz. Kime karşı, kimle birlikte kavga veriyoruz” demeleri gerekir..

 

Not: Okurlarımızdan rica ediyorum. Yazımın altına, Mustafa beye hakaret içerikli yorumlar yapmayınız.. Bize düşen, hatayı düzeltmek olmalı. “Ego” merkezli tartışmalarda, kimseye hatada ısrar etmeye sebep olacak fırsat verilmemeli.

Google+ WhatsApp