Düşünmeme, fikretmemenin sonu

Düşünmeme, fikretmemenin sonu


Düşünmeme, fikretmemenin sonu

 

Düşünmeme, fikretmeme üzerine kurgulanan hayatların insanları zamanla giderek daralan bir çemberin içinde bulurlar kendilerini.

Düşünenler; oylumlu, kapsamlı bakış açılarına sahip olurlar. İnsanları düşünmeden alıkoyan, istemeyen iktidar ve güç sahipleri, büyülerine ve konumlarına zarar vermesinden endişe ederler. Oysa düşünenlerin ufuk ve açılımları kendilerine değil hem yönetenlere hem de yönetilenlere dönük.

İnsanların karanlık kuyulara razı edilmeleri bir kazanım değil. Dönen çarklar, süren yaşama biçimi bu büyülü ortamda neyin nasıl olduğunun anlaşılmasını ve görülmesini engeller. Gün ışığı karanlığın üzerine doğunca her şey ayan beyan olur.

Yeryüzü, kâinat bütün varlığıyla insanın emrine, yararına sunulmuş. İnsanları yönetenler de insanlar. Bu, değişmez bir kural. İnsanları yönetenler insanlar arasında kimi yetenekleriyle kimi başarılarıyla kimileri de kimi oyunlarla yönetici olurlar. Allah’ın insanlığa sunduğu arzda ilk yönetici ve asıl yöneticiler peygamberlerdir. Onlar birer elçidirler. Allah’ın insanlığın yararına olan bir hayat anlayışını, yaşamış, yaşatmışlardır. Bu bağlamda insanlığa uyarı, özellikle Kitabı Kerim’de düşünmeleri için uyarılırlar. Buna rağmen insanlık daha çok çıkar amaçlı yönelimlere eğilim göstermişlerdir, gösteriyorlar. Bu da değişmeyen bir gerçek.

Yönetimi ele geçirenlerin en hoşlanmadıkları şey dışarıdan kendilerine öneride bulunulması ve özellikle de adalet ve hakkaniyet konusundaki uyarılarıdır. Ne yazık ki Müslüman olan kimi sultanlar da bundan pek haz etmemişlerdir. Saltanatlarına ve konumlarına halel gelir endişesiyle adaletsizliklerinden geri kalmadıkları gibi, bilgeleri, âlimleri de susturmuş ve hapse atmışlar. Her şeyi göze alanlardan zulme ve baskıya aldırmadan söyleyeceklerinden geri kalmamışlardır. Çünkü hakikat hiçbir zaman saklanamaz, üstü örtülemez. Kuyuya vuran ışık gibi o mekânda bulunan ne varsa ortaya çıkar.

İnsana tuhaf gelen ve özellikle İslâm’ı temsil noktasında gibi görünenlerin şu faizci, laik, seküler, kapitalist sitem içinde, sistem adına yaptıklarının bir Müslüman lidere atfolunması yüzünden İslâm karşıtlarının İslâm’a saldırı bahanesi bulmalarıdır.

Yenilgiler mevcut yaşama biçimi, sistemi, hayatının bir sonucu. Üstelik bu sistem içindeki yenilgilerin bir düşünce sistemine dönük olması üzerinden en çok durulması gereken.

Bir toplumun Müslüman aydınları, söyleyeceklerini söyleyemiyorlarsa, süreçteki yanlışları dile getiremiyorlarsa sorun onların üzerinde baskı kuranlardadır. Fakat asıl sorun söylenmesi gerekenleri söylemeyenlerin tutumunda. Her şeye karşın söylenmesi, anlatılması gerekenlerin anlatılması gerekiyor.

Sağlıklı bir dönemde değiliz. Yanlış yaklaşımlar insanları yanıltıyor.

Sol diye tanımlanan tarafın bir bireyinin belediye başkanı seçilmesinin aslında iyi gözlemlenmesi gerekiyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına seçilen kişi mal varlığını açıkladı. Kişinin malvarlığı bizi ilgilendirmez. Asıl önemlisi kişinin nasıl bir konumda olduğu. Yani emekçi, işçi, ya da servet düzeyi ortalamanın üzerinde. Üstelik muhafazakâr görünümlü biri. Bu kimseye sosyalist demek ne kadar doğru, ya da daha başka bir yakıştırmada bulunmak gibi. VİP’den geçme duygusu halktan biri gibi olmadığını da gösteriyor. Elbette bunlar zamanla daha iyi anlaşılacak.

Şu mevcut sistem içinde seküler ve doygun hayat yaşayanların İslâm adına, tanımlanmaları yargılanmaları ne kadar sağlıklı bir durum? Günümüz dünya sistemi içinde Peygamberimiz bugün yaşamış olsaydı, lüks arabaya, uçağa biner miydi binmez miydi gibi tuhaf sorulara verilecek olan karşılık da şu olmalı. Döneminde kralların korkunç saltanatları karşısında hayatı boyunca elde edilen ganimetler, alınan zekât ve yardımlar olmasına karşın Efendimizin köşkleri mi, sarayları mı, çocuklarına bırakılan servetler mi söz konusu. Sonuçlara bakılmadan yapılan karşılaştırmaların hiçbir değeri yoktur ve olamaz.

 

milli gazete

Google+ WhatsApp