Dost acı söylemez

Dost acı söylemez


Dost acı söylemez

 

 

Aliye İzzetbegoviç’e ait olan şu ifadeler dikkatimi celbetti: “Ben olsam Müslüman doğudaki tüm mekteplere eleştirel düşünme dersleri koyardım, Batı’nın aksine doğu bu acımasız mektepten geçmemiştir ve birçok zaafın kaynağı da budur.” Aliya’nın bu önerisi dikkate alınsa ve okullarda yapıcı eleştirinin nasıl yapılacağı çocuklara öğretilse sanırım bu kadar cedel seven bir toplum olmazdık. Gerçi eleştiri bizim insanlarımızın en sevdiği en rağbet ettiği şeydir o yüzden kolay kolay vazgeçemezler diye düşünüyorum.

Toplu taşıma araçlarından kahvehanelere, alışveriş merkezlerine kadar hayatın tüm safhalarında insanlarımızın negatif odaklı gözlemler yapıp muhatabı eleştiri yağmuruna tuttuklarını görürsünüz. Öğretmen öğrencisini, ebeveynler çocuklarını, komşu komşusunu, arkadaş arkadaşını negatif odaklı gözleme tabi tutar ve yerden yere vurur. Bu durum nefret ve öfke gibi duyguların ortaya çıkmasına ve insanların birbirlerinden duygusal anlamda uzaklaşmalarına neden olur. Peki, birbirimize nasıl aynadarlık yapacağız? İnsanlara hatalarını görmeleri noktasında nasıl katkı sağlayacağız? Tebliğ görevimizi nasıl ve hangi yöntemlerle yapacağız? Elbette bunun değerler ekseninde bir metodu bir formatı olmalıdır, olmak zorundadır. Her şeyden önce kendimize şu soruyu sormak zorundayız: Karşı tarafın hatalarını dile getirirken nefsi bir itki ile hareket edip komplekslerimizi mi yansıtıyoruz, yoksa muhatabın hatasını iyileştirmesine yardımcı olmak mı istiyoruz? Öncelikle niyetimizi kontrol etmeli sonra da muhatabı tanıyıp hitap ederken onun kişisel özelliklerini dikkate almalıyız. İfadelerimizi sarf ederken karşı tarafı rencide etmemeye özen göstermeli ve kişisel haklara saygı göstermeliyiz. Bir kişiyi kusurları ile yargılamak, eleştirmek, aşağılamak, alay etmek dinen yasaklanmıştır. Kişinin hatalarını iyileştirmesi için yapılan yapıcı eleştiri ise Resulullahın tebliğ metodu ekseninde yapılmalıdır.

Yapıcı bir eleştiri, yapıcı bir uyarı mutlaka olmalıdır ancak burada hedefimiz karşı tarafın zayıflığı üzerinden beslenmek ya da komplekslerimizi doyurmak olmamalıdır. Aksine niyetimiz kötü olan fiilin iyileştirilmesi olmalıdır. Aksi takdirde ifadelerimiz karşı tarafı düzeltmek yerine zayıf bırakmak, gözden düşürmek ve alt etmek şeklinde tezahür edecektir.  Eleştiri yapıcı, hikmet ve adalete hizmet eden bir formatta olmalıdır.

Günümüzde sosyal yaşamdan siyasi alana, eğlence dünyasından iş sahalarına kadar hayatın tüm safhalarında sergilenen çatışmacı, rekabetçi,  tahkir ve tahrik içeren bir üslupla karşılaşıyoruz. Bu durum ne yazık ki şiddet ve çatışmayı tetikliyor. Karşı tarafın hatalarını afişe etmek, taş atıp canını yakmak kişiye ne yazık ki puan kazandırıyor. Ekranlarda sergilenen magazin programları özellikle genç bireyler üzerinde özendirici oluyor. Burada kimin nerede kiminle çıktığı, ne yiyip içtiği, kiminle aşk kaçamakları yaptığı gayr-i ciddi bir formatla tartışılıyor, insanların özel alanları bütünüyle afişe ediliyor. İlginçtir kitapla hiçbir bağ kuramayan insanlarımız bu programları büyük bir dikkatle dinliyor, katılıyor ve içselleştiriyorlar. Siyasilerin birbirlerini ağır ithamlarla aşağılamaları, kusurlarını aşikâr ederek alt etmeye çalışmaları, argo ve şiddete dönük yaklaşımları ise bu yıkıcı üslubun meşru görülmesine neden oluyor.

 

milli gazete

Google+ WhatsApp