Düğümlerimiz hakkında

Düğümlerimiz hakkında


“Kendini aşamayan insanın geçmişi yoktur, daha doğrusu geçmişin içinden çıkamaz, hep onun içinde yaşar” diyor Friedrich Schelling, ‘Clara’da.

Bir toplumun sürekli aynı meseleler üzerinde konuşup tartışarak yaşaması, üstelik bu meselelerin hiçbirinde makul bir varış noktasına ulaşamamış olmasını normal kabul edebilir miyiz? Geçmişle problemlerimizi çözememiş, buna ilişkin bir muhakeme geliştirememiş, aksine en hayati yüzleşme mecburiyetlerini bile klişe tartışmalara rehin bırakmış bir toplum için çözülmesi zor düğümler bunlar. Düğümleri çözmek için önce irade gerekir, sonra sabır gerekir, gayret gerekir, öğrenme samimiyeti ve çözümleme kabiliyeti gerekir, elbet azıcık da ustalık gerekir. Bunlar olmadan çözmeye çalışılan her düğümün hem daha da çözülemez hale gelmesi hem de başka düğümler için gerekli hareketi tetiklemesi muhtemeldir. Toplumsal hayatımızın çözülemez her düğümünü gittikçe daha da çözülemez hale getiren biziz. Meselelerin neden düğümlendiğini, nasıl çözülemez hale geldiğini anlamamızı sağlayacak dikkati göstermeye bir türlü yanaşmadığımız için oluyor bütün bunlar.

“Bir şeyin doğrusunun ne olduğunu bulabilmek için” dedi yanındakine, “önce yanlışın nerede olduğunu bilmek gerekmez mi?”

Aslında hiçbir düğüm çözülemez değildir. Eğer gerekli sabrı göstermeye hazırsanız, basit bir tekniği vardır düğümleri çözmenin. Ne yapacaksınız? Düğümü anlayacaksınız önce... Nasıl yapacaksınız bunu? Düğümlenme sürecinin geriye doğru izini sürerek... Düğümün son ilmiğini anlayıncaya kadar... Sakinliğinizi kaybedip telaşa kapılırsanız bu mücadeleyi daima düğüm kazanır. Toplumsal meseleler de bundan farklı değildir. Meselelere aklıselimle, sakin ve sabırlı yaklaşmadığımız için, problemi ortaya çıkaran süreci anlamak için gerekli gayreti göstermediğimiz için çözemiyor, her geçen gün biraz daha düğümlüyoruz meselelerimizi. Üstelik bu başarısızlıklar hepimizin sinirlerini bozuyor sürekli ve bekleneceği üzere telaşımıza öfkemiz de ekleniyor. Düğümlerin insanlarda görmeyi en çok isteyeceği halet-i ruhiye de bu olsa gerek!

“İnsan bir dağı aşabilecek bir yolcu olarak görmeli kendisini. Eğer dağ orada olmasa, yol çok daha kısa olabilirdi ama dağ orada ve yolcu da dağı aşmalı” diye yazmış Johann Wolfgang Von Goethe, ‘Genç Werther’in Acıları’ kitabında.

Aşılması gereken bir şeyleri aşabilmek için mesafe alıyor olması gerekir insanın. Karşılaştığı yeni durumlara ilişkin bir kalbi ve zihinsel gayret gösterebiliyor olması gerekir. İnandığımız değerlerde sabitkadem olmayı istiyor olmamız, dünyanın geçirdiği büyük değişim içinde alışık olmadığımız birtakım yeni durumlar, fikirler ve hareketlerle karşılaşmayacağımız anlamına gelmiyor. Bu mecburiyeti yok sayarak öbekler halinde kafalarımızı kuma gömmek bizi elbette kurtarmayacak. Darda kalınca; muhtevası ne kadar doğru olursa olsun belli bir fikriyatı ezbere tekrar etmekten bir fayda hasıl olmuyor, bunu artık görmüş ve anlamış olmamız lazım... Yapılması gereken yeni zamanlarla, yeni fikir ve hareketlerle, yani hiç öngörmemiş olduğumuz birtakım yeni durumlarla yüzleşmek, olan biteni kendi değerlerimizi esas alarak yeniden değerlendirmek ve yeni hayatın gerçekleri içinde pratik anlamlar ifade edecek biçimde sağlam neticeler üretmek durumundayız. Aksi halde, bozuk plak gibi hep aynı nakarata dönüp duracağız. Haşmetli bir değerler dünyasının hem gülünç hem de acıklı karikatürlerine dönüşeceğiz.

“Hayat kimileri için canlı kanlı bir şeydir” dedi beyaz saçlı adam,”kimileri içinse kendilerini içine kapattıkları bir müze!”

Google+ WhatsApp