‘Îdâm olmamalı’ deniliyorsa; buna önce kaatiller riayet etmeli

‘Îdâm olmamalı’ deniliyorsa; buna önce kaatiller riayet etmeli


‘Îdâm olmamalı’ deniliyorsa; buna önce kaatiller riayet etmeli

 

 

Son günlerde , -sıradan cinayetten de öteçocuklara yönelik, yürek parçalayıcı, insanı utandıran alçaklıklar üzerine, ‘îdâm’ cezasının tekrar konulması talepleri yükseliyor toplumumuzdan.. 

‘Îdam’ kelimesi, (Âdem’değil) ‘adem’ /yoklukla aynı kökten ve yok etmek mânâsına gelir. 

‘Fakir’, sözün başında görüşünü hemen beyan eder: ‘Meşrû’ müdafaa hali hariç; fevrî, /yani kanın tepeye fırlamasıyla ya dakasdî ve taammudî /planlı olarak işlenen cinayetlerde, kaatillere aynı cezanın verilmesi genel kural olmalıdır. Hele de, kendisini savunma durumunda olmayanlara karşı işlenen alçaklıklarda..’

*** 

Yükselen itiraz ve talepler üzerine, sorumlu makamlarda bulunanlarca, bu şenî fiilleri işleyenlerin, ‘fizikî veya kimyevî yollarla kastrasyon’a tâbi tutulması gibi yöntemlerden söz edilmesi ‘saçmalık’tır. (Dün, NTV’de, 13.35 civarında, Acıbabem Üni.’den bir prof., ‘Îdâm’ın çağdışıolduğunu’ , bir insanın öldürülmesinin asla sözkonusu edilememesi gerektiğini iddia ediyor ve sadece kastrasyon’la, yani libidonal gücün sınırlandırılmasıyöntemini savunuyordu.)

Bu yöntemlerle, özellikle de ‘sexo-patolojik’ suçların önlenebileceğini sananlar, hele de pedofilik (çocuk yaştakilere yönelik) mahiyetteki sapıklıkların çeşitliliğinden habersizler galiba..  

*** 

Bu vesileyle hatırlayalım ki, 1913- 1933 arasında, tam 20 sene boyunca, B. Amerika’da alkollü içkilere karşı müthiş bir yasaklama getirildi ve amansız mücadele verildi. Ama yine akıl almaz yöntemlerle öyle içkiler üretildi ki, o yasaklamadan vazgeçildi. 

Şimdi bizde de, bu alçakça ‘tecavüz ve katl’ konularına çözüm olarak düşünülen yöntemler başarısız olacaktır. Çare, bu pislikleri paketleyip cebimizde, sosyal bünyemizde taşımak değil; milletin zihninden ve bünyesinden kesinlikle yıkamak ve yok (îdâm)etmektir. 

*** 

Masalı hatırlayalım:   

Akrep nehrin karşı yakasına geçmek ister ve kurbağa’dan yardım ister.

Kurbağa, akrebin kendisini sokacağını düşünerek yaklaşmaz. Akrep ise, onu ikna eder: ‘Ben deli miyim.. Seni soktuğumda, sadece sen ölmeyeceksin. Ben de öleceğim..’ der.

Kurbağa bu mantıklı söz karşısında, akrebi sırtına alır. Ama, suyun ortasında akrep kurbağayı sokar. Kurbağa son nefesini verirken, akrebe seslenir: Hani, yapmayacaktın..

Son demlerini yaşayan akrep de der ki: ‘Evet, ama n’apayım, benim tabiatım bu!.

*** 

Nitekim, son örneklerden birisinde, 7-8 yaşındaki bir yavrucağı kaçırıp, en tarif edilmez alçaklıkları yapan ve sonra, cesedini gizlice bir yere gömen ‘insan görünümlü hayvan’ da, çevresinde efendi birisi olarak bilinirken, fırsatı bulunca o da alçak tabiatının gereğini yaptı. 

*** 

Îdâm’ın bütünüyle kaldırılması yolundaki dayatmaya teslimiyet, çok yanlış bir siyasî karardı. Bugün bu yanlıştan dönülmesinin zamanıdır. Bizim kendi kesin doğrularımızdan ve halkımızın haklı taleplerinden kaynaklanan ‘îdâm talepleri’nden kaçınmanın bir mantığı yoktur. 

Bu pislikler, sosyal bünyemizden temizlenmelidir. 

‘Îdâm olmasın..’ deniliyorsa, buna da önce kaatiller ‘Evet’ demelidir. 

*** 

İki NOT: 1- Son yarım asır içindeki Müslüman neslin en mütefekkir kalemlerinden merhûm Sedat Yenigün kardeşimiz, öldürülüşünün 38. Yılı’nda yarın İkindi sonrasında, Silivrikapı’daki mezarı başında anılacak, inşaallah..

2- Sırf, 3 Temmuz 1993 gecesi hangi karanlık emellerin tezgâhladığı hâlâ da açıklığa kavuşturulamayan Sivas Katliâmı’nın intikamını almak iddiasıyla, Erzincan’ın Başbağlarköyündeki mazlum Müslüman halka karşı 5 Temmuz 1993 gecesi gerçekleştirilen ‘katliâm’ı da 25. Yılı’nda; bir kez daha hatırlayıp o mazlumları da rahmetle analım

 

star

Google+ WhatsApp