Edep nedir? “Edepsizin edepsizliğine katlanmak!”tır..

Edep nedir? “Edepsizin edepsizliğine katlanmak!”tır..


Geçtiğimiz hafta, Ekrem İmamoğlu’nun görev süresinin üçte birlik bölümünün dolduğunu, ortada kayda değer bir icraatının, maalesef ki maalesef olmadığını hatırlatmıştım..

 

Nihayet, Ekrem Bey’in de aklına, şöyle bir muhasebe yapma, değerlendirmede bulunma fikri gelmiş.

 

Basın toplantısı düzenlemiş..

 

“18 aylık görev süresini değerlendirme”de bulunmuş.

 

Bekliyorsunuz ki..

 

Araç israfı ile ilgili iki kelime etsin..

 

Bekliyorsunuz ki, önceki dönemin genel sekreterinin, “Kışlık, yazlık ve baharlık araçları” üzerinden iki çift laf edip, “Bunlar işte şu otoparkta bekletiliyordu, şu tarihte geri verildi/satıldı ve şu kadar para belediyenin kasasına girdi” desin..

 

Bekliyorsunuz ki.. “Su bedellerinde indirim yaptık. Su rezervlerimizi şu kadar artırdık.. İstanbul’un 2021’de ve sonraki yıllarda su sıkıntısı yoktur” desin..

 

Bekliyorsunuz ki, “Seçim öncesinde söz verdik, ‘Herkesi kucaklayacağız’ dedik.  Geldikten sonra tüm medya organlarına aynı mesafede olduğumuzu ispat ettik. Resmi ve dini bayramlarda tüm medya organlarına, satış rakamlarını esas alarak tebrik ilanlarımızı yayınladık.. Kimseye ayrıcalık tanımadık. Kimseye farklı muamelede bulunmadık” desin..

 

Bekliyorsunuz ki, “Salgın döneminde, ulaşımın öneminin farkında olan belediye kimliğimizle, sefer sayılarımızı artırdık. Ücretlerimizi makul seviyede sabit tuttuk. Yenikapı sahilinde sergiye çıkarttığımız 1700 tane lüks makam aracının şatafatına son vermemizin karşılığında edindiğimiz değer ile, belediye otobüslerini finanse ettik. Salgında İstanbullunun toplu ulaşımının virüs kapma alanı olmasını engelledik” desin..

 

İcraat adına tek bir açıklaması yok, Ekrem Bey’in..

 

Son bir haftanın konusu üzerinden dakikalarca izahat.. “Türkçe ezan mıydı, Türkçe Kur’an mıydı, yoksa zaten okunanın aslı Farsça mıydı” muhabbeti üzerinden, 18 aylık belediye çalışmalarını değerlendirmiş oldu..

 

Beyim, konuştuğun konu, 17 Aralık gününün konusu..

 

Biz senden 18 ayın değerlendirmesini bekliyoruz..

 

Sen bize, 1 günlük, kendin de savunamadığın etkinliğin tartışması ile vakit dolduruyorsun..

 

Sonunda.,.

 

Dişe dokunur icraatını sorgulamak üzere, Akit muhabiri sorusunu yöneltiyor..

 

“Halk Ekmek büfelerindeki kuyruklar ve koronavirüs salgını döneminde toplu taşımanın yetersiz kalmasına ilişkin iddialar hakkında ne dersiniz?” sorusuna..

 

Ekrem Bey, ne cevap verse, beğenirsiniz?

 

“Bence çalıştığınız yer bir gazete değildir. Sizin yayın organınızın sorusuna cevap vermeye tenezzül etmem. 16 milyon insanın yöneticisine davranış biçimini düzenleyemeyen ve bu konuda kalemi sapkınlaşmış, haber yapma biçimi sapkınlaşmış bir kuruma bu anlamda cevap vermem!”

 

Affedersiniz, soru ne, cevap ne?

 

Bir bilen çıkıp açıklasın..

 

Karşına bir gazeteci gelmiş..

 

Eğer akreditasyon uygulayıp, salona da almayacaktın da, atladın ise, o daha büyük bir suç..

 

Ama..

 

Sonuçta karşına bir gazeteci gelmiş, icraatların ile ilgili, tam da gündemde olan konu hakkında bir soru yöneltiyor..

 

Sen ne yapıyorsun?

 

Seçim öncesinde, “Herkesi kucaklayacağız” şeklindeki sözüne rağmen..

 

Eyüp Sultan Camii’ne gelip, orada bir imamı da yanına oturtup..

 

Yasin suresini okuyarak, dindar insanlardan oy talebinde bulunuyorsun..

