Delilik

Delilik


Delilik

 

Şu aralar Kadir Mısıroğlu etrafında yoğunlaşan tartışmalara rast gelmekteyim. Elbette değerlendirmeler farklı olabilir. Mısıroğlu’nun fikirlerine katılanlar kadar, katılmayanlar da olabilir. Ayrıca kendisini husûsen sevenler kadar sevmeyenlerin de olması yadırgatıcı değildir. Buradaki gâyem; buahsi geçen tartışmalara bir taraf olarak dâhil olmak değildir. Evvelâ bunu bir bunu bir tespit edeyim..

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Tartışmalar bizde maalesef en ham hâlini yaşıyor. Bir meseleyi “münazara etmek” ile “münakaşa etmek” arasındaki farkı bile bilmiyoruz. Hoş, aslında bu bile çok mühim değil. Esâsen tartışmayı , münazara seviyesinde bile manâlı bulanlardan değilim..Benim gözümde bir ergenlik hastalığıdır tartışmak..”Müsademe-i efkârdan barika-i hakîkât doğar” diyen yüzeyselliğe ise güler geçerim. Çok müsademe takip ettim; bırakın herhangi birisinde bir ziyânın çaktığını, karanlığın daha da zifîrleştiğini, katranlaştığını gördüm. “Bir tartışmada tartışılan, tartışanlardan başkası değildir” der Paul Valery; o keskin ve mûzip gözlem gücüyle… Bu sebeple tartışmaların içindeki o kızgın, yakıcı tabakayla çok fazla ilgilenmemiş; herhangi bir tartışmaya dâhil olmamaya îtinâ etmişimdir.

Bir tartışmayı manâsız kılan; zaman ve enerji kaybına dönüştüren; bizzat niteliği; yâni tartışanlardan ayrıştırılamamasıdır. Tezler, fikirler burada zihin bulandırmaktan başka bir işe yaramaz. Ama bizzat, tartışmayı tartıştırabilen bir şeyler kalıyorsa elimizde, üzerinde durmaya değer olur. Tuhaf olan şu: Tartışmanın tartışılabilmesi adına, bâzı örtülerin kalkması; tartışmanın apaçık olarak aslına rücû etmesi işi kolaylaştırıyor. Yâni fikir tartışması olarak başlasa da, tartışmanın böyle olmaktan çıkması ve tartışanların tartışılmasına dönüşmesidir. Kadir Mısıroğlu etrâfındaki tartışmalar, o yakıcı tabakayı geride bırakabilirsek ortaya çok dikkât çekici katmanları karşımıza çıkarıyor.

Gerek Kadir Mısıroğlu’nun tezleri; gerek bu tezlere mâtuf tepkiler aslında tartışılacak; telif konusu hâline getirilecek, pazarlığı yapılacak bir şey bırakmıyor. Mısıroğlu son derecede radikal, açık konuşuyor ve yazıyor. Minimalist modernistlerle , maksimalist modernistler arasında tartışmaya açık bir şeyler kalır. Meselâ Peyâmî Safâ ile Yaşar Nâbî saatlerce tartışabilirler. Hattâ tartışma çok kırıcı bir hâle gelebilir. Kopuşlar, küskünlükler de yaşanabilir. Ama ,eminim ki, taraflar, tartışma sonrasında içlerinde bir yerde diğeri için “Neden anlamıyor?” sorusunu kırgınlık ve kızgınlık karışımı bir hisle sorarlar. Birbirlerinden hâlâ umutludurlar; Peyâmî Safâ, Yaşar Nâbî’nin birgün “ıslah” olup, din ve geleneklerin ehemmiyetini anlayacağından; Yaşar Nâbî ise Peyâmî Safâ’nın din ve gelenek saplantılarından âzâde bir Kemalizmi anlayacağından … Dâvâ minimalizm-maksimalizm olmaktan çıkıp, referans dünyâlarındaki ortaklık sona erince, tartışma aslına inkılâb ediyor ve bir şahsiyetler ve simgeler mücâdelesine evriliyor. İçeriksizleşme ile meselâ Bourdieu ve Foucault gibilerin işlediği simgesel şiddet arasında bir bağ olduğunu düşünüyorum. (Aman içeriksizleşmeyi çok ciddiye aldığım anlaşılmasın. İçeriksizleşme, içerik zannedilen şeylerin buharlaşması olarak görünüyor bana)…Her neyse; işte kritik nokta da bu. Tartışmayı, tartışanlardan bağımsız tartışabilmenin kapıları burada açılıyor. Fikirler; yâni zihinlerin içini abur cubur dolduran tortular değil; bizzât zihniyet kodları tartışmaya açılıyor. Teolojinin kör noktaları açılıyor; sosyoloji , kültürel antropoloji gibi tâze açılar ayağa kalkıyor..Üstelik tartışmanın tartışılması, süreci tartışanların hegemonyasından kurtarıyor ve belki de daha soğukkanlı vaziyet edebilecek “başka” birilerinin eline geçmesini sağlıyor.

Kadir Mısıroğlu, bir Batıcı’nın gözünde gericiliğin, o apaçık “peccatum mortiferum”un öznesidir. Batıcıların öcüsü, ölümcül günahı gericiliktir ve Türkiye’de maalesef adamakıllı çalışılmamıştır. Kızanların gözünde gericiliği ağırlaştıran kılıflı, gizlenmiş, örtülmüş olmasıdır. Kadir Mısıroğlu’nun bir takıntı hâline gelmesi; işbu örtü kalktığı zaman görünecek olanı temsil etmesidir. Kadir Mısıroğlu sâyesinde gericiliğe bir cürm-ü meşhûd yapılmıştır âdeta.. Başında fesiyle, arkasındaki Osmanlı sembolleriyle elindeki bastonuyla, kaba saba, küfürbaz konuşmalarıyla, dahası deli raporuyla. Şu aralar bu deli raporu ile vampirin göğüs nâhiyesine öldürücü vuruşu yapmaya çalışıyorlar. Öldürücü vuruş şu: Mâdem delidir; üstelik bu hâli “bilimsel” bir raporla tescillidir, o hâlde söyledikleri, yaptıkları tekmil çöplüktür. Hattâ müşahade altına alınması iktizâ eder… Akıl ile delilik arasında yapılan keskin analitik bir ayrıştırma…Meraklıları Foucault’nun Deliliğin Târihi’ne bir baksın da bu ayırımın insanlığın başına ne büyük bir belâ açtığını görsün…Her analitik, gerisinde büyük boşluklar bırakır ve faşizan kıt’alara açılır. .. Aklın şampiyonluğunu yapanların hâlâ görmek istemedikleri Hitler Nazizminin onun en yüksek mertebelerinden birisi olmasıdır. Bu gerçeği de Hitler’in deliliği ile örtmeye çalışırlar..

Mustafa Özel, Don Kişot ve Cervantes üzerine çok düşündürücü bir değerlendirme yapmıştı: Cervantes hesaplayıcı aklın egemenliğinin nasıl da dünyayı ele geçirdiğini görüyor ; bunun belki de önlenemez olduğunu görüyordu. Don Kişot üzerinden bize şunu söylüyordu: öyle bir dünyâ kuruluyor ki, artık hakîkâti, akıllılardan değil, delilerden bekleyeceğiz.…….

Akıl ile deliliği ayrıştırmak ve “delileri” suçlayıp dışlamak modern bir obskürantizmdir. Rast Peşrev’ini icra etmekten ve dinlemekten lezzet aldığım Benli Hasan Ağa’nın 17.Asırda yazdığı Tezkiret’ül Müteahhirin kitabını parça parça okuyorum..Ne kadar ilginç insanlar bu deliler… Ya, Neyzen Tevfik’e ne demeli? Neyzen’in lâikliği övdüğünü düşündüğünüz şiirlerini okurken, aldığı deli raporları ne için akıllara gelmiyordu acaba?…Akılcılığın şampiyonluğunu yapıp ne ara Çılgın Türkler’e geldik?

HAMİŞ: İnsan hayâtı, kolayca birbirine dönüşüveren iki maksim; akıl ve delilik arasında yaptıklarımızı akılcılaştırmaktan başka nedir ki? Akla en çılgın şeyleri yaptırabilir; en ahmakça şeyleri akıl ile örgütleyebilir; akılla arayıp bulamadığınız hakîkati ise en çılgın anınızda avucunuzda tutabilirsiniz.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp