Dinle İsrail

Dinle İsrail


Dinle İsrail

 

 

Bir musibet, bin nasihattan iyidir.

Bazan bize şer gibi gelen şeylerde Allah bizim için hayır murat edebilir..

Bu iş burada bitmeyecek. Guatemala’dan sonra Paraguay da elçiliğini Kudüs’e taşıyacakmış, bu zavallılıklarının tescilinden başka bir şey değil. “İsrail, ABD›nin desteği ile vahşi bir suç işledi.” Bu suça destek veren herkes de bu suçu, bu zilleti, vebali taşır. Dahası, bu haksızlık ve zulüm karşısında sessiz kalan herkes “dilsiz şeytan” olur.

Kudüs’te sonuç, İsrail ve ABD’nin Kudüs’ü başkent ilan etmesi insanlık vicdanında mahkûm edilmiştir. Bu dayatma BM Güvenlik Konseyinde bile destek bulmamıştır.

ABD ve İsrail’in bu saldırganlığı mutlaka cezalandırılmalıdır.. BM bu anlamda ağır bir sorumluluk altındadır. İsrail yönetimi Uluslararası Ceza Mahkemesinde hesap vermelidir. Aynı şekilde İsrail’in saldırgan politikalarına destek veren ülkeler de. Zira “ABD’yi takip eden ülkeler de aynı suça iştirak etmişlerdir.” İslam dünyası ve bu hukuksuzluğa karşı çıkan herkes ABD’yi takip eden ülkelere karşı, siyasi ve ekonomik adımlar atmalıdır. Bu zulme destek veren ülke, şirket ve bireylere kısıtlama getirilmelidir.

İİK’nun sonuç bildirisinin diğer üç önemli talebi ise; Filistinliler için uluslararası koruma gücü yerleştirilmeli. BM kurumları, uluslararası soruşturma komitesi kurmalı. İİT uzmanlar komitesi kurulmalı, katliam soruşturulmalı.

Kudüs vesilesi ile kurulan İslam Konferansının 7. Olağanüstü Kudüs zirvesinde İsrail ve ABD’nin girişimleri, açık ve net bir dille “hukuk dışı” ilan edildi. Ve ilk kez bu kadar kapsamlı bir eylem planı açıklandı. İsrail olup-bitenlerden sorumlu tutuldu. İsrail’e verdiği destek ve İsrail’i koruyarak Güvenlik Konseyinin çalışmasını engelleyen ABD de girişimlerinden dolayı sorumlu tutuldu. Buna rağmen BM’nin varlık sebebine sahip çıkmaya, Filistin halkına yapılan baskı, zulüm ve gaspların önüne geçmesi için sorumluluklarını üstlenmeye çağırıldı. Bu çerçevede Filistin halkına uluslararası koruma sağlanması ve İsrail’in saldırgan uygulamalarının durdurulması için uluslararası barış gücü oluşturulması talep edildi.

Bu çerçevede İİK’da, bir uluslararası gözlemci heyeti oluşturularak, İsrail güçleri tarafından işlenen suç ve katliamların soruşturulması ve İsrail makamlarının bu konudaki cezai sorumluluğunun belirlenmesi amacıyla uluslararası bağımsız bir uzmanlar komitesi ihdas edilmesi ve bu komitenin bulgularının ilgili uluslararası organlara iletilmesi için acilen harekete geçmesine karar verildi.

BM Güvenlik Konseyi, BM Genel Kurulu, BM Genel Sekreteri, BM İnsan Hakları Konseyi, özel raportörler ve BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği olaylar karşısında harekete geçmeye çağrıldı. İsrail makamlarının cezai sorumluluğunun belirlenmesinin, kurbanlara yönelik adaletin tesis edilmesinin ve faillerin cezai muafiyetinin sona erdirilmesinin sağlanması amacıyla sarih bir mekanizmanın hayata geçirilmesi istendi.

Konferans bildirisinde BM Güvenlik Konseyi Geçici üyesi Kuveyt’in çalışmaları takdir edilirken, Filistin ve Kudüs konusunda Arap Ligi, Avrupa Birliği ve Afrika Birliği dahil uluslararası ve bölgesel kuruluşlarla eşgüdüm sağlama ve birlikte çalışma için girişimde bulunulması kararı alındı.

ABD’nin ve onu takip eden ülkelerin kararlarını reddeden ve kınayan Konferans, Filistin davasının ve Kudüs’ün takipçisi olma konusunda tam bir görüş birliği içinde olduklarını ve bundan sonra da bu konudaki her gelişmeyi takip ederek aktif tavır koyacaklarını ve sorumluluk üstleneceklerini teyid etmişlerdir.

Kudüs’ün dini, tarihi, kültürel bir miras olarak korunması gerektiği ve kutsal mekanlara getirilen sınırlandırmalar, tahripkar faaliyetlerin sonlandırılması ve İsrail’in güvenlik politikası bahanesi ile uyguladığı baskı ve zulümlerin sonlandırılmasının talep edildiği bildiride, bölgedeki Filistin halkının yaralarının sarılması ve Kudüs’ün imarı verilen zararların giderilmesi ve onarılması için üye ülkelerin ve uluslararası örgütlerin daha fazla mali kaynak aktarmaları da karar altına alındı.

30 maddelik bildiri, şimdiye kadarkilerin en kapsamlı ve şiddetli olanı idi.

“Kudüs nöbeti” sırası Türkiye’de olduğuna göre, alınan kararların takibi de Ankara’nın sorumluluğunda olacak.

Keşke bu çalışmaların sivil ayağını da koordine etmek üzere, İstanbul’da, İİK bağlı bir “Kudüs Ajansı” yanında bir enstitü, düşünce kulübü ve eylem grubu kurulsa. Bu konuda elbette Ankara’nın rolü büyük ve önemli. Ama bu işin bir media ayağı, bir STK ayağı, bir sermaye ayağı da olmalı. Yapılacak çalışmaların oryantasyonu, optimizasyonu, senkranizasyonu gerekli. İzleme, değerlendirme ve derecelendirme kurulları olmalı. İhtimal, maliyet ve risk analizleri yapılmalı. Yön ve eylem için stratejik planlar hazırlanmalı. Temas grubları oluşturulmalı. Bu konuda bir referans kütüphanesi oluşturulmalı, Media takibi yapılmalı..

Yapılması gereken birçok iş var daha. “Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir. Bireyler ve grublar olarak Siyonist İsrail’in saldırgan politikalarını destekleyen firmaların ürünlerine karşı boykot yapmalıyız.

Erdoğan, “Bundan sonra uluslararası görevlere adaylığını koyan ve destek talep eden ülkeleri, Filistin’e yönelik tutumlarına göre değerlendireceğiz” dedi. Bu önemli bir konu. Her türlü ilişkimizde bu konu son derece önemli.

Ve tabii, Ramazan ayı boyunca, İİT üyesi tüm ülkelerde Filistin için yardım kampanyaları yapılacak, her türlü media mecraları kullanılarak tüm dünyada insanlara Filistin davası ve Kudüs anlatılacak, bu yönde toplantılar yapılacaktır. Kitaplar yayınlanacak, sergiler açılacaktır.

Bugün günlerden Kudüs. Ramazan boyunca bütün günler Kudüs ve Filistin olmalı.. Bu ay bütün günler ve mekanlar Kudüs ve Filistin’in rengine boyanmalı. Vitrinlerimizde daha fazla Filistin ve Kudüs görmeliyiz. Ses ver insanlık ve dinle İsrail!

Selâm ve dua ile.

 

yeni akit

Google+ WhatsApp