Devlet bu kara propagandaya niçin izin veriyor?

Devlet bu kara propagandaya niçin izin veriyor?


Devlet bu kara propagandaya niçin izin veriyor?

 

 

Her bakanlığın basın bürosu var. 

Bırakın bakanlıkları, tüm kamu kurumlarının..

İllerde valilikler.. Kaymakamlıkların..

Adliyeler için dahi basına açıklama yapmak üzere özel birimler kuruldu..

Ama gelin görün ki..

Piyasadaki kara propagandaya karşı, bu basın birimlerinin sessiz kalışlarından mıdır..

Hainlerle mücadele etmedeki isteksizliklerinden midir..

Gerek yazılı ve görsel medyada, gerek sosyal medyada üflenen yüzlerce yalan haber ve kara propagandaya karşı, ciddi bir mücadele yapılmıyor..

Somut örnek vereceğim..

Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın açıklamalarını bir kenara koyarsanız..

“Türk Silahlı Kuvvetleri Afrin’de sivil katliamı yapıyor” propagandasına karşı..

Gerek TSK’nın ve gerekse diğer ilgili kamu tüzel kişiliklerinin basın bürolarından yapılmış ciddi bir yalanlama gördünüz mü?

İsim vererek..

Cevap verilen iddianın yayınlandığı mecranın açık bilgilerini vererek..

“Şu gazetedeki, şu iddia yalandır. Açıklamamızın yayınlanması için müracaat yapılmıştır. Yayınlanmadığı takdirde gerekli başvurular yapılacaktır” denildiğini duydunuz mu?

Denilmedi..

Denilmeyince vicdanı yaralanan Ahmet Keser Akit TV’de gerekli cevabı verdi.

Cevap verirken kullanılan sözlerin kastı aşmasını fırsat bilen ahlaksızların yargısız infazı ile de..

Hem Ahmet Keser.

Hem de Akit TV mağdur edildi..

Bir somut örnek daha..

Önceki günkü “Olaylara bir de tersinden bakalım mı?” başlıklı yazım için önce Yılmaz Yalçıner abimden telefon aldım..

“Diyarbakır Cezaevi’nde, Türkçe bilmediği için yakını ile konuşmasına izin verilmeyen kişinin, kendi kafasını duvara vurarak yaşadığı vahşetin canlı şahidiyim..  Devlet, cezaevindekilere yakınları ile telefonla konuşma hakkı tanımış ise.. Devlet gerekli tedbirleri alarak, konuşmayı gerekirse kaydederek, cezaevindekilerin yakınları ile konuşmalarına dil sınırlaması getirmeden bu hakkı tümü ile hayata geçirmeli” dedi.

Ardından, uzun süre cezaevi savcılığı yapmış bir yargı mensubumuz da, “Yazınızda ‘İlerde tedbirler alınarak, cezaevindekilerin yakınları ile telefonla konuşmalarında Türkçe dışındaki bir dille de görüşme yapılması sağlanabilir’ temennisinde bulunmuşsunuz ama.. Bu zaten şu an kanunla sağlanmış bir hak” dedi..

Ben atlamışım..

Gerçekten de..

Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun’da ve ilgili yönetmelikte, sadece örgüt mensuplarına yönelik bazı özel durumlarda genel anlamda kısıtlama olmak üzere, cezaevindeki insanların yakınları ile telefon konuşmaları, özel olarak düzenlenmiş. Görüşmelerin kayda alınacağı öngörülmüş..

Ama kara propaganda, sosyal medyada ve sosyal medyayı kendisine kaynak alan internet sitelerinde ve gazetelerde sürdürülüyor..

İlgili bakanlığın..

Adliyelerde kurulan başsavcılık bünyesindeki basın birimlerinin..

Bizim özel sohbetlerde edindiğimiz bilgileri..

Basın açıklaması ile “Kara propaganda”ya karşı doğru bilgilendirmeleri yapmaları gerekmez mi?

“Cezaevindeki tutuklu veya mahkumların, yakınları ile telefonla konuşmalarında dil sınırlaması yoktur.. Prosedür şöyledir” denilmesi gerekmez mi?

Veya..

Bir adım daha ileriye gidilerek..

“Türkçe konuşmazsanız, bir daha konuşamazsınız şeklindeki tehdidin yapıldığı cezaevi bilgisi verildiği takdirde, gerekli soruşturma açılacaktır. Ancak bu şekilde bilgi verilmeksizin, sırf iftira amaçlı atılan yalanlar için de, savcılıklara suç duyurusunda bulunulacağını bildiririz” denilmesi gerekmez mi?

Tamam, bizler bildiklerimizi yazalım, uyaralım.. Gerekirse cevap verelim..

Ama bu işi..

En geniş bilgiye sahip olan.

Aktüel mevzuata da hakim olan devletin ilgili birimlerinin yapması gerekmez mi?

Yine somut bir tartışma konusu, cezaevinde vefat eden tutuklularla ilgili işkence iddiaları..

Bu kişilerle ilgili olarak, adli tıp raporları açıklanarak, kendilerine herhangi bir işkence yapılmadığı ortaya konulup; iftira atanlar hakkında gerekli suç duyuruları yapılamaz mı?

Bir kamu görevlisinin ismi verilerek suçlandığında, muhatap hemen kendisini savunup, tekzibini yapıyor, ceza ve tazminat davalarını açıyor..

Ama somut bir isim suçlanmamış ise..

Devlet suçlanmış ise..

Devleti savunan kimse yok.

Tekzip eden de yok..

Tazminat davası açan da yok.

Ceza davası için suç duyurusunda bulunan da yok..

Bir anlamda, devlet sahipsiz..

Devlet korunaksız..

Oysa, bir kişi hakkındaki haksız suçlama.. Sonuçta bir kişinin mağduriyeti anlamına gelir..

Ama devlete yönelik yapılan haksız suçlamalar..

Hem devlet adına çalışanların hepsinin.

Hem de hepimizin  zarar göreceği sonuçları getirir..

2019 seçimleri sebebi ile, karanlık odakların yoğun olarak operasyon hazırlıklarına imza attığı bugünlerde..

Devlet de gardını almalıdır.. 

Hainlere fırsat vermemelidir..

 

yeni akit

Google+ WhatsApp