Diyarbakır’da dört gün

Diyarbakır’da dört gün


Epey bir süre İstanbul dışı gezilerimi seyrekleştirmiştim. Son bir ay içinde Viyana, Sakarya, İzmir, Bingöl ve Diyarbakır programlarına katılmış olduk. Bu, bizi zorlasa da sorumluluk gereği kaçmadık. Diyarbakır gezimiz de böyle oldu. Gittiğim yerlerde gezme imkânım sınırlı. Otel ile programlar arasında geçiyor zaman çoğunlukla.

 

Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Mavera Öğrenci Kulübü uzun süredir davette bulunuyordu. Ertelemiştik. Ustamız Nuri Pakdil’in vefatı sonrası Mavera Öğrenci Kulübü bir panel [oturum] düzenlemeyi, benim de yönetmemi arzu ettiler. Gideceğime dair söz verdim. Prof. Dr. Sami Güçlü Bey’in önderliğinde Anadolu Mektebi oluşumunun bu dönemi Üstat Sezai Karakoç kitaplarını okuma, Diyarbakır’da üç gün boyunca oturumlar, yazar öğrenci buluşmaları programı düzenlendi. Üstat üzerine çalışmamız bulunduğu için davetliler arasında biz de vardık. Programlar birbirine denk düştü.

 

Bu arada gitmişken AGD ile de bir program yapma imkânımız oldu.

 

Mavera Grubu öğrencileri oldukça düzeyli bir hazırlık yapmışlardı. Aralarında görev dağılımı yapmışlar Nuri Bey ile ilgili farklı yönleri üzerinde tebliğler hazırlamışlar. Öğrencilerin düşünme, anlama ve yorumlama çabaları sevindirici. Yoğun okumalarda bulunmaları ve sonuçları metinlerine yansıyor. Bu iyi hazırlıkta heyecan olması doğal. Bunun yadırganacak bir yanı yok. Hocaların da ilgi göstermesi ayrıca sevindirici.

 

Anadolu Mektebi, Üstat Sezai Karakoç’un otuz beş eserini okutmuş. İçlerinde ciddi anlamda okuyanlar var ve bu belli oluyor. Yaklaşık yirmi beş ilden gelmiş seçkin öğrencilerdi bunlar. Durumum gereği sabah programlarına katılamadım. Öğleden sonraki yazar öğrenci buluşmalarına katıldım. Bir de yazar ve akademisyenlerden oluşan Üstat üzerine düzenlenen bir oturumda bulunduk. İki saati aşkın süre Üstat ile ilgili farklı açılardan bakış, son bölümde öğrencilerden gelen sorulara cevap verme ile sonlandı. Öğrenciler, öğretmenleri ile gelmişti.

 

Kayseri, Van, Konya ve Kahramanmaraş öğrenci grubu ile söyleştik. Şakir Diclehan da katıldı. Öğrencilerin yazarlarla ilk kez karşılaşmalarının heyecanı görülmeye değerdi. Bir akşam da AGD’de Huzur Dersleri programına denk düştü gidişimiz. Özel ve seçkin bir grup ile sohbetimiz iki saati aşkın sürdü. Türkiye’nin, bölgenin sorunları çokça konuşuldu.

 

Üniversiteden, Milli Eğitim Ar-Ge hocalarından, katılımcılardan özel sohbetlerimiz oldu. Bir günümüzü Sur İçi’nin bir bölgesine ayırdık. Mimar Sinan yapımı özgün cami ve minaresi özellikle işlenişi bakımından oldukça farklı.

 

ÖZGÜR-DER yöneticileriyle de bir saati aşkın bir sohbetimiz oldu.

 

Büyük kentlerin bunaltan ortamından zaman zaman kaçmak gerekiyor. Diyarbakır oldukça büyüyen ve günün havasına kapılan kentlerden. Bir solukluk da olsa tarihi mekânlarda gezmek farklı duygular oluşturuyor.

 

Bu tür gidişlerde özel dostlar ediniliyor. Burada onların adını sıralasak yer kalmayacak. Onların içtenlikleri, misafirperverlikleri insanı mahcup ettirecek sıcaklıkta.

 

Doğu ile Batı uçlanmasının önüne geçebilecek en önemli durum bu tür geziler düzenlemek. Önyargılı olanları hesap dışı tutmak gerekiyor. Bu aziz dostlar, bizleri evlerinde ağırlamak için çokça ısrar ettiler. Benim evlerde kalabilmem sağlık açısından mümkün değil.

 

Diyarbakır insanı geleneksel özelliklerini koruyor. Misafirperverlik, yaklaşım biçimleri, karşılamaları, sözleri insanı can evinden yakalıyor.

 

Milletimiz öz ruhunu koruyor. Yeter ki şu ırkçı, ulusalcı ve dayatmacı anlayışlardan uzak durulsun. Elbette ki farklılıklar olacak. Siyasal uçlanmalar bu millete çok zarar veriyor. İnsana değer verildikçe karşılık alınıyor.

 

Biz milletimizin ruhunu iyi kavrar ve özümsersek birçok sorunun üstesinden gelebiliriz. Her şey bir adıma bağlı. Ama ne yazık ki en çok güvendiğimiz kesimlerde bile bir körelme ve kasıtlı uzaklaşmalar var. Mezhepçilik ve ulusal ırkçılık asıl bu milletin başının belâsı.

Google+ WhatsApp