Diline sahip olma

Diline sahip olma


Dil aklın, kalbin sözcüsü. Biri sesli, diğeri içten ve derinlikli.

 

İnsanın doğrudan kendisini ifade edişi dil iledir. Sesli konuşma diye de ifade edebiliriz.

 

Hâl dili çok farklı ve derinliklidir. İnsanın iç dünyasında kişiyi huzurlu kılabilir ya da mutsuz eder. İç huzuru insanın dış dünyasına da yansır. Huzurlu bir görünümü olur. İçi karanlık olanların hâlleri dışlarına da yansır. Yüz ifadeleri, mimikleri, davranışları kendini belli eder.

 

İnsan, her türlü psikolojik hâller yaşayabilir. Koşullar, insanları kendi doğalarının dışına çıkarabilir. Kimi zaman gerilimli, kimi zaman sakin ve durgun. İnsan sakin olduğu zamanlarda, düşünmeye daha çok fırsat bulabiliyor. Karar vermenin en sağlıklı zamanıdır.

 

Genelde konuşulanlar kayda geçmez ama bellekler kuvvetlidir. Kimi zaman birileri tarafından kayda geçirilir. Kişi önemliyse, ulusal ve yerel düzeyde önemli bir konumdaysa medyada kayda, genelde kayda geçer. Kimi zaman da geçmeyebilir. Geçenler zaten arşivlerdedir.

 

Kimilerinin gerilimli konuşmaları daha çok öne çıkar, onlar sadece yazılı kayda geçmesiyle sınırlı kalmıyor. Asıl kayıt belleklerde yer alması ve unutulmaması. Bu, çok daha etkili oluyor. Kişiler hayatta oldukları sürece zaman zaman önlerine çıkan bir durum olur.

 

Geleneğimizde öfkeli olunduğunda karar verilmemesi tavsiyesi var. Şöyle ki “öfkeli olduğunuz anda oturun, düşünün, bekleyin, bir kenara çekilin” denir. Bu insanın sakinleşmesine ve sağlıklı karar vermesine neden olur. Çok gerilimli olunduğunda da Allah’a sığınılır: “Ya sabır…”, “Allah’ım bana sabır ver” denilir. Sabır sığınılan en güçlü bir an ve dönemdir.

 

Söz ağızdan çıkınca geri alınamaz. O, uzama, insan kulaklarına varmış oluyor bile. Kişi önemli biri değilse çevresiyle sınırlı kalır. Fakat bu, yakınındakileri, yani çevresinde bulunanları olumlu ya da olumsuz etkiler. Olumsuz olanı çok daha kalıcı ve sarsıcı olur. İnsanın gönlü kırılmayıversin onu onarmak kolay olmaz. Gönül alıcı ise zaten o insanları hoş eder, yakınlaştırır, sevgilerini arttırır.

 

Kişi konumu gereği etkileme alanı geniş ise, olumsuz olanı, çok daha sarsıcı olur. Yaşamakta olduğumuz şu günlerde havalarda uçuşanların bir ayarı, bir şirazesi yok. Bunlar hem yazılı kayda geçiyor hem de en önemlisi insanlarda derin ve sarsıcı etki bırakıyor. Bu artık unutulmaz. Gönüller kırılır. Kimi zaman gaf ile yani istemsiz olması kabul edilebilir ama gene de bir soru imi geriye bırakır. Geneli ilgilendiren kamuya açık olanları hem uzamda, hem yazılı alanda hem de kamuyu ilgilendirenlerde yer eder. Kırıcı olur. Bu, bilinçli yapılmış ise bir daha düzeltilmesi beklenemez.

 

Ömrü boyunca insanın ayak bağı olur. Koşullar değişir, dönemler geçer, insanlar bir araya gelmek zorunda kalır işte o zaman kırık kalbin bağışlaması kolay olmaz. Kamuya açık yapıldığında genelde iz bırakmış olur. Bir araya gelinme hâlinde ise sadece kişiler arasında sınırlı kalır. Bu, eskinin etkilerini ve izini silmez. Bunun için her durumda sözün tartısını bilmek, sonuçlarını uzun süreli düşünmek gerekir.

 

İnsanın tutarsız olduğu zamanlardaki konuşmaları kişinin ayak bağı olur. Bunu şiir ile en güzel ifade eden Yunus Emre pirimizdir. Şu beyti çok şeyi anlatmaya değer. Aslında yazımızın da bir özetidir:

 

“Söz ola kese savaşı söz ola bitüre başı

Söz ola agulu aşı balıla yağ ide bir söz.”

 

Kimi sözler var ki felaketlere, savaşlara, kellelerin uçurulmasına neden olur. Kimi sözler var ki insan gönlünü alır, o bir cennet havası oluşturur. Şu aşk dili yok mu, onu hayata bir yayabilsek. Sevgi ve merhamet diliyle yakınlaşılsa, öfkeler diner, insanlar yakınlaşır.

Google+ WhatsApp