Dün “Öğrencilere akıl verenlerle dövüşelim” derken, bugün akıl veriyor!

Dün “Öğrencilere akıl verenlerle dövüşelim” derken, bugün akıl veriyor!


 

42 yaşında, hem de daha önce sadece 8 kadının rektörlük görevine getirildiği bir ülkede, siz 9. kadın rektör olarak o koltuğa oturursanız..

 

Aynen Ali Babacan gibi..

 

Aynen Ahmet Davutoğlu gibi..

 

“Küçük küçük dağları (hâşâ) ben yarattım” noktasına evrilirsiniz.

 

Öyle de olmuş..

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin ancak 84. yılında, 9. kadın rektör olarak, AK Parti iktidarında koltuğa oturan Deniz Ülke Arıboğan, şimdi Boğaziçi Üniversitesi özelindeki rektör ataması için ahkam kesiyor.

 

Ne imiş?

 

“Koca üniversitenin istisnasız tüm hocalarının istemediği bir rektörü atamak için öğrenciye, hocaya, üniversite itibarına yönelik böyle bir hoyratlığı, inadı görmedim!”

 

Bu hanımefendi bir bilim insanı öyle mi?

 

Kendi anlatımına göre, “Üniversiteye 34 yıl önce asistan olarak girmiş” öyle mi?

 

“Öğrenciler yetiştirmiş” öyle mi?

 

Haydi buyursun, göstersin, Boğaziçi Üniversitesi’nin tüm hocalarının, Prof.Dr. Melih Bulu’yu istemediğini ispatlasın..

 

Bize bu yönde bir veri göstersin..

 

Üstelik, kendi beyanı ile “istisnasız tüm hocalar.”

 

Gösterin, biz de, “Ne oluyor burada?” diyelim.. “900 hocanın bulunduğu bir yerde, istisnasız herkesin karşı çıktığı bir isim nasıl oldun sen?” diyelim..

 

Deniz Hanım’ın gösterdiği, gösterebildiği bir veri yok.

 

Bilim insanı gibi değil..

 

Kendisini 13 yıl önce rektörlük görevine getiren bir siyasi iktidara nankörlük yapma uğruna bu sözü sarfediyor..

 

Bilim insanı sıfatını kullanarak, algı oluşturuyor..

 

Tiyatro oynuyor..

 

Metin Akpınar’lar, Müjdat Gezen’ler, İlyas Salman’lar yetmedi..

 

Şimdi bir de Deniz Ülke Arıboğan’lar karşımıza çıkıyor..

 

Hani rektörlük seçimi ile ilgili somut bir proje üretmiş olsalar..

 

Veya, “Dünya genelinde kabul gören şu proje var, şu sistem var” deseler..

 

Biz de kulak kabartacağız.

 

Ama ne bir önerileri var, ne de dünya genelinde gösterebilecekleri, “Öğrenci istemiyorsa, o kişi rektörlükten istifa etmeli” iddialarını ispat edecek bir örnekleri var..

 

Hani, şunu da hatırlatalım..

 

Bu hanımefendi, Bahçeşehir Üniversitesi’ne rektör olarak atandığında, tüm öğrenciler, kendisini kapıda mı karşılamıştı?

 

Rektörlük dönemi sonrasında da yaşanmış olsa, rahmetli Anayasa Hukuku Profesörü Burhan Kuzu’nun, üniversitede öğrencilerin saldırısına uğramasını, o günlerde Deniz Hanım nasıl yorumlamıştı?

 

Kendi sözlerinden aktarayım:

 

“AB standartlarına göre dinleyicilerin üç dakika protesto hakkı vardır. Sonrası kürsü hakkını gaspa girer..”

 

Dün protesto hakkı “üç dakika” ile sınırlı idi de, şimdi nasıl oldu da, “sınırsız” oluverdi?

 

“Öğrenci ne istiyorsa, o” oluverdi?

 

İzah etmeli, Deniz Hanım.

 

O tarihte, “Öğrenciler, ancak örgütlü olmadıkları durumda iyi niyetli görülebilir” diyen de Deniz Hanım..

 

Ama bugünkü tabloda, her çeşit, hem de illegal örgüte sempatizanlık içinde olan öğrencileri bile takdire şayan buluyor, Deniz Hanım..

 

Nankörlüğe evrilmeden önce “Öğrencileri doğru yola sevketmek lazım” diyen Deniz Hanım, bugün “Öğrenciler ne derse, o yapılmalı” noktasına gelmiş.. 

 

Rahmetli Burhan Kuzu’nun öğrenciler tarafından üniversite içinde düzenlenen bir etkinlikte konuşturulmamak istenmesine şu sözlerle net şekilde itiraz etmiş Deniz Hanım:

 

 “Hocam siz sonuna kadar haklısınız. Helal olsun orada da korkmadan bulundunuz. O kürsü sizin. Bu çocuklara kızmayın, ama onlara akıl verenlerle birlikte dövüşelim.”

 

Çok değil, daha 10 yıl önce, öğrencilerle değil, “akıl verenler”le dövüşmekten bahseden Deniz Hanım, şimdi kendisi “akıl veren”ler safına savrulmuş..

 

Politikacılar için söylenir ama..

 

Bir gün söylediklerini, ertesi günü değiştirdikleri genel bir eleştiridir ama..

 

Bilim insanları da, bu kadar mı değişir?

 

Bu kadar mı birbirine zıt söylemleri savunur hale düşer?

 

Hani şu sözüne, bir bilim insanı sıfatı ile bu kadar siyasi bir cümle kurmasına ben bile itiraz eder, gereksiz bulurum ama, o çekinmemiş:

 

“İnsanlar değişim dönemlerinde ‘reaksiyoner’ olabilirler. Bu eylemler, üçüncü dönem seçilmesi muhtemel AKP’yi seçimle yenemeyeceğini anlayan muhalefetin doğal tepkisidir.”

 

Eee?

 

Şimdi ne oldu?

 

Ne değişti Deniz Hanım?

 

Ne değişti de, siyasilerin bugünlerde sık sık tekrarladıkları üzere, “AK Parti’yi yenemeyeceğini bilen muhalefet, işi sokak hareketlerine dönüştürmek istiyor. 5. kol faaliyetleri yürütüyor” tespitlerini görmezden gelip, o tahriklere siz de katkı sunuyorsunuz?

 

Deniz Hanım’dan bir başka çelişkili tavır daha sunayım..

 

2017 yılındaki referandumda, rektörlerin “Evet oyu verilmesi daha doğrudur” açıklamalarını, bakın nasıl eleştirmiş Deniz Hanım:

 

“Rektör kimlikleriyle siyasi açıklama yapamazlar. Yönetmeliğe göre disiplin suçudur.” 

 

Rektör kimliği ile referanduma “Evet” veya “Hayır” diyemiyorsunuz..

 

Ama o rektörün, şu kişi veya bu kişi olması gerektiğini, siyasi söylemlerini ayan beyan açık eden öğrencilere belirletiyorsunuz..

 

Bu nasıl bir mantık? Bu nasıl bir bilim insanlığı?

 

Deniz Hanım’ın söyleminin iflas ettiği nokta ise, tam da Boğaziçi Üniversitesi’nde yeni atanan rektöre, tüm hocaların karşı çıktığına yönelik palavrasını, bilimsel akıl ile eleştirdiği eski değerlendirmesi..

 

Ne demişti, Prof.Dr. Melih Bulu için, Deniz Hanım: “Koca üniversitenin istisnasız tüm hocalarının istemediği bir rektör!”

 

Bakın, referandum ile ilgili rektörlerin “evet-hayır” değerlendirmesinin, “ittifakla karar verilme” görüntüsünü eleştirirken, 3 yıl önce ne yorumda bulunmuş, aynı bilim insanı olma iddiasındaki Deniz Hanım:

 

“Bütün üniversitenin aynı fikirde olduğu iddiasıyla açıklama yapılıyorsa, ‘oranın bir üniversite olmadığını’ rahatlıkla söyleyebiliriz.”

 

Yaaa..

 

İşte böyle..

 

İşinize gelince, “Bir çatı altında herkes aynı fikirde ise, orada bilim yoktur. Bilim, farklı görüşü de içinde barındırır” deyin..

 

Ama işinize gelmediği anda  ise, hemen “Bütün hocaların istisnasız istemediği rektör” diyerek algının kralını yapın..

 

“Bütün hocaların istemediği söyleniyorsa, burada bir sorun vardır. Burada bilim insanları değil, emir-komuta zinciri içinde karar veren insanlar vardır” diyeceğinize..

 

“Hoyratlığı bırakın, istifa edin” deyin..

 

Ne diyelim..

 

Böyle olur, Türkiye’nin bilim insanları.

 

Böyle olur, genç yaşta, büyük makamlara oturtulanların “vefa”sı..

Google+ WhatsApp