Dindarlarımız da Batıcı oldu!

Dindarlarımız da Batıcı oldu!


Dindarlarımız da Batıcı oldu!

 

 

Bu “modern Müslümanlık” tuzağına çoğu dindarlar düştü: Çoğumuz “modern”bir görüntü kazanmak uğruna ilkelerimizi kurban ettik…

Para imanın, görüntü muhtevanın, dünya ahretin önüne geçti…

Kılığımız “onlar” gibi, tarzımız “onlar” gibi, tavrımız “onlar” gibi…

Yaşam tarzında da gitgide “onlar”a benzemeye başladık.

“Onlar” yani, “tek dünyalı”lar! (“onlar” deyişim, “öteki”leştirmek amaçlı değil, tespit amaçlıdır)…

“Uhrevi” endişe taşımayanlar!..

Allah’a “hesap” vermekten korkmayanlar!..

“Mahşer Günü”ne inanmayanlar!..

“Onlar”ın hiç olmazsa “Cennet” beklentileri yok (bu durumda fani dünyalarını cennete çevirmek için zulüm ve baskı dâhil her şeyi yapmaları normal sayılabilir), biz ise hem “onlar”laştık, hem de “Cennet” beklentimiz sürüyor.

Bizde (dindar Müslümanlarda) de üç şey çok öne çıktı: Para-makam ve güç!..

Bizim güçlüler de, ilke tanımıyor artık…

“Kul hakkı” gözetmiyorlar…

Tepeden bakmayı seviyorlar…

Hava atmaya bayılıyorlar…

Kırk yıllık ahbaplarının bile telefonlarına çıkmıyorlar…

Bizimkiler de çoktan beridir özel sekreter, özel şoför, özel kalem müdürü sayesinde “özelleştiklerini” düşünüyorlar!

Burunlar Kaf Dağı’nda, tevazuu çoktan çöpe attık!

Biz de, “farklı” ve “üstün” olmayı “takva”da değil, “makam” ile “marka”da arar hale geldik…

“Kullukta varlık” aramayı bıraktık…

“Bir Şah’a kul oldum ki, kulu Şah-ı Cihandır,

“Bir Şah’a kul oldum ki, cihan ana gedadır” (muhtaçtır) diyerek sultanlığının önüne kulluğunu koyan Fatih Sultan Mehmed’i kenara koyup “mevki tutkunluğu”nu kulluğumuzun önüne geçirdik…

“Sen benim kim olduğumu biliyor musun?”

Bu tür böbürlenmeler bize de musallat oldu!

Hayatın sert köşelerini yumuşatan ve insanları birbirleriyle “kardeş” yapan “hayat muavenettir” (yardımlaşmadır) düsturundan kopup, Avrupa felsefesinin hayat anlayışını yansıtan “Hayat Mücadeledir” anlayışına eklemlendik…

Biz de Batılılaştık: Kılık kıyafetimizden sonra ruhumuz da “ötekiler”e benzedi. 

“Biz” artık “eski biz” değiliz dostlar! Biz çoktandır hiçbir şey değiliz!

20’li yıllarda başlatılan “Dinde reform” çabaları galiba bir ölçüde meyvesini verdi…

Bizi kendilerine benzettiler!

Baksanıza, “tefekkür”,“tevekkül” ve “sabır” kalmadı!

Siyaseti öne çıkardığımız için siyasi kayıpla sınanıyoruz…

Ticari kayıpla imtihan edileceğimiz günler de gelecek korkarım.

Sonra, makam-mevki kaybı…

Derken, güç kaybı…

Fransız elçilerinden Orta Asya tarih ve coğrafyası uzmanı Fernand Grenard’ın, “Asya’nın Yükselişi ve Düşüşü” isimli, Türk tarihi açısından önemli bir kitabı var. İsterseniz bir okuyun derim.

Ya da titreyin, kendinize gelin!

 

yeni akit

Google+ WhatsApp