DW editöründen Lukaşenko yorumu: Diktatörün sayılı günü kalmış olabilir

DW editöründen Lukaşenko yorumu: Diktatörün sayılı günü kalmış olabilir

Blearus’ta 26 yıllık lider Lukaşenko’nun kazandığı son seçimler Avrupa’dan büyük tepki alırken, Alman yayın kuruluşu Deutsche Welle’de (DW) yayımlanan yorumda, Lukaşenko’ya karşı ayaklanan halka destek verildi.

DW editörü Christian F. Trippe tarafından kaleme alınan yorumda, Avrupa Birliği’nin, bu rejime karşı uyguladığı yaptırım politikasını yeniden şekillendirmesi istenirken,  aynı zamanda Birlik’in, Belarus’daki Avrupai değerleri derinden benimsemiş ve yüzü Batı’ya dönük sivil topluma da bugüne kadar olduğundan daha kararlı ve güçlü şekilde elini uzatması istendi.

“Diktatör Lukaşenko’nun sonbaharı” başlıklı yorumda şöyle denildi:

Diktatörler yalanlarla yaşar. Sistematik bir şekilde ve pervasızca medyayı sansürler, devlet ve vatandaşlar arasındaki iletişimi kontrol eder ve seçimlere hile karıştırırlar. Yalanlar üzerine inşa ettikleri binaları yıkıldığında ise otokratik saltanatlarının tüm yapısı sallanmaya başlar.

Geçen hafta sonu Belarus’ta yapılan devlet başkanlığı seçimlerinde de aynen bu yaşandı. Aleksander Lukaşenko tam 26 senedir, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla genç bir ulus devlet olarak ortaya çıkan ülkenin başında. Her ne kadar seçimlerde oyların yüzde 80’ini alarak kazandığını ilan etse de, Lukaşenko’nun ne kadar süre daha devlet başkanı olarak görev yapacağı sorusu ivedilikle gündeme geliyor. Kıdemli diktatörün açıkladığı bu sonuçlara, başta kendi ülkesindekiler olmak üzere kimse inanmadı. Ama bu defa seçim hilesine karşı Belarus halkı ayağa kalktı. On binlerce vatandaş sokağa döküldü.

Büyük güven kaybı

Belarus’da dünyanın en sıkı kontrol ve baskı sistemlerinden biri uygulandığından baskı mekanizması son hızla çalışmaya devam ediyor. Bu sayede Lukaşenko saltanatının, seçim sonrası yaşanan bu krizin de üstesinden gelmesi ihtimal dahilinde. Atılan mermiler, savrulan coplar ve uygulanan internet sansürü, diktatörün Minsk’teki başkanlık sarayında kalmasını sağlayabilir.

Ancak Belarus’da rejimin değişmesini talep eden sesler susmayacaktır. İktidar yapılanmasındaki yetkililer ve silahlı kuvvetlerin komuta kademesindeki komutanlar artık bunun böyle gitmeyeceğini anladı. Zira başkumandanları bariz şekilde gerçekçiliğini ve siyasi algısını yitirdi. Lukaşenko, korona salgınının zirve yaptığı döneme denk gelen seçim kampanyasında git gide asabileşti, saldırganlaştı.

İşte başarısızlığı tam da bu noktada oldu. Kendisini daima sert ancak her yerde vatandaşlarının sorunlarına eğilen bir devlet adamı olarak lanse etmeye çalışan eski tarım kooperatifleri başkanı, yaşananlara birdenbire ilgisiz kalmıştı. Neredeyse tüm Avrupa’da ekonomik ve kamusal hayat durma noktasına gelip, ülkenin bütün komşuları daha kötü senaryoları engellemek için alınan tedbirlerin acısını hissederken, Lukaşenko basitlik ve kibir karışımıyla virüsün varlığını yalanladı. On yıllardır otoriter rejime alışık olan toplum, çok kısa süre içinde -bakış açısına göre- kralın artık sadece çıplak değil, üstüne üstlük bir de koronavirüse yakalandığını öğrenince, ona duyduğu korku ve saygıyı kaybetti.

Brüksel’den beklenti, Moskova’da teyakkuz

An itibariyle Belarus’taki sürecin nasıl devam edeceği meçhul. Buna rağmen yaşananlardan bazı dersler çıkarmak mümkün. Avrupa Birliği, bu rejime karşı uyguladığı yaptırım politikasını yeniden şekillendirmeli. Bu yaptırımlar, seçime hile karıştıranların ve devlet gücüyle yapılan acımasızca müdahalede sorumluluğu olanların canını yakmalı. Aynı zamanda Birlik, Belarus’daki Avrupai değerleri derinden benimsemiş ve yüzü Batı’ya dönük sivil topluma da bugüne kadar olduğundan daha kararlı ve güçlü şekilde elini uzatmalı. Çin ile sıkı ticaret yapanların aklına, Belarus konusunda da mantıklı bir şeyler gelecektir.

AB kendini, giderek artan şekilde jeopolitik öneme sahip bir oyuncu olarak görüyor. Dünya haritasına bir göz atmak, Birliğin ne gibi zorluklarla karşı karşıya olduğunu anlamaya yetiyor. Belarus’un zaptedilemez komşusu Rusya ekonomik anlamda üstün, güvenlik politikalarında haddinden fazla görünür ve siyasi anlamda da daha avantajlı konumda. Her ne kadar Lukaşenko, Kremlin için nahoş ama kontrol edilebilecek bir partner olsa da Rusya, bugüne kadar devlet olarak kendi ayakları üzerinde durabilen bir Belarus ile sorun yaşamadı. Belarus önündeki dev aynasında, Rusya ve aralarındaki ilişkiyi nispeten iyi görüyordu. Peki ya Lukaşenko bir partner olarak devre dışı kalır, hatta onun yerine ülkeyi asıl ait olduğu yere, yani Avrupa’ya yaklaştırmak isteyen bir hükümet gelirse, o zaman ne olur?

Buna benzer senaryolar Moskova’nın askerî ve gizli istihbarat servislerindeki çekmecelerde çoktan yerini almıştır. Eğer yıllardır halkına yalanlar söyleyen ve ihanet eden Aleksander Lukaşenko, seçim kampanyası esnasında sıkça dile getirdiği Rusya’nın boyunduruğu altına girme tehlikesi konusunda haklı çıkarsa, işte o zaman bu trajik bir ironi olur. Onun devrilişi, aynı zamanda Belarus’un bağımsızlığını kaybetmesi anlamına gelir.

Toplumun içinden çıkan bir devrim

Belarus halkı, korku ve duyarsızlığı yenerek baskı ve denetime karşı ayaklandı. Svetlana Tihanovskaya ve dava arkadaşları tüm olasılıkların aksine, bundan birkaç hafta önce mümkün gibi görünmeyen bir şeyi başardı: Lukaşenko ve onun iktidar mekanizmasına karşı sivil bir alternatifle gülümsediler. Üstelik sadece Belarus toplumunun içinden çıkarak ve dışarıdan herhangi bir destek almadan, etki altına kalmadan.

Belarus’da yaşananlardan çıkarılacak derslerden biri de bu: Siyasi devrimler içeriden gelir. Bu saptama, eski Sovyet bölgelerinde gerçekleşen demokratik devrimlerin yabancı ajanlar tarafından yönetildiğine dair anlatılan tüm yalanları da boşa çıkarmaktadır. Minsk’te seçim gecesi yaşanan bu gerçek, Moskova tarafından da dikkatle değerlendirilecektir.

(İktibas Dergisi)

Google+ WhatsApp