Düşünmenin boyutları

Düşünmenin boyutları


Düşünmenin boyutları

 

 

Karmaşık, bulamaca dönen zihin dünyalarının insanda oluşturduğu çıkmaz genel bir sorun. Sağlıklı düşünmeyi sağlayan; insana, yön veren gene insan. İnsandan insana fark var. Her toplumun önde gelenleri bulunur mutlaka. O çevrenin merkezidirler. Onlar toparlayıcı olurlar. Ülkelerin ve milletlerin de merkez insanları bilgeleri olur.

Her yüzyıla düşen birkaç kişidir. Onlar öyle ya da böyle yönlendirici olur. Bu kimseler zamanlarında etkili görünmüyor olsalar bile eserleriyle zamanla varlıkları belirginleşir. Müslümanların hemen her dönemde merkez insanları olur. Hz. Mevlâna her dönemin insanıdır. Kendi zamanıyla sınırlı değil. Bu somut örnekten birçoğuna verebiliriz.

Dönemlere veya zamanlara renklerini verenler de bunlardır. Çağlar ve dönemler büyük olaylar ile tanımlanırlar. Onlara bir dönüşüm dönemidir. Ancak bundan daha önemlisi ise düşünce dünyasının merkezine oturanlardır. Gazzali, Muhyiddin İbn Arabî, Mevlâna dönemleri dense belki düşünce tarihi açısından çok daha açıklayıcı olur.

Değişen zamanlar onlarla belirginleşir. Çürümeler bu gibi insanların olmadığı dönemlerdir. Topluma ruh ve renk veren önemli kimselere her dönemde mutlak surette ihtiyaç var.

İçinde bulunduğumuz, geçen yüzyıldan bugüne gene düşünce dünyamızın merkez insanları var. Şöyle de düşünebiliriz. Geçen yüzyılın başından itibaren Mehmet Âkif, Yahya Kemal, Necip Fazıl Kısakürek, Bediüzzaman Said Nursi, Sezai Karakoç ve ardılları olmasa bu dönem nasıl tanımlanabilirdi?

Düşünen insanların sorumluluk alanları var. Üzerlerine düşeni yerine getirenler, fazlasıyla sorunları üstlenenler görevlerini elbette yerine getiriyorlar. Bugün için bu konumda bulunanlara çok daha fazla iş düşüyor. Büyük küresel dalganın etkileri insanlığı kasıp kavuruyor. İnsanlık kendinde değil desek yeridir. Düşünme biçimleri, yorumları, konuşmaları, davranışları kendine ait ve özgü değil. Bir başka varlık gibi. Karışık ve kaotk insan tipleri de denebilir bunlara.

Gündelik hayatta, sokakta veya hemen her ortamda buluşulduğunda dikkat kesilinirse insanların davranışları hem birbirine çok benziyor hem de kendine ait bir durumu söz konusu olamıyor.

İnsanlık, özellikle de bizim insanımız açısından çok önemli bir durumdur bu. Siyasal kesimlere bakılınca; bu, çok rahatlıkla fark edilebiliyor. Düşüncenin en alt veya en üst katmanında olanlar birbirlerine çok benziyorlar. Kalıp ifadeler, benzer söyleyiş tarzları, düşünce denilen kırıntıların hemen hepsi aynı.

İnsanlığın çıkmazı da denebilir. Bundan ötürü kitlelerin savrulması kaçınılmaz oluyor. Siyasal dalgalanmaların nedenlerin başında geliyor. Geleceğini belirleyen de insan. Kendi kaderini kendisi çiziyor denilebilinir. Çünkü insan yapıp ettiklerinden sorumludur. Olumlu ya da olumsuz onun karşılığını görecektir. İnsan kendinin hem cenneti hem de cehennemidir. Cennet ye da cehennem yolculuklarını tercih edenler de kendileridir. Bunu genel anlamda düşüncenin kendisiyle tanımlayabiliriz.

Müslüman olma sorumluluğu çok daha ağır. Çünkü salt kendinden sorumlu değil. En yakınlarından başlayarak daireler hâlinde dışa doğru açılıyor.

İnsana düşünme alanları açmak öncülerle olabilir. Bir milletin öncüleri büyük bir birikme sahiplerse yol açıcılıkları o denli önemli olur. Öncü olmanın önemi büyük. Bir millet büyük ve önemli öncülere sahipse yolculuğunda ve gidişinde zorluklar ile karşılaşmaz. En azından nasıl bir yol tutumu olacak onu bilecek.

İnsan için düşünme en önemli edim. Her insanın elbette bir düşünme biçimi var. Fakat bunun boyutları, durumu ve konumu önemli. Sıradanlıklar insanı bir yere götürmez. Sadece oyalayıcı olur. Büyük düşünüşler insanı uzun yolculuklara ve başarılara götürür.

 

milli gazete

Google+ WhatsApp