 

Sonra..

 

Dindar insanların okuduğu gazeteye küstahça ifadeler kullanıp, kendi beceriksizliğini örtmeye çalışıyorsun..

 

Sorulmuş sana.

 

Ver cevabını:

 

“Halk Ekmek büfelerinde hiçbir sorun yoktur. İstediğiniz büfeye, yarın gelin, birlikte gidelim, gezelim” dersin..

 

Bir cevap vermiş olursun..

 

“Küçük bir sıkıntı vardı. Ama çözmek üzereyiz, bize bir hafta süre verin, sonraki gün büfeleri birlikte gezelim” dersin.. Bir cevap vermiş olursun..

 

Veya diğer soru için..

 

“Koronavirüs salgın döneminde toplu taşımanın yetersiz kalması” hakkında iki hafta önce zar zor yapılan bir günlük sefer sayıları rakamlarına ilaveten, geçtiğimiz yılla kıyaslı birer aylık dönemler itibari ile rakamları açıklarsın, “Üzerimize düşeni yaptık” dersin.

 

Veya..

 

“Hangi hatta sıkıntı olduğunu iddia ediyorsanız, hemen söyleyin, akıllı sistemimizi kullanarak, size geçtiğimiz yıl ve bu yıl rakamlarını karşılaştırmalı olarak hemen vereyim” dersin..

 

Sana yöneltilen soruyu cevaplamış olursun.

 

Ama Ekrem Bey ne yapıyor?

 

“Bence çalıştığınız yer bir gazete değildir.”

 

Nedir peki, Ekrem Bey?

 

Cumhuriyet bayramı tebriği yayınlattığın ve PKK’lı teröristlere “Gerilla” diye övgüler düzen Birgün gazetesi, gazete..

 

Ama bu ülkenin asker ve polislerini savunan, PKK’lı teröristlere “Terörist” diyen Akit, gazete değil, öyle mi?

 

Bir yandan PKK’lıları öven Birgün gazetesine tebrik ilanı yayınlatırken..

 

Diğer taraftan da, Birgün’ü komple komünist ilan eden Yeniçağ gazetesinde aynı gün tebrik ilanı yayınlatmandaki çelişkiyi görmezden gelerek, “Milliyetçileri de, solcuları da, nasıl uyuturuyorum” diye el ovuştururken..

 

Sergilediğin tutarsızlıkları soran Akit’in muhabirine, “Siz gazetede çalışmıyorsunuz” diyeceksin, öyle mi?

 

Bu adamlar, bırakın belediyeleri, yarın merkezi idareye gelecek olurlarsa, ne yaparlar, tahmin edebiliyor musunuz?

 

Ve aynı konuşma içinde..

 

Bakın şu ifadeyi de aynı zaman diliminde kullanıyor, aynı Ekrem:

 

“Edep nedir biliyor musunuz? Bu da derin bir felsefedir: Her edepsizin edepsizliğine katlanmaktır!”

 

Mevlana’ya atıfla bunu söylüyor, Ekrem bey..

 

O zaman hodri meydan..

 

Kendisinin yaptığı “Bu gazete değildir” sözüne karşı, biz tam da Mevlana’nın sözünün gereğini yapıyoruz..

 

Sana katlanıyoruz, Ekrem İmamoğlu..

 

Ama sen ne yapıyorsun?

 

Gerçekler her yazıldığında, mahkemeye koşuyorsun..

 

Savcılığa koşuyorsun..

 

Sonra da, “Eleştirilere katlanma”nın değerinden bahsediyorsun..

 

Üstelik, eleştirilere katlanma,. senin görevin.

 

Sen siyasetçisin..

 

Sen belediye başkanısın..

 

Sen, eleştirileceksin..

 

Sen eleştirilere katlanacaksın..

 

Ama bir belediye başkanının, bir gazeteciye, “Sen gazetede çalışmıyorsun” deme hakkı yoktur, Ekrem Bey..

 

Hoş, sen istediğini söyle..

 

Üç kuruş menfaat uğruna arkana aldığın gazetelerin desteği ile, onların pohpohlayan soruları ile, kendini başarılı başkan zannet..

 

Üçte biri gitti.. Üçte ikisi kaldı.. Sonunda saçın önüne düşecek..

 

Ak mı, kara mı, görünecek..

 

Kim, beceriksizliğini, gazetecilere hakaret ederek örtmeye çalışıyor, kim gazetecilik yapıyor, çok değil, yakın zamanda görülecek..

 

Hodri meydan, Ekrem Bey..

Google+ WhatsApp