Dosdoğru Namaz

Dosdoğru Namaz

Soru: Kur’an da “Namazı dosdoğru kılın” ayetinin açılımını yapıp, nasıl anlamamız gerektiğini açıklar mısınız? Hüseyin Bülbül Cevap: Dilimizde Namaz olarak ifade edilen bu sözcük, Kur’an’da “SALÂT” sözcüğü ile ifade edilmektedir. Salât kelimesi “İKAME” kelimesiyle birlikte kullanıldığı zaman bizim anladığımız anlamda “namazı kılmak” anlamına gelmektedir. Salât sözcüğü aynı zamanda

Dosdoğru Namaz

 

 

Ahmet Türkmen/ Gaziantep

Soru: Kur’an da “Namazı dosdoğru kılın” ayetinin açılımını yapıp, nasıl anlamamız gerektiğini açıklar mısınız?

Hüseyin Bülbül Cevap: Dilimizde Namaz olarak ifade edilen bu sözcük, Kur’an’da “SALÂT” sözcüğü ile ifade edilmektedir. Salât kelimesi “İKAME” kelimesiyle birlikte kullanıldığı zaman bizim anladığımız anlamda “namazı kılmak” anlamına gelmektedir. Salât sözcüğü aynı zamanda “ZEKÂT” sözcüğü ile de birlikte kullanılmaktadır: “Egımi-ssalat (h) ve atü-zzekat (h)” Namazı kılın zekâtı verin şeklinde birlikte zikredilmektedir. Namazın kılınmasını vurgulayan ayetlerin mealini verirken ayetin metninde olmadığı halde kastın doğru anlaşılıp doğru yapılması için, “namazı ‘dosdoğru’ kılın zekâtı verin” şeklinde meallendirilmiştir. Böyle ifade etmekle,  “namazı kılın da nasıl kılarsanız kılın” şeklinde keyfi bir anlayışın önü kapatılmıştır.   Çünkü yapılması istenen bir işte eylemi isteyenin muradı doğru biçimde yapılmasıdır. Namazın ikamesini İsteyen Allah Teâlâ olduğuna göre, elbette bu ibadetin maksadına uygun olarak yapılması muradı ilahi olduğunda şüphe yoktur. Burada dosdoğru bir namazın bizim anlayabileceğimiz ölçüler içinde alâmetifarikası nedir? Bu bilinmeli ki Allah’ın maksadına uygun yapılması mümkün olsun. Bu konuda Allah, Elçisinden şöyle yapmasını istemektedir:

“(Resulüm) sana vah yedilen kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak namaz, aşırılıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah ne yaptığınızı bilir.”(29/45)

Bu ayet namazı niçin kılmamız gerektiğinin cevabını verdiği gibi; İkame ettiğimizin Salât olduğu takdirde bizde meydana getirmesi gereken değişikliğin de görünür örneklerini ortaya koymaktadır. Bunu biraz daha açık ifade edecek olursak, peygamberimizin şahsına hitaben kendisine vah yedilen kitabı okuması ve namazı kılması istenmektedir. Birinci olarak yapılması gereken şeyin kendisine Rabbi tarafından verilen kitabı okuması gerekmektedir. Çünkü kitap dinin kaynağıdır. Din ise Allah’ın kullarına vermiş olduğu yaşama biçimidir. Kullar bu kitabı okuyarak hakkı batıldan, yanlışı doğrudan, helali haramdan, zulmü adaletten, temizi pisten, insanlığın faydasına olanı zararına olandan ayıracak bir kıstasa/ölçüye sahip olabilsin. Namazın dışında ne yaptığını, namazın içinde Rabbinin huzurunda ne söylediğini bu vesile ile bilecek bir bilginin sahibi olsun. Ne dediğinin ne yaptığının farkında olmayan bir kimsenin yapacağı işin doğru olacağına kim garanti verebilir? Biliriz ki her hangi bir işi bilmeyenin eline teslim ederseniz, ondan hayır bekleyemezsiniz.  Bu nedenle Rabbimiz namaza yönelenler için şu uyarıyı yapmıştır:

Ey iman edenler! Sizler sarhoşken ne dediğinizi bilene kadar, cünüpken de gusledene kadar namaza yaklaşmayın… (4/43) Burada ne dediğini ve ne yaptığını bilemeyecek durumda olan sarhoş bir insanın yaptığı hangi işin meymeneti olur ki, yaptığı ibadetin bir anlamı olsun. Bu nedenle insan ne yaptığının, niçin yaptığının, kime karşı yaptığının ve nasıl yapması gerektiğinin bilincinde olması gerekmektedir. İşte bunların bütününe ulaşmak için öncelikle sarhoşluktan kurtulup ne dediğini ne yaptığını ve kime yönelerek bu namazı kıldığını bilecek akli dengesi yerinde olacak ki, ne yaptığını bilsin ne söylediğini anlamış olsun.

Burada bilinmesi gereken bir başka konu ise; ne dediğini bilme işi sadece sarhoşlar için istenen bir durum olmayıp her namaz kılacak kimsenin de aynı şeyleri yerine getirebilecek bir durumda olması gerekmektedir. Yani namaza başlamadan namaz için gerekli şartları yerine getirdiği gibi; namazın kılınışındaki her bir rüknünü yerine getirirken de ne dediğini bilmesi gerekmektedir. Namaza başlarken yaptığı niyetten aldığı tekbire, kıyamda okuduğu dua ve ayetlerin anlamına, rüku ve secdede okuduğu tesbihlerin anlamına varana denk “ağzından çıkanı kulağı duyacak ve söylediklerinin ne anlama geldiğini bilecek demektir.

İkinci olarak ikame edilen namazın insanı“ fahşadan ve münkerden” aşırılıktan ve kötülükten uzaklaştıracağı vurgusu yapılmaktadır. Sözün kastı belli…  Bu sözün sahibi de Allah Teâlâ olduğuna göre bu ne demektir? Namaz kılan kimse aşırılıktan ve kötülükten beri olacak bunları yapmayacak yani namazı bu işlere mani olacak demektir. Ancak bu kadar namaz kılan adam var, ama bu adamlardan bir çoğu hem namaz kılıyor hem de her işi yapıyor. Bu nasıl oluyor?  Allah’ın sözü yalan olmayacağına göre bunda bir yanlış olması düşünülemez. Yani kılınan namazın kılan üzerinde ifade edilen etkiyi yapmıyor ise, burada düşünülmesi gereken şey ikame edilenin, yani kıldığımız namazın namaz olmadığı anlaşılacaktır.  Eğer bu ibadeti Rabbimizin istediği nitelikte yerine getirmiş olsaydık bahsi geçen kötülük ve aşırılıklardan kurtulmuş olacaktık.  Ama şeklen namaz kıldık ama ne namazda ne dediğimizi bildik, ne de kimin huzurunda söz verdiğimizi düşündük. Sadece belli hareketleri bir alışkanlık olarak yaptık o kadar.

Burada bilmemiz gereken gerçek şudur: İslam’da namaz çok ciddi bir ibadettir. Günün muhtelif saatlerinde beş defa insan, kendisini yaratan, yaşatan, sahip olduğu tüm nimetlerin sahibi olan, öldüren ve diriltip hesaba çekecek olanın Allah olduğunu bütün ciddiyetiyle düşünüp,  bu bilinçle namaza durması gerekir.  Namazını ikame ederken insan, o âna kadar sahip olduğu nimetler için şükretmeye çalıştığı gibi; o ana kadar yapmış olduğu günah ve kusurlardan dolayı da tövbe ve istiğfar ile Allah’tan bağışlanma dilerken saygı, korku ve ümitle yalvara yakara istemesi gerekir.  Bunu yaparken kıyamda, rükûda, secdede ve oturarak yalvarıp yakarmaya, bütün acziyle Allah’ın merhametine sığınmaya çalışacaktır. Her şeye kadir, her şeyi bilenin ve her şeyi yapabilenin Allah olduğu inancıyla sadece ona kulluk edip sadece ondan yardım isteyecektir. Bunu,  diliyle, kalbiyle ve davranışlarıyla ortaya koyacaktır. Şimdi bütün bunları günde beş defa yapan bir insan eğer aklını peynir ekmekle yemedi ise, aşırılık yapabilecek mecali kendisinde bulabilir mi? Kendisine veya başkasına kötülük yapmaya kalkabilir mi? Elbette yapamayacaktır. Eğer yaptığının ve namaz süresince rabbine vermiş olduğu sözlerin farkında ise; namazın dışında da namazdaki bu anlayışını koruyacak,  asla kendini kaybetmeyecektir. İşte namaz insanın benliğine böyle yer ettikten sonradır ki, gizli ve açık yanlış bir davranıştan insan elini eteğini çekecektir. Artık inanıyor ki Allah, hayatın her yerinde yaptıklarımızı görüyor ve biliyor olduğu bilincine ulaşmış bir mümin olarak; namazdaki halini namaz dışında da koruyacak, elini ve dilini her türlü yaramazlıklardan çekip çevirecektir.  Ayetin devamında: “Allah’ı anmak elbette en büyük ibadettir” buyrulması, büyüklüğüne ve yüceliğine inandığınız Allah’ı her an yanınızda ve sizi görüyor ve duyuyor olduğuna olan inancınız, yanlışa gidecek elinize, yalanı söyleyecek dilinize mani olacaktır. Çünkü yine aynı ayetin devamında: “Allah ne yaptığınızı bilir.” (Ankebut 29/45) buyrulmaktadır.

Bu konuda peygamberimiz (as) İhsan kavramını açıklarken şöyle buyurduğu ifade edilir: “İhsan,  namazda Allah’ı görür gibi ibadet etmektir. Zira siz onu göremeseniz de o sizi görüyor.” Şimdi küçük bir empatiyle olayı anlatmaya çalışacak olursak; bir ihtiyaç sahibi düşünelim ihtiyaçlarını gidermek için ihtiyacını karşılayacağını umduğu bir kimsenin önünde yerlere kapanarak yalvarıp yakarıyor, ağlayıp sızlıyor neticede adamda bunun bu haline bakıyor ihtiyacını karşılamak için aldığı sermayeyi saçıp savurmayacağına dair söz alıyor ve istediğini verip gönderiyor. İstediğini alan adam iki saat içinde bu sermayeyi har vurup harman savuruyor ve yine aynı adama gelip yine yalvarmaya başlıyor. Hata ettiğini sözünde duramadığını ancak bu sefer böyle yapmayacağını yine yalvara yakara, ağlaya sızlaya yeniden istiyor. Neticede yine veriyor ve aynı sözü alıyor. Anca adam alıp gidiyor yine aynı durum, makarayı başa sarıyor. Bunu normal şartlarda aklı başında olan bir insan kaç kere yapabilir? En fazla üç haydi dört diyelim. Daha fazlasına huzuruna çıkıp konuşacak mecali kendinde bulamadığı gibi karşıdaki insanda artık bunun sözüne güvenip beşinci kez sermaye vermez değil mi? Şimdi bir Müslüman’ın Rabbinin huzurunda kıldığı namazdaki düştüğü durum böyle değil mi? Günde beş defa yalama olmuş cıvata gibi yapboz oynuyor. Eğer bu insan ne yaptığının Rabbine karşı ne söyleyip nasıl söz verdiğinin farkında olsa; Rabbinin de kendisini görüp duyduğuna inansa bu duruma günde beş defa bir ömür dayanabilir mi? İşte bu gün çoğumuzun düştüğü durum budur. Bunun bir tek izahı vardır o da insanların namazda ve namaz dışında okuduğu ayetlerin ve yaptığı dua ve tesbihatın anlamını bilmiyor oluşlarıdır. İnsan ancak bilmediği şeyden etkilenmez. Onun için bir ömür kitabından habersiz yaşayıp giden “Müslümanlar” öleni ve kalanıyla asla rahatsız olmuyorlar. Bilip öğrenmek için herhangi bir ihtiyaçta duymuyorlar. Dillerinde pelesenk ettikleri şey: “kıl beşi kurtar başı”, “beş vaktini kıl Allah’ına şükret” sözüdür. Öyle bir namaz ki evlere şenlik kılanını hiçbir zaman değiştirmiyor. Öyle bir şükür ki iki kelimeye mahkum edilmiş: “Ya Rabbi sana çok şükür” lafzından ibaret.  Bununla beleşe kazanmayı umdukları cenneti asla görmeleri mümkün değildir.  Peygamberimizin: “Cehalet küfre en yakındır” sözünü hatırlayalım, vermek istediği mesajı şimdi daha iyi anlamış olacağız. Hakikati yani Allah’ın kitabını ve bizden ne istediğini bilmeden yaşamak bizi uçurumun eşiğine getirir de haberimiz bile olmaz.

İslam’da namaz önemli bir ibadettir. Ancak İslam’da önemli olan tek şey namaz değildir.  Rabbimizin emri olan her şeyi yapmak önemli olduğu gibi; yasaklamış olduğu her şeyden uzak durmakta aynı şekilde önemlidir. Bunu öğrenmenin yolu ise, Allah’ın kitabını anlayarak okumaktan, öğrenmekten ve yaşamaktan geçmektedir.  İnsanı dünyada ve ahrette kurtaracak olan üç şey vardır: İnanmak, inandığın dini kaynağından öğrenmek, öğrendiğin dini yaşayıp ahlak edinmektir. Bu nedenle Peygamber (as) Kur’an’ı ahlak edinmiş, yaşayıp göstermişti. Bu doğru örnekten hareketle dini Kur’an’dan öğrenmek, Resulullahtan örneklemek ve namazı dosdoğru kılmaya çalışmalıyız. Aksi halde:

“Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki kıldıkları namazın farkında bile değiller. Onlar bu işi gösteriş için yaparlar. Allah’ın dinine mani olmak için ellerinden geleni de ardına bırakmazlar.” (107/4-7) tehdidi ile sarsılırsınız.

Sonuç: Kıldığımız namaz, bizi gizli açık yanlışlardan döndürmüyor, doğruları sevdirmiyor ise bilin ki kıldığımız namaz Allahın 29/45 de buyurduğu dosdoğru namaz değildir. Aziz dostlar yeniden düşünelim!..

 

 

hüseyin bülbül

iktibas çizgisi

Google+ WhatsApp