Değişimin Hızı: Başakşehir’den Başka Şehre II

Değişimin Hızı: Başakşehir’den Başka Şehre II


Değişimin Hızı: Başakşehir’den Başka Şehre II

 

 

Çok teşekkürler efendim bu günkü yazınız için. Bir kent bu kadar mı güzel anlatılır. Ben Başakşehir’de bir yıl dayanabildim bu anlattıklarınızdan dolayı. Kendi apartmanımda beş vakit camiye gelen bir kişinin selâmımı almamasına dayanamayıp yüzüne vurmuştum neden almadığını. Diğer bütün sosyolojik tahlillerinizi birebir yaşadım orada. Aslında kent mimarisinin hayatları nasıl da dizayn ettiğine Başakşehir tipik bir örnek. Mimarinin dini yaşama etkisine çok güzel bir örnek.

Saygılarımla.”

(Murat Aksalak)

Yukarıda adı geçen okurumdan gelen bir ileti bu. Aynı apartmanda oturan aynı camiye vakit namazlarına gidenlerin birbirine selam vermeyişlerinin psikolojisi mi, dünyası mı diyelim. Birinin duyarlığı tek başına yetmiyor. Bu durum sadece bir Müslüman’ın sokaktaki en belirgin yanı. Selâmlaşmaktan kaçınanlar göz göze gelemezler, birbirlerine tebessüm edemezler, hâl hatır soramazlar. Başları önlerinde soğuk duvarlar gibi geçip giderler. Bu durum sadece Başakşehir ile ilgili değil. Muhafazakâr diye tanımlanan bir beldeye hem sosyolojik hem de psikolojik açıdan bir bakıştı. Başakşehir sadece bir örnek. Bu çoğaltılabilir. Üsküdar’da oturuyoruz. Evde çocuklarla sohbet ederken, çocukların yorumu, “Üsküdar artık eskisi gibi değil” dediler. Onlar sokaklarda. Bizim girip çıkmadığımız mekânlarda ve çevrelerde bulunuyorlar. Haklılar hızlı bir değişim yaşanıyor. Bu her yönüyle de yansıyor. Şu an için Üsküdar’ı az da olsa koruyan manevi atmosferi ve çok katlı binaların, AVM’lerin olmayışı. