Düşünmeyin, Susun, Konuşmayın

Düşünmeyin, Susun, Konuşmayın


Bu sefer tersinden bir bakış getiriyoruz. Arzulanan ve yönetilen toplumların genel bir durumundan söz ediyoruz. Reklâm, medya ve diji dünyasına girildiğinden beri düşüncesizlik, yani düşünememe daha ileri boyuta varmış bulunuyor, daha da ileri gidilecek.

 

Düşünmeyen bir insanlık. Üretenlerin, sermayenin, egemen güçlerin belirlediği bir dünya. İnsan sadece tüketici bir varlık konumunda. İnsan olma erdeminin uzağında ve dışında.

 

Dünyayı kuşatan bir düşüncesizlik atmosferi egemen. Toplumların kültürleri giderek tek tipleşiyor. Bir bakıma en egemen güç gibi görünen Amerikanlaşıyor. Orada oluşan bir dalga, bir belirleyiş etkili oluyor. Toplumların düşünme refleksleri, güçleri ve hamleleri yitiyor. Ailenin etkisi azalıyor. Bir çocuk gözlerini açar açmaz, kendisine ait olmayan bir dünya ile yüzleşiyor. Ve bu insanı çok farklı bir duruma götürüyor. Günümüzde vahşi ve kan akıtıcı, insan öğütücü bir durum var. Cinayetlerin psikolojik gerekçeleri görünürde erkek egemenlikten kaynaklanıyor gibiyse de, artık insanların taleplerinin farklılaşması çok daha etkili. Tüketim çılgınlığı karşısında direnemeyen insanlar cinnet hâline bürünüyor. Kadın, kız, oğlan kendini büyülü bir dünyanın içinde buluyor. Genel anlamda ekonomik olarak insanların bunları karşılaması zaten mevcut duruma göre mümkün olmuyor. Bir taraftan istenen, arzulanan, tüketilen şeyler var, bir taraftan da güç yetiremeyenler bulunuyor.

 

Görünür dünya ile yaşananlar birbirinden çok farklı.

 

Genç bir toplumuz. Genç enerji kabına sığmıyor. Haklı olarak kendi ruh dünyasına göre istiyor, arzu ediyor. Buna kavuşamayınca bunalıyor. Üniversiteyi bitiriyor, istihdam olunacak alanlar sınırlı. Mesleki alanlarda çok sayıda, ihtiyaç fazlası insan olunca büyük çoğunluğu açıkta kalıyor. Evine, odasına kapanan genç düşünme yetisin yitiriyor. İşi gücü bilgisayarlarda, tabletlerde zaman öldürüyor.

 

Zamanı olmayan bir gençlik ile baş başayız. İşi olmayınca ne yapacak? Şu salgın dönemi hepten büyük kitlesel bunalımlara neden oluyor. İşletmeler yeterince faaliyet gösteremiyor, üretemiyor, üretilenler pazar bulamıyor.

 

Salgından ötürü ihtiyaç malzemeleri olan maske üretimi birilerine kapı aralarken, bu çok sınırlı kalıyor. Üstelik sermaye gücü olan yabancılar daha nitelikli ve daha ucuz olanını üretiyor. Yerli pazara da yer bırakmıyor.

 

Asıl önemli olanı da üniversiteyi mesleki anlamda öyle ya da böyle bitiriyor bir genç. Kültür ve düşünce bağlamında hayattan tamamen kopuk. Okumaya gereksinimi yok gibi. Sosyal medyanın, kaba ve özet bilgileriyle yetiniyor. Bir bilgi değildir bu, sadece kısa ve özet bir haberdir bütün bunlar. Önemli olan kitabî kültürdür. Kitap insanda birikim sağlar, hayal dünyasını ve ufkunu açar. İnsana düşünmeye bağlı sezgi kazandırır. Sezgi, öngörüdür. Bu da düşünmeye bağlı insanî bir edim ve oluştur.

 

Okuma insana duyarlık kazandırır. Güzel bir eser insanın ruhunun yücelmesini sağlar.

 

Okuyan insanlar okumayanlardan farklı bir duruma sahip olurlar. Algıları ve bakışları farklılaşır. Yüksek düzeyli toplumların bir özelliğidir bu.

 

Büyük medeniyetlerin insanların kültürü diğerlerine göre farklıdır. Düşünme, hayal etme, sorunların üstesinden gelme, çözümlerde diğerlerinden ayrılır.

 

Günümüz genel havası ile çok farklıdır. Düşünmeyenlerin dünyasıdır susma ve tâbi olma. Düşünmeyenlerin dünyasıdır güdülü olma. İnsanlığın açmazıdır bu durum.

 

Bir millet kendi içinde düşünür ortaya çıkaramıyorsa, düşünenler değer görmüyorsa ve yönelim düşünceye dönük değilse bir geleceğinin olması beklenemez.

 

Düşünce rekabeti yok. Okuma ve anlama arzusu yok. Günlük yaşama ve günü geçirme duygusu daha çok baskın olunca insan, insan olma özelliklerinden uzaklaşıyor.

 

Toplumları baskı altında tutanlar onların düşünme yetilerini köreltmek ve engellemek arzusundadırlar. Ama bu bir yere kadar olur. Çünkü insan düşünen bir varlık ve bu, onun özgürlük alanıdır. Düşünenler kötülüklerden uzaklaşır ve kötülükleri kovar.

Google+ WhatsApp