Dost, sırlarınızı emanet ettiğiniz kişidir

Dost, sırlarınızı emanet ettiğiniz kişidir


Hz. Peygamber, "Müslüman elinden ve dilinden emin olunan kişidir" buyurmuş ve güvenilirliğin önemine vurgu yapmıştır. Güvenmek sevmekten daha önemlidir. Kalbiniz tercihini yapar ve davranışlarını tasvip etmediğiniz kişilere de sevgi besleyebilirsiniz. Güvendiğiniz kişi ise arka bahçenizin kapısını açtığınız, sırlarınızı emanet ettiğiniz özel bir kişidir. Zira onun size zarar getirmeyeceğinden, kendi onurunu koruduğu gibi sizin onurunuzu da koruyacağından eminsinizdir.

 

İnsanlarla paylaşamayacağımız ve bedenimizle birlikte gömülecek olan sırlarımızı arka bahçeye atar ve kapıyı kilitleriz. Ancak öyle anlar olur ki, sakladığımız, gizli tuttuğumuz sırlarımız büyüyerek ağır bir yüke dönüşür ve bu yükü taşıyamaz hale geliriz. Böyle durumlarda cesaretimizi toplayıp, bir terapiste gider ve kuyuya gömdüğümüz sırları paylaşıp,  düşüncelerimizi yeniden yapılandırmaya çalışırız.

 

Arka bahçeye terk edilen sırları bir terapist ile değil de bir dost ile paylaşmaya ihtiyaç duyanlar da vardır. Fakat adı üstünde, paylaşılacak olan bir eşya değil, sırlardır, yaşanmışlıkların fotoğraflarıdır ve bu fotoğraflar aşikâr edildiği takdirde kişi aile ortamında ya da ekonomik, sosyal, ticari hayatında bazı sorunlarla karşılaşabilir. O nedenle insanlar günübirlik olayları herkesle paylaşabilirler ancak sırların paylaşıldığı kişi güvenilen özel bir kişidir.

 

İslam sırların saklanmasını emretmiş ve sırrın ifşasını bir hak ihlali olarak değerlendirmiştir. Zira sır bir emanettir, kişi kendisine bırakılan emanet bir eşyayı korumak için nasıl itina gösteriyorsa, verilen sırları saklama noktasında da aynı hassasiyeti göstermek zorundadır.

 

AĞAÇLARLA KONUŞAN KADIN

 

Yıllar önce çalıştığım kurumda yaşlı bir kadınla tanışmıştım. 70 yaşındaydı ve yalnız yaşıyordu. Ailenin tek çocuğuydu, babasını 10 yaşında kaybetmiş, kendi ifadesiyle evlenmeyip hayatını annesine adamıştı. Annenin vefatından sonra zor günler geçirmiş, içini dökecek bir dosta, bir arkadaşa ihtiyaç duymuş fakat böyle bir kişiye rastlayamayınca sırlarını ağaçlara açmış ve ağaçlarla konuşmuştu. Kendisi ağaçlarla olan dostluğunu şöyle anlatmıştı:

 

“Gençliğimde yalnızlığı severdim ama insan yaşlanınca içini dökebileceği, sırlarını açabileceği, hasbıhal edebileceği dostlara ihtiyaç duyuyor. Aşırı koruyucu bir ailede büyümüştüm ve pek arkadaşım yoktu, hayatımı anneme adamış ve evlenmemiştim. Yaşlılıkta dost edinmek de kolay olmuyor. Korkuyorsun, güvenmiyorsun, acaba diyorsun... Kendimi çok yalnız hissettiğim bir gün evin önündeki ıhlamur ağacına yaslandım ve ağaçla konuştum, bütün sırlarımı anlattım ağaca, içimi döktüm. Ağacın dili yoktu dolayısıyla verdiğim sırları ifşa edecek değildi, arkamdan konuşacak, bana zarar verecek bir gücü de yoktu. Ağaç hiç bir tehlike arz etmiyordu, kuyumu kazacak, gönlümü kıracak habis bir kişi ile konuşmaktansa ağaçla konuşayım daha iyi dedim ve ne zaman ihtiyaç hissetsem gidip derdimi döktüm ağaca...”

 

Bir kadının bir ağaca insan rolü verip konuşmasını yadırgayabilirsiniz ancak insanın iletişime, kendi türüyle ünsiyet kurmaya ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacın karşılanmadığı durumlarda kişi bu boşluğu doldurabilmek için çareler arar. Aradığı sıcak bir dost tebessümüdür aslında ama bunu bulmak pek de kolay değildir ve kişi arayışlarını hep sürdürür.

Google+ WhatsApp