DHKP-C’linin fotoğrafını Baro’ya ben mi astım?

DHKP-C’linin fotoğrafını Baro’ya ben mi astım?


DHKP-C sanığı avukatın açlık grevi sonunda ölmesi üzerine, herkes hukuku istediği şekile çekerek, olayı yorumluyor..

İstanbul Barosu, hem açlık grevi sırasındaki açıklamaları ile..

Hem ölüm sonrasında yaptığı açıklamaları ile..

“Ebru Timtik hakkında kesinleşmiş mahkumiyet kararı yoktur” diyerek, “Masumiyet karinesi” diyerek, bir algı operasyonuna imza atıyor..

“Masumiyet karinesi” ilkesinin arkasına saklanarak, gözümüzün önünde işlenen cinayetlerin faillerini, görmezden gelmemizi istiyor..

Haksızlık etmemek için, kendi açıklamalarını, buraya aynen alıntılayayım:

“Av. Ebru Timtik için Mahkemece verilen karar, kesinleşmemiştir. Bir hukuk kurumu olarak konumumuzu belirleyen en temel ilke, evrensel hukukun genel kabule ulaşmış kurallarının başında gelen ‘masumiyet karinesi’dir. Kaldı ki, anlatmaya çalışılan da o yargılamadaki ihlaller ve kararın yanlışlığıdır. Bu çerçevede bir terör üyesinden veya terör savunuculuğundan söz edilmesi, düzenlenen algı operasyonunun bir parçasıdır.”

Söylenilmek istenilen şu:

“Ebru Timtik hakkında, şu an kesinleşen bir mahkeme kararı olmadığı için, masum sayılır.”

Teorik olarak bakarsanız, bu söylem doğru olabilir..

Kişinin bazı haklardan yararlanmasının önüne geçme noktasında bir uygulama yapacağınız zaman, bu kişi hakkında kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmadığını göz önüne alabilirsiniz..

Ama..

Hepimizin gözü önünde işlenen suçların failleri hakkında, “masumiyet karinesi”ni konuşturarak savunuculuk refleksi gösterirseniz...

Orada “bir samimiyetsizlik var” demektir.

Felsefi tartışmaya girmeye gerek yok..

Somut örnekler vereceğim..

Murat Karayılan’dan başlayalım..

PKK’nın bugün elebaşısı olan bu terörist hakkında, kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı var mı?

Yok..

Derdest edilemediği için, hakkında bir karar verilememiş olabilir..

Bunun arkasına saklanarak, siz Murat Karayılan için, “masum” diyebilir misiniz?

Veya..

İstanbul Barosu’nun üyesi konumundaki Alparslan Arslan hakkındaki karar, bildiğim kadarı ile henüz Yargıtay onamasından geçerek kesinleşmedi..

Danıştay’ı basıp, bir hakimi öldüren bu avukat hakkında, henüz verilen mahkumiyet kararı kesinleşmediği için, “masum” deme hakkımız var mı?

“Masumiyet karinesi”ni tabii ki işlevsiz bırakamayız.

Tabii ki bu ilkeye bağlı kalmalıyız..

Ama..

Gözümüzün önünde işlenen suçların failleri için de, “masumiyet karinesi”nden hareketle, hakkında hiçbir isnat olmayan kişilerle eşit duruma getirmek hangi kafanın işidir?

Murat Karayılan’ın suçları ortada..

Alparslan Arslan’ın işlediği cinayet ortada..

Aynı şekilde, açlık grevinde ölen Ebru Timtik’in tüm suçları da ortada..

Hangi birisini sayalım..

İstanbul Barosu, Ebru Timtik’i savunur ifadelerle, “C. Savcısı M. Selim Kiraz’ın şehit edilmesi ile ilgili terör eyleminde, Av. Ebru Timtik’e yöneltilen bir iddia yoktur. Henüz kesinleşmeyen kararda da bu yönde bir saptama yoktur” diyor..

Peki..

“Ebru Timtik’in, Selim Kiraz’ın katilleri ile hiçbir ilişkisi yoktur” diyebiliyor musunuz?

“Cinayetten önce, o katillerle hiçbir ilişkisi yoktu, görüşmesi yoktu, tanışıklığı yoktu” diyebiliyor musunuz?

“Ebru Timtik’in, savcıyı şehit eden katiller tarafından sözde arabulucu olarak seçilmesinde, kendisinin hiçbir kusuru, ilişkisi söz konusu değildir” diyebiliyor musunuz?

Teröristlerle, savcının rehin alındığı saatlerde yapılan görüşmelerde bulunan Ebru Timtik’in, o vicdansız cinayetten sonra, bir defa olsun, “Bu cinayet hainliktir” dediğini duydunuz mu?

Ne güzel bir iş bu..

Gençleri aldatın..

Cübbeleri eline verin, avukat görüntüsü ile adliyeye girip, daha önce tuvalete konulan silahları alıp, savcının odasına girsinler. Savcıyı rehin alsınlar..

Sonra rehin alma işlemini bitirmek için, görüşebileceğimiz kişiler, “Çağdaş Hukukçular Derneği’nden avukatlar olabilir” desinler..

Ebru Timtik çıkıp gelsin..

Müzakereler devam ederken, “Bu son uyarımızdı” diyerek, teröristler telefonu kapatsın ve ardından savcıyı şehit etsinler..

Böyle bir vicdansızlık, böyle bir hainlik karşısında, Ebru Timtik çıkıp da, “Benim de ismimin geçtiği bu olayda yaşanılanlardan dolayı, işlenen cinayeti kınıyorum. Teröristleri kınıyorum.. Hainliği kınıyorum” demesin.. Diyemesin..

İstanbul Barosu çıkıp, “Masumiyet karinesi var” desin..

Ama, milletin paraları ile inşa edilen Baro merkezine, bu terörist avukatın fotoğrafı asılsın.

Sorulunca da, Baro desin ki, “Biz asmadık!”

İyi de bey abiler, ben mi astım, o fotoğrafı sizin binanıza..

Diyorlar ki, “Başkan yardımcısının odasına girip, asmışlar!”

Affedersiniz, “Baro başkan yardımcısının odasına zorla giren, kendisini tehdit ederek, onu etkisiz hale getirip, sonrasında da illegal olarak, terörist bir eyleme imza atarak, binamıza arzumuz dışında bir fotoğraf asan kişilerden şikayetçi olduk.. Davamızı sonuna kadar takip edeceğiz” niye demiyorsunuz.

Demiyorsanız, siz de bu illegal eylemi tasvip etmiş olmuyor musunuz?

Ben gelsem, binanıza bir fotoğrafı, sizin isteğiniz dışında assam, benden şikayetçi olmaz mısınız? Benimle ilgili onlarca kelimelik olumsuz nitelendirmelerle, basın açıklamaları yapmaz mısınız?

Lütfen, aklımızla alay etmeyin, Baro yönetimi..

Ebru Timtik’e siz masum diyorsanız..

Basın açıklamaları yaparak, “masumiyet karinesi” diyerek, onu savunuyorsanız..

Yarın Danıştay’da cinayet işleyen Av. Alparslan Arslan da açlık grevine başlayıp, ölürse, ona da aynı açıklamayı yapmak zorunda kalırsınız..

Yapar mısınız?

Yapmazsınız..

O zaman ilkeli olun.

Dürüst olun.

Zekamızla alay eden açıklamalara imza atmayın..

Google+ WhatsApp