Deliler…

Deliler…


Deliler…

 

 

Deliler” filmi piyasaya çıktı . Doğrusu, târihi filmlere pek de alâka duyduğum söylenemez. Târih mevzu olduğunda, şahsen belgeselleri tercih ederim. Târihi filmlerden öğrenmenin faydasına inanmam. Ama gâliba, vâcip oldu; bu defâ kaideyi bozacak ve filmi izleyeceğim. Sebebi de filmin gösterime girmesinin hemen ardından Almanya’da bir kısıtlamaya uğraması. FSK olarak da bilinen Film Derecelendirme Sistemi Kurulu, milliyetçi hisleri kışkırttığı gerekçesiyle filme 18 yaş sınırı getirmiş.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Zamânında Avrupa’ya dehşet salan Osmanlı orduları denildiğinde akla hemen maaşlı askerlerden oluşan devşirme Yeniçeriler gelir. Hâlbuki, târihçilerden öğrendiğimize göre sayısal olarak bakıldığında Tımar, yâni Reaya ordusu sayıca çok daha kalabalıktır. Diğer taraftan Osmanlı ordusundaki yegâne ayırım Kapıkulu Ordusu ile Eyâlet ordusu arasında değildir. Bir kere bu ordular, çeşitli isimler altında kendi alt birimlerine ayrılır. Meselâ, Kapıkulu Ordusu içinde Piyâde ve Sipahi ayırımı vardı. Piyâde ordusu ise kendi içinde Yeniçeri, Cebeci, Humbaracı gibi alt bölümlere sahipti.

Kaynaklardan öğreniyoruz ki, Eyâlet Odusu içinde de benzer alt birimler mevcuttu. Müsellemler ve Yayalar olarak bilinen Reaya askerler, savaşlara doğrudan katılsa da daha çok geri hizmetteydi. Eyâlet Ordularının asıl keskin gücü Öncülerden oluşuyordu. Akıncılar, Azap askerleri, Beşliler, Gönüllüler gibi başka başka birimler de mevcuttu. Deliler de bu gruplardan birisiydi.

Yeniçeriler elbette ki, genel manâda bugünün komandolarına benzetilebilecek, özel eğitimli, deyim yerindeyse profesyonel askerlerdi. Rakip ordulara esaslı darbeyi vuran onlardı. Hâl böyle olunca, Avrupa’nın en başta onları tanıması ve Osmanlı Ordusu’nun Yeniçerilerle özdeşleşmesini yadırgamamak icâp eder.

Deliler denilen birlikler Kapıkulu sisteminin dışında yer almasına rağmen en az onlar kadar savaşta eğitimli ve uzmanlaşmış birliklerdi. Ürkütücü donanım ve görüntüleriyle yılgınlık salıyorlardı. Başat nitelikleri korkusuzluklarıydı. Çılgınca ataklarla savaşta en ön saflarda vuruşuyor ve rakip orduyu alabildiğine yıpratıyorlardı.

Bana en ilginç gelen husus, Yeniçerilerin Hz. Ali ve Bektaşiyye mensubiyetlerine mukabil Delilerin Hz. Ömer’e olan bağlılıklarıydı. Ama kaderleri Yeniçerilerden farklı olmadı. Muhtemelen Yeniçeri Ocağı gibi o da zaman içinde yozlaştı ve gayrı meşrû sahalara kaydı. II. Mahmud’un Yeniçerilerle birlikte onları da tasfiye ettiğini biliyoruz.

Deliler filmi elbette belgesel bir film olmadığı için, Deliler Ordusunun târihsel hakikâtini birebir yansıtmayabilir. Abartılar ve zorlamalar olacaktır. Bütün mesele bunların hakikâtlere galebe çalmamasıdır.

Diğer taraftan bu tarz filmlerin milliyetçi hislere hizmet ettiği bir vakıadır. Bunu yadırgamamak ve kızmamak gerekir. Sinema nihâyetinde bir sanat olarak hisleri hedef almıyor mu? Sinema hissettirmeden düşündüremez ki… Evet, bu tarz filmlerin müşterilerinin ağırlıklı olarak milliyetçi hislere sâhip kütleler olacağını hesâp edebiliriz. Bu hislerin kışkırtılması meselesine gelince, işte en anlaşılmazı da o. Bir film, milliyetçi hisleri kışkırtsa bile ne olabilir ki? Deliler filmini seyreden milliyetçilerin hisleri okşanabilir; ama bunu seyredip kaç kişi delirebilir? Münferit vakıalar olabilir tabii ki; ama, yaş sınırı buna bir çözüm olabilir mi? Şu +18 işini bir türlü anlamamışımdır. Bana, belki her zaman değil ama bâzen, tıpkı burada olduğu gibi, bir tuhaflık olarak görünüyor. İster istemez şu suali sormaktan alıkoyamıyorum kendimi: Meselâ filmi izleme ruhsatı olan 19 yaşındaki taşkın bir genç; hattâ 25 yaşındaki birisinin, bu ruhsattan yoksun bırakılmış 17 yaşındaki muadiline göre durulmuş olduğunun garantisi nedir?..

Şimdi soralım: Vikingler dizisi İsveç’teki milliyetçileri kışkırttı mı? İsveçli milliyetçiler bu diziyi seyrettikten sonra sağa sola mı saldırdılar? Veya Braveheart’ı seyreden İskoçlar rastladıkları İngilizlerin ağzını burnunu mu kırdı? Adada iç savaş çıktı da haberimiz mi olmadı?

Kışkırtma ihtimâli denilince aklıma Goethe’nin meşhûr Genç Werther’in acıları kitabı yayımlandıktan sonra Almanya’da yaşananlar geldi. Elbette milliyetçilik ile alâkası yok. Ama kışkırtma kışkırtmadır. FSK’nın akıl yürütmesini veri alacak olursak, Almanya’yı bir anda alt üst eden meşhûr gençlik başkaldırısı Sturm Und Drang (Fırtına ve Basınç)’ın müsebbibi bugün yere göğe koyamadıkları Goethe’den başkası değildir. Bu hesâba göre Genç Werther’in Acıları yazılmamış olsa, veyâ +18 engeli ile engellenmiş olsa Sturm Und Drang yaşanmayacaktı. Bu arada ekleyelim: otorite karşısında, bir zamanlar dostluk ettiği Beethoven’in midesini bulandıracak kadar ödlekleşen Goethe de aynı kanâtteymiş ki FSK‘nın o zamanlardaki muadillerinden korkup Avusturya’ya kaçmış.

Vikingler olunca sanat oluyor; bizim Deliler olunca kışkırtma, öyle mi? Ne diyelim; FSK’nın başına Vikingler Dizisi kadar taş düşsün…

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp