Düşman Çanakkale’yi geçseydi ne olurdu?

Düşman Çanakkale’yi geçseydi ne olurdu?


Düşman Çanakkale’yi geçseydi ne olurdu?

 

 

“Tarihin ruhu” yaşıyor! Yaşamasaydı, Yeni Zelandalı Hristiyan terörist, Cuma namazı sırasında Müslümanları katlederken kullandığı otomatik silahın üzerine, tarihi tüm dönüm noktalarımızı yazar mıydı?

Anzaklı dedelerin çocuğu, Niğbolu’dan, Viyana’dan başlamış, Ayasofya’ya kadar gelmiş. Bundan da belli ki, bu “bireysel bir olay” değil, Avrupa’nın bize bakış açısının terörize olmuş halidir.

Ama bugünkü soru başka: “Müttefik Donanması, 104 yıl önceki saldırıda (18 Mart 1915) Çanakkale Boğazı’nı geçip baştanbaşa ülkemizi işgal etseydi, ne olurdu?”

Elbette bunu kesin olarak bilmemize imkân yok. Ancak tarihlerine ve işgal edip sömürdükleri ülkelerde yaptıklarına bakıp, bazı tahminlerde bulunabiliriz…

İstanbul’da kendi kontrolünde bir hükümet kurup Osmanlı İmparatorluğu’na son verecek, tasarlayıp daha sonraki yıllarda gerçekleştirdiği gibi, Filistin’de bir “Siyonist devlet” kuracak, nihayet petrol yataklarına el koyacak, Musul ve Kerkük gibi zengin petrol bölgelerini üzerine geçirecekti.

Müslümanların bir daha toparlanamaması, bir araya gelip İngiliz çıkarlarını tehdit edememesi için, “Birleşik güç sembolü” olan hilafeti kaldıracak, bir daha dirilememesinin envaiçeşit tedbirlerini de alacaktı… 

Tarihimizi yeniden yazıp ceddimizle ve yüzyıllarca birlikte yaşadığımız İslam dünyasıyla bağlarımızı koparmaya çalışacak, Avrupa’ya hayranlık duymamızı sağlayacaktı (Fransızların Cezayir’de yaptığı gibi)…

Kimi örtülü, kimi açık asimilasyon politikalarıyla kıyafet, kültür, tarih, müzik, din ve bunlara bağlı konularda bizi kendine benzetmeye çalışacaktı. Onların yazdığı tarihi okuyacak, onların müziğini çalacak, onlar gibi giyinecek, onlar gibi konuşacak; zaman içinde onlar gibi olduğumuzu düşüne düşüne, köklerimizden koparak, gitgide Tuna Bulgarları (asimile olmuş Türkler) gibi olacaktık…

Bu kıvama geldiğimizde muhtemelen alfabemizi değiştirecek, kendi alfabesiyle okuyup yazmamızı sağlayacaktı: Tabii bu durumda kütüphaneler mezarlığa dönüşecek, ciltler dolusu kitap anlamsız hale gelecekti…

Döviz yokluğu bahanesiyle haccı ve umreyi yasaklayacak, ders kitaplarında Kâbe küçümsenecek, Hacer-ül Esved’le alay edilecek, kısacası Kâbe hasreti milletin yüreğinden yavaş yavaş sökülecekti…

Kendi kıyafetini dayatacak, şapkasını giydirecek, kadınların sırtından çarşafını çıkaracaktı...

Camilerden bazılarını satıp bazılarını sırf tarihi kıymetlerinden dolayı muhafaza ederken, Ezan-ı Muhammedi’yi belki değiştirecek, belki de tamamen kaldırmayı deneyecekti…

Lisanımızla oynayacak, başarabileceğine gözü kestiği takdirde İngilizceyi “resmi dil” ilân edecek, bunu yapamazsa, Türkçe’nin içini “Gâvurca” kelimelerle dolduracak, gençlerin yaşlılarla irtibatını koparacaktı…

Milliyetçi/mukaddesatçı yazar ve şairlerimiz bir şekilde ya öldürülecek veya ülke dışına sürülecekti… 

 “Feth-i Mübin” gerçekleşmemiş gibi yapıp, “Bizans eseri” olduğu gerekçesiyle Ayasofya’yı büyük ihtimalle kiliseye dönüştürecek, buna cesaret edemediği takdirde ise “ne size ne bize-ne cami ne kilise” formülü uygulayacaktı…

 Zenginliklerimizi birkaç aile marifetiyle sömürecek, bu aileler yurtdışı ortaklarıyla el ele Türkiye’yi yağmalayacaktı…

Hukuk sistemimizi değiştirecek, hukukun İslâm’la bağlantısını yok edip “Avrupa hukuku”nu getirecekti…

Laiklik maddesini kendi öngördüğü anayasaya sokacak, buna dayanarak dini eğitim veren tüm okulları kapatacak, imam-hatip yetiştirmeyi ve Kur’an öğretmeyi yasaklayacaktı…

“Yürek adam” yetiştiren tekke, zaviye ve dergâhlarla birlikte, ilmin yanı sıra “hikmet” ve “irfan” da öğreten medreseleri kapatıp tarikatları “yasadışı” ilân edecekti…

Türkiye’ye kendi takvimini, kendi saat şeklini getirip zamanın ibadetle ilişkisini kesecekti…

İslâmî sanatları “sanat” saymayacak, İslam’ın yasakladığı sanatları (heykel gibi) teşvik edecek, sanatı İslâmî hayattan ayıracaktı…

Darwin teorisini “kesin bilgi” gibi okullarda okutup nesillerin yaradılışla bağını koparacaktı…

Adımız “John” ya da “Yorgo” olur muydu bilmiyorum (Yunanistan’da 300 sene kaldık, ama Yunanlıların adı “Ahmed-Mehmed” olmadı), bildiğim şu ki, 18 Mart 1915 günü Müttefik Donanması, kurguladığı gibi Çanakkale Boğazı’nı geçip İstanbul’u ve Anadolu’yu işgal etseydi, şimdiye kadar çekilmek zorunda kalır, biz de Hindistan gibi, eski halimize hızla dönerdik.

Benden bu kadar. Siz isterseniz başka bazı maddeler de ekleyebilirsiniz. Yalnız şu noktayı dikkate almamız lâzım: Tarih ya da siyasette hiçbir sonuç tek bir sebebe bağlanamaz ve her olay kendi özel şartları içinde değerlendirilir. 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp