Doğan medyası satıldı... Beklentimiz ne?

Doğan medyası satıldı... Beklentimiz ne?


Doğan medyası satıldı... Beklentimiz ne?

 

 

Doğan medya grubu, bir başka holdinge satılmış..

Milliyet ve Vatan gazetelerinin sahibi olan Demirören grubu, ardık Doğan Medya Grubu’nun da sahibi olmuş..

Bu değişiklikten sonra, Doğan medya grubunun yayın çizgisi açısından, benim beklentim nedir? Sizin beklentiniz ne olmalıdır?

Bundan böyle Hürriyet’in, Posta’nın, CNN’in hükümet borazanlığı yapması mı?

“Yaşa varol AK Parti.. İyi ki varsın.. Her yaptığın doğru.. Her yapmadığın yanlış” demeleri mi?

Hayır..

Peki nedir beklentimiz?

Dürüst çizgiye gelmeleri..

Dürüst olmaları..

Emin olun, bu yeter.

Yeter, artar bile..

Nasıl dürüst olmalarını bekliyoruz?

Mesela..

Cumhurbaşkanı, hakim ve savcıların kura törenine katılmış, hakim ve savcılar da kendisini ayakta mı karşılamışlar..

Bunu eleştirmek istediklerinde..

Hakim ve savcıların, Cumhurbaşkanı karşısında ayağa kalkmalarını, “Yargının bağımsızlığı açısından bir sıkıntı olarak gördüklerini ifade etmek istedikleri”nde..

Dürüst olup..

Şöyle bir hafızalarını yoklamalarını isteriz..

Eski yıllarda..

Veya daha daha eski yıllarda.. AK Parti’den daha önce, bu hakim ve savcı kuraları çekilirken, törenler nasıl düzenleniyordu?

Mesela, üyesi olduğu partisi, halktan % 20 oy ancak alabilen SHP listesinden Adalet Bakanı olan Seyfi Oktay döneminde, Mehmet Moğultay döneminde, hakim ve savcı atamalarında, kuralar çekilirken, veya mazbataları verilirken..

Hakim ve savcılar, Adalet Bakanı’nın karşısında, ayak ayak üstüne atıp, sakız mı çiğniyorlardı?

“Bir uçtan, diğer uca zıplama” diyeceksiniz..

Peki zıplamayayım..

Halktan % 20 oy ancak alabilmiş bir partinin belirlediği bir bakanın nezdinde değil..

Halktan % 51 oy almış bir Cumhurbaşkanı’nın nezdinde..

Ve o Cumhurbaşkanı’nın da..

Ceketinin önünü ilikleyerek, kura çekecek hakim ve savcıların huzuruna çıktığı bir tabloda..

Ne istersiniz?

Hakim ve savcılara, “Cübbenize bir de düğme diktirin” denilmesini mi?

“Cumhurbaşkanı, ceketinin düğmesini zaten iliklemiş... Hakim ve savcıların cübbelerinin düğmeleri olmadığına göre.. Onlar da asgari nezaket kuralı gereği, gelişte bir ayağa kalkıversinler..”

Değil mi ama?

Bedenleri ile ayağa kalksınlar ama..

Kararları ile, “hukuk”tan başka bir kıstas tanımasınlar..

Şunu da hatırlatayım..

Kura çeken hakim ve savcıların büyük çoğunluğu, Cumhurbaşkanı’nın direkt bir davasının bulunma ihtimali olmayan küçük il ve ilçelerde görev yapacaklar.. Veya tek başlarına nihai karar alamayacakları, tetkik hakimliği gibi görevlerde bulunacaklar..

O halde, mesleğe yeni başlayacak olan bu yargı mensuplarının nezaket kuralıgereği ayağa kalkmaları, niye yargı bağımsızlığının iflası olsun ki?

Dürüst bir gazeteci, bunların hepsini düşünür..

Sonra, vicdanı el veriyorsa, “Hakimin ayağa kalkması, hukukun iflasıdır” der..

Bizim de istediğimiz, bu dürüstlüktür..

Borazanlık değil..

Hatırlatayım..

Kura töreninde, yeni mesleğe başlayacak hakim ve savcıların, Cumhurbaşkanı’nın ceketinin önünü ilikleyerek karşılarına çıkması sırasında ayağa kalkmasını eleştirenler...

28 Şubat sürecinde, Genelkurmay Başkanlığı’nda verilen brifingde, göreve daha yeni başlamış hakim ve savcıların değil..

Hemen tüm yargı mensuplarının iki dudağı arasından çıkacaklara baktığı Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyeleri, Yargıtay üyeleri, Danıştay üyeleri, Yargıtay Başsavcısı’nın ayağa kalkarak alkışladığı generallerin fotoğrafını gördüklerinde, “Bu olmadı işte” demişler miydi?

Hayır..

Dün emekliliğine bir ay kalmış yüksek yüksek hakimlerin..

Tuğgeneral karşısında ayağa kalkıp alkış tutmasını eleştirmeyenler..

Şimdi Cumhurbaşkanı karşısında..

Yeni göreve başlayacak hakim ve savcıların ayağa kalkmasını sorunlu buluyorlar..

Ama kusura bakmasınlar.

Ben de, onların bu ahlaksızlıklarını sorunlu buluyorum..

Onun içindir ki..

Medyadaki bu el değiştirme vesilesi ile..

Beklentimin sadece “dürüstlük” olduğunu yineliyorum..

“Dürüst olun, başka bir şey istemeyiz” diyorum..

“Doğan Medya Grubu, yayın çizgisi olarak ‘dürüstlüğü’ ön plana çekerse, peki Ertuğrul Özkök’ler.. Ahmet Hakan’lar.. İsmail Saymaz’lar.. Şirin Payzın’lar ne iş yapacak” diyeceksiniz..

Eski yıllarda, Emin Çölaşan için..

Uğur Dündar için..

Bekir Coşkun için yaptığımız öneriyi, onlar için de yapalım..

Çıkartın bir gazete.. Kurun bir televizyon.. Oradan istediğiniz yayını, hakaret olmadan, yapın..

Ama..

Yıllar öncesinden bu yana.. Teşviklerle,  kredilerle.. Şişirilmiş Hürriyet’te.. CNN’de.. Eski dönemlerin kredi ve teşvikleri ile sağlanan çok satma, çok izlenme imkanlarını istismar ederek..

Yalancılığınızı, iftiracılığınızı yaygınlaştırmayın..

“Gerekirse silah kullanırız” şeklindeki bir manşeti attıktan sonra..

“Artık muhtar bile olamaz” diye başlık attıktan sonra..

Hesap vermeden, yola devam etmenin imkansızlığını bilin..

Bir somut vaka daha vereyim.

Bir hafta önce.. Danıştay Başkanı’nı eleştirdim..

Ama bu eleştirim, Danıştay Başkanı’nın kızının, son kura ile Elazığ’ı çektikten sonra..

Büyük ihtimalle eş durumundan, mazeret gerekçesi ile Ankara’ya atanmasını istismara dönüşemez..

Aynı durumda 26 hakim ve savcının daha olduğunu ve onların da aynı gerekçe ile Ankara’daki Yargıtay tetkik hakimliği görevine atandıklarını bilmeme rağmen, kalkıp da, “Danıştay Başkanı’nın kızına torpil” deme ahlaksızlığını gösteremem..

Hele hele.. Hürriyet’in yaptığı gibi..

Yargıtay tetkik hakimliğini, Yargıtay üyeliği gibi ima ederek..

Bilerek. Kasten yalan söyleyerek..

“Yargıtay’a terfi” diyemem..

Benim gösterdiğim dürüstlüğü, Hürriyet’tekiler gösteremiyorsa..

Canları cehenneme..

 

yeni akit

Google+ WhatsApp