Devletin yüzü

Devletin yüzü


Devletin yüzü

 

 

Bu anın yaşanacağı, “ilk kez” notuyla birlikte, yaklaşık iki ay önce açıklanmıştı. Mısır’ın devrik lideri Muhammed Hüsnü Mübarek, nihayet geçtiğimiz çarşamba günü, iki yanında oğulları Cemal ve Alâ olduğu halde —bu kez şahit sıfatıyla— mahkeme salonunda göründü. Siyah takım elbisesini eline aldığı bir bastonla tamamlayan 90 yaşındaki Mübarek, bir buçuk saatlik konuşmasını oturarak yaptı. Mahkeme heyetinin sorduğu bazı soruları es geçen Mübarek, “Daha fazla konuşmam isteniyorsa, Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi’nin müsaadesini istememiz gerekiyor. Çünkü bildiğim şeyler arasında devlet sırları da var” diyerek, vazifesini tamamlamış oldu.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Muhammed Mursi ve arkadaşlarının yargılandığı “Hapishane Baskını Davası”nda şahitlik yapan Hüsnü Mübarek, 2011’de Müslüman Kardeşler Teşkilâtı (İhvân) mensuplarının Gazze’den gelen 800 kişilik silahlı bir militan grubu tarafından hapishanelerden çıkarıldığı iddiasını ortaya attı. Bu kadar yüksek sayıda insanın sınırı nasıl geçebildiği sorusuna cevap vermeyen Mübarek, “O dönemki istihbarat şefim Ömer Süleyman, beni durumla ilgili bilgilendirdi. Bana sunulan rapora göre, silahlı kişiler Gazze’deki tünellerden geçerek Mısır topraklarına sızmışlar, hapishanelere baskın yaparak İhvân mensuplarını serbest bıraktıktan sonra da yeniden Gazze’ye dönmüşler” dedi. (Mısır devletinin kara kutusu Ömer Süleyman, 2012’de aniden hayatını kaybetmişti.)

Mübarek tüm bunları anlatırken, davanın muhatabı durumundaki Muhammed Mursi ve arkadaşları, hemen arkadaki cam kaplı, demir kafeslerin içinde duruşma salonunda olan-biteni izliyordu. Elbette diyaloglara katılma ve konuşma hakları yoktu, ama içeriden gösterdikleri tepkiler, Mübarek’in yazdığı senaryoyu gülünç ve mantıksız bulduklarını ortaya koyuyordu.

Mübarek’in anlattıkları sadece mahkeme salonundaki tutuklulara gülünç gelmedi. Reuters haber ajansına konuşan, ismini vermeyen bir polis yetkilisi, “Şahit olduğumuz şey, bir müsamereyi andırıyor” ifadesiyle, yaşananları özetliyordu. Sosyal medyada da, olayı yakından takip eden binlerce kişi, yorumlarıyla tepkilerini dile getirdiler. Bunlardan bir tanesi şöyle diyordu: “Talihin cilvesine bakın. 2010’da Mübarek devlet başkanı, Mursi hapisteydi. 2012’de Mursi başkan oldu, Mübarek hapse düştü. 2013’te Mübarek de Mursi de hapisteydi. 2018’de Mursi hapis, Mübarek şahit oldu. 2019’da kim bilir neler göreceğiz…” Mısır’da son yıllarda yaşananlar gerçekten de izleyenlerin başını döndürecek böyle sayısız ayrıntı barındırıyor.

***

Mısır devlet aygıtı, ordunun yapısı ve istihbaratın çalışma biçimi düşünüldüğünde, aslında şahit olduklarımız pek de sürpriz şeyler değil. 2011’de halk sokaklara döküldüğünde, Mısır devlet aklı, Mübarek’in emekli edilerek “kontrollü demokrasi”ye geçilmesini münasip görmüştü. Plana göre, 30 yıllık bir yıpranma payını üstünde taşıyan Mübarek “devrilmiş” olacak, ordunun ipleri sımsıkı elinde tuttuğu bir “demokrasi süreci”ne girilecek, ancak işler sarpa sarınca silahlı kuvvetler yeniden duruma el koyacaktı. Böylece “siviller”in yönetimi beceremediği, İhvân’ın “bu işi yüzüne-gözüne bulaştırdığı,” ordunun da mecburen fiili olarak iktidara geldiği tezi halka kabul ettirilecekti. Gerçekten de her şey planlandığı gibi yürüdü ve bugünlere geldik.

Arap Baharı adı verilen bölgesel türbülans sürecinin Mısır ayağında, ordunun gücünün ve etkinliğinin boyutlarını yakinen görmüş olduk. Sadece, hadiseleri dışarıdan izleyen biz değil, İhvân kadroları da devletin soğuk ve haşin yüzüyle yeniden ve yakından karşılaşmış oldular. Bu kadarını, herhalde onlar da tahmin edemezdi.

Hüsnü Mübarek’in “emeklilik dönemi”ni dikkatli bir şekilde planlayan Mısır ordu yönetimi, onun her şeye rağmen halkın ciddi bir kesiminin nazarında “saygın bir asker” olduğunun da farkında. Mübarek’e yapılan özenli muamelede, bu durumun izleri görülüyor. Dahası, Mübarek’in verdiği tüm ifadelerin ve yaptığı son şahitliğin de bizzat Mısır istihbaratı tarafından kaleme alındığı ve çerçevelendiği de neredeyse kesin gibi. Mübarek hem eski patronları, hem de suç ortakları çünkü. Bu yönüyle Mübarek, mahkeme salonuna girerken gözlerine oturan o donuk ve mesafeli bakışla, adeta “devletin yüzü”nü temsil ediyor. İşin garibi, herkes ve elbette İhvân da —artık— bunun farkında.

***

Ortadoğu’ya dair verdiğim neredeyse her konferansın değişmez sorusudur: “Mısır’dan gelen haberler hiç ümit vaat etmiyor. Ne dersiniz, İhvân yok olur mu?”

Bu soruya cevabımı buraya ekleyerek bitireyim:

İhvân hareketi ve düşüncesi, “İslâm’ın ana prensiplerine tamamen bağlı kalarak siyaset yapma” ülküsünü temsil ediyor. İslâm ve Müslümanca siyaset derdindeki insanlar yeryüzünden silinmeyeceğine göre, İhvân ufku da coğrafyamızda diri kalmaya devam edecektir. Şekil, usul, üslup değişebilir, ama eline silah almadan, İslâmî prensipleri esas kabul ederek ve kamuoyunu ikna yoluyla iktidara gelmeye çalışma çabası, hep yaşayacaktır. Bu ne kadar başarılır-başarılamaz, başarıldı-başarılamadı, ayrı bir tartışma konusudur. Ancak İhvân’ın sembolize ettiği çerçevenin, “İslâmî siyaset” derdinde olan insanları her zaman etkileyeceğini ve zihin dünyalarını canlı tutacağını söyleyebiliriz. Tarihin akışı, bizim beklentilerimizin aksine, yavaş ve sakindir. Bugünkü olumsuz gelişmelere bakıp her şeyin bittiğini düşünmek, bu açıdan bizi yanılgıya sevk edebilir. Oysa, etmemelidir.

yeni şafak

Google+ WhatsApp