Dünyanın gözlerini kaçırdığı son yer: Doğu Guta

Dünyanın gözlerini kaçırdığı son yer: Doğu Guta


Dünyanın gözlerini kaçırdığı son yer: Doğu Guta

 

 

Suriye’de insanlık öldü… Yedinci yıldır devam eden savaş internet teknolojilerinin, sosyal medyanın son noktaya ulaştığı dönemde gerçekleşti. Gözümüzün önünde kadınlar, çocuklar öldü. Her yer parçalanmış çocuk cesetleriyle, kana bulanmış bebek yüzleriyle doldu. Bir çocuk ölümüne üzülen, isyan eden ikincisine üzülemez oldu. Suriye’de insanlık uyuştu, hissizleşti, görmez, duymaz, konuşmaz oldu.

Suriye’de gerçekler öldü… Katil Esad’ın ilk yalanı “Beni devirmek isteyenler halk değil, teröristlerdir, aşırılardır, ‘cihadcı’lardır,” oldu. Bir yandan Suriye sahasını aşırıların at koşturabileceği bir alana çevirdi, öte yandan kendi insanlarını sınır tanımadan öldürmeyi sürdürdü. Esad’ın katlettiği insanların fotoğraflarını muhalifler öldürmüş gibi, Türkiye öldürmüş gibi sunanların ardı arkası kesilmedi. Gazeteciliğin, haberciliğin ulaşabileceği son noktaya eriştiği döneme rastladı Suriye savaşı. Buna rağmen kirli bilgi, propagandaya kurban edilmiş gerçekler, yalan haber ve ajan gazeteciler Suriye’den hiç eksik olmadı.

Suriye’de değerler, ilkeler öldü… Batı ağzına sakız ettiği tüm insan hakları, özgürlük, demokrasi, hak ve adalet türü söylemlerinin üzerinde tepindi Suriye’de. Jeopolitik uğruna tüm ilkeler, değerler teker teker çiğnendi. Batılıların “Esad giderse yerine kim gelir? Ya sandıklardan Mısır’daki, Libya’daki gibi İslamcılar çıkarsa?” korkuları, kaostan ve istikrarsızlıktan istifade haritaları yeniden şekillendirme çabaları, bir zamanlar bu palavralara inanmış olan vicdan sahibi insanlara bile “Nerede sizin adaletiniz? İnsan haklarınız? Bu mu sizin demokrasi anlayışınız?” dedirtti.

Öte yandan, Esad’ın destekçileri İran ve Rusya ile kurduğu hat, ‘emperyalizm karşıtlığı üzerinden inandırıcılığını artırmak için güçlü bir retorik oturttu. Soğuk Savaş dönemi artığı sol ideolojinin tutunduğu yegane damar bu oldu. Ancak ABD’nin mide bulandırıcı dış politikalarından sıtkı sıyrılmış olan vicdan sahibi insanlar bile günün sonunda kendi kendini “Tamam biz de anti-emperyalistiz de, hangi anti-emperyalizm çoluk çocuk ayırt etmeden katliam yapmanın, kendi insanlarını öldürmenin gerekçesi olabilir?” sorularını sorarken buldu.

Suriye’de bir milyon civarında insan öldü. “Civarında...” diyorum çünkü BM çok uzun zaman önce ‘ölü saymayı’ bıraktı. Yaralıların sayısı en az 2,5 milyon, ki bu yaralanmaların çok büyük bir kısmı uzuvlarını kaybeden insanlardan oluşuyor. Tutuklanan, kaybolanların sayısı yüz binlerle ifade ediliyor. Yaklaşık 8 milyonu başka ülkelerde içler acısı bir halde sığınmacı haline gelen en az 15 milyon insan yerini yurdunu terk etmek zorunda kaldı. ‘Suriyeli’ tanımı, zihinlerde tınısı ‘dilenciler, istenmeyen göçmenler, radikaller, teröristler, vb.’ şeklinde yankılanan türlü ifadenin yerine kullanılır oldu, Suriyeliler insanlıklarından koparıldı. Bir millet paramparça oldu.

Bugün süper güçlerin son teknoloji silahlarını denediği, yeni nesil savaş taktiklerini test ettiği, dar alanın dışına çıkarsa 3. Dünya Savaşı’na gidebilecek çatışmaları sahada silahlandırdıkları unsurlar üzerinden, adeta online savaş oyunu oynarmışçasına kumanda odalarından yönettiği çatışmalarla bezeli, kanlı bir satranç tahtasına dönmüş vaziyette Suriye. İçeride perişan olan milyonların hiçbir söz hakkı yok. O sessiz ve mazlum kalabalığın, milyonların sesi olmaya çalışan, tüm tarafların adaletsizliğini haykıran, yapılan yanlışları, haksızlıkları, yalan dolanı tüm kürsülerden haykırmaya çalışan Türkiye ise, kirli ajandalara engel olduğu, taş koyduğu için cezalandırılmaya çalışıldı. Suriye savaşının kendi sınırları içine taşınması tehdidiyle karşı karşıya kaldı; terör örgütlerinin korkunç saldırılarını göğüslemek zorunda kaldı.

Görüyorsunuz, Türkiye’nin diplomatik manevralarına paralel İdlib ve Afrin’de sahaya bir kez daha girmesiyle kendi oyun planlarının yeniden engelleneceğini görenler, haftalardır kirli pazarlıklar peşinde. Bir yandan şiddetin geçmiş yıllara oranla azaltıldığı bölgelerde yeni rekabetler su yüzüne çıkartılır ve Suriye iç savaşı yeni bir çatışmalar sürecinde girerken, iki gün önce Afrin’de olduğu gibi Esad yanlısı İran destekli paramiliter güçlerin Suriye PKK’sına Afrin’de destek vermek ve Türkiye’nin kararlılığını test etmek için yaptıkları hamleler var. İlk kez yaşanmayan, son kez de olmayacak olan bu girişimin, bir aydır dile getiriliyor olmasına rağmen ABD Dışişleri Bakanı Tillerson’ın Türkiye ziyareti sonrasına denk gelmesi manidar. “PKK’ya ‘rejimle anlaş’ yeşil ışığını Pentagon mu yaktı?” sorusu bir kenarda dururken, Rusya’nın olası bir anlaşmayı durdurması fakat mevcut durumu Ankara’yı Şam’la görüşmeye zorlamak için kullanıyor olması, Suriye’de insanlık, gerçekler, ilkeler, değerler ve milyonlar öldükten sonra karşımızda bir tek savaşın çıplak soğukluğunun kaldığını gösteriyor.

Ve bu sırada Ankara’ya ‘görüş’ baskısı kurulan Esad rejimi, İdlib’den sonra bir kez daha Doğu Guta’da korkunç katliamlara imza atıyor. Tıpkı İdlib gibi Doğu Guta da Astana’da gerilimi azaltma bölgelerinden biri ilan edilmişti ancak son iki günde rejimin ablukası altındaki 400 bin sivilin yaşadığı Şam’ın banliyösünde 200’den fazla insan rejimin ağır bombardımanında yaşamını yitirdi. Uzun süreli abluka koşulları, açlık, susuzluk, yoğun bombardımanlar, kimyasal saldırılar ve benzeri türlü zulme karşı direnen Doğu Guta, sayısını unuttuğumuz kim bilir kaçıncı kent bu acılara dayanmaya çalışan?

Ve kim bilir kaçıncı kez BM gibi, UNICEF gibi mevcut dünya düzeninin başat kurumları, ‘barış’ı ağzından düşürmeyen dünya liderleri, medya, insan hakları kuruluşları ve kamuoyu vicdanları test ediliyor Suriye’de? Esad kalsın diye bunca katliama destek olarak Suriye’yi alabildiğine istikrarsızlaştıranlarla, Esad kaldığı müddetçe istikrarsızlık devam edeceği, kendi ajandalarını işletebilecekleri için bu katliamlara göz yumanlar arasına sıkıştı kaldı dünya. Bakalım bu mezalim nereye kadar devam edecek?

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp