Dini, örgütlerin elinden kurtarmak

Dini, örgütlerin elinden kurtarmak


Dini, örgütlerin elinden kurtarmak

 

 

Adnan Oktar ve FETÖ yapılarının temel dayanağı dini duygulardır. Çünkü duygu akıldan daha güçlüdür. FETÖ ya da Adnan Oktar, bu kadar güçlü örgütleri, dinden soyutlanmış bir fikirle kuramazlardı.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Her iki sapkın yapı da üyelerini suç işlemeye teşvik ederken, dini kullanmadan nasıl motive edebilirdi ki? Hangi akıl, çocuk tacizini, ahlaksız görüntülerle şantajı, hırsızlığı, vatana ihaneti rahatlıkla kabul edebilir?

Eğer dini saptırarak bu suçları meşru hale getirirseniz, bir cennet vaadiyle insanların duygularını sömürürseniz, akıl rahatlıkla devre dışı kalabilir. İşte o zaman aklı olmayan robotlara dönüşmüş insanlara istediğinizi yaptırabilirsiniz.

Din, insanın en büyük motivasyon ve adanma aracıdır. Bugün dünyada İslam’ın ve insanlığın başına bela olmuş terör örgütlerinin hepsi, dini bir uyuşturma ve aklı devre dışı bırakma aracı olarak kullanıyor.

Bizim ülkemizde de FETÖ, IŞİD, ve Adnan Oktar işte tam olarak bunu yaptı. Çocuklarımızı kandırdı, kaçırdı ve içinden çıkılmaz kirli ilişkiler ağında tutsak etti.

ADANMIŞLIK VE AKLI DEVRE DIŞI BIRAKMAK

Kritik konu; dini göstererek adanmış, aklını devre dışı bırakmış, müritler devşirmektir. Bu devşirmeden sonra istediğiniz her suçu bu insanlara işletmek çok kolaydır.

Bu durumda böyle kült yapıların dini istismarını, kurdukları yapıların dini bir cemaat, gurup, tarikat gibi görünmesini tartışmamız gerekir.

Din ve karanlık yapıların ilişkisini cesurca tartışabildiğimiz kanaatinde değilim. Zira en kritik konu olan, insanın her şeyi ile ‘liderine, şeyhine, önderine’ adanması ve tüm emirleri itiraz etmeden yerine getirmesi, bu tür yapıların en çok önemsediği şeydir. “Gassalın önündeki meyyit gibi şeyhine teslim olmak” bu yapılarda ilk kurulan cümlelerden biridir.

Bu durumda sağlıklı bir tartışma yapmak mümkün olmuyor. Zira FETÖ, IŞİD ve Adnan Oktar gibi yapılarda bu durumu eleştirdikçe; suçtan ve kötülükten uzak olan yapılar da gereksiz alınganlıkla tartışmayı amacından çıkartıp, başka bir tarafa çekiyor.

Oysa ‘akıl, teslimiyet, sorgulama, şüphe etme, bağlılık ve adanmışlık’ gibi konular, hem ilahiyatın kadim tartışması, hem de suç örgütlerinin en çok istismar ettiği alanlardır.

O zaman kirli örgütlerin bunu istismar etmemesi, kriminal olmasa da benzer yapıların bu duyguları sömürerek, ticari kazanç ya da güç elde etmesini nasıl engelleyebiliriz?

Cesurca, işin ehli insanlarla, bilgiye ve akla dayalı tartışmalar yaparak ancak bir çıkış yolu bulabiliriz.

Bu bizim, yani sivil kesimin yapması gereken şeydir. Bir de devletin yapması gereken şeyler var. Ve bu sosyal yaşamın en sıkıntılı konusu.

DİN-DEVLET İLİŞKİSİNİ NEDEN ÇÖZEMİYORUZ?

Din devlet ilişkileri, demokratik ülkelerin dört dörtlük çözüme kavuşturamadığı meseledir. Türkiye gibi ülkelerde bunun sıkıntısı daha çok hissediliyor.

Cumhuriyet tarihimizde, tek parti rejiminin bize bıraktığı, “CHP zihniyeti” tutumunun dini yaşamda yarattığı tahribatın büyük sıkıntılarını yaşadık bugüne kadar. Ve halen bunun neden olduğu komplikasyonları hissediyoruz. Belki de en büyük sorun, kapalı devre, yer altında, gizli ve devletten uzak yapıların doğmasına neden olmasıdır.

Bu konu çok anlatıldı.

Şimdiki sorumuz şudur: Muhafazakar ve dindar insanların yönettiği bir iktidarda, dini yaşam nasıl düzenlenmeli? Cemaatler, tarikatlar ve gruplarla nasıl ilişki kurulmalıyız?

Bu yapıların kapalı devre olması, gizlilik içinde faaliyetlerini sürdürmesi, üyelerinin sorgusuz sualsiz itaat etmeleri, gelecekte kült yapılara dönmesine ve sorun üretmesine neden olur mu? Sanırım devlet de bu soruyu soruyordur.

Sosyal bilimciler, ilahiyatçılar olur diyor. Peki devlet, hem bu yapıların demokratik rejim içinde varlıklarını sürdürmesine, hem de suça doğru evirilmesine engel olacak bir sistem kurabilir mi?. Bence evet. Denetim, kontrol ve teşvik sanırım ilk atılacak adımlar.

SUÇ ÖRGÜTLERİNE NEDEN DAHA ÖNCE MÜDAHALE EDİLMEDİ?

Bunu bir an önce yapmalıyız. Zira hem FETÖ hem de Adnan Oktar olayında en büyük eleştirilerden biri, bu yapılara neden bugüne kadar müdahale edilmediği yönündedir. Yüzlerce, binlerce genç ve ailesi, bu konuda mağdur oldu ama devlet zamanında gerekli müdahaleyi neden yapmadı? Bu soru vicdanlarda değil sadece, toplumun her kesiminde soruluyor.

O zaman bu meseleyi gündeme almak zorundayız. Öte yandan devletine, milletine, dinine bağlı onlarca tarikatı zan altından kurtaracak, huzursuzluğunu giderecek ve toplum faydasına çalışmalarını devam etmelerine de destek vermeliyiz. Bu da bu düzenlemenin en büyük faydalarından biri olacaktır.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp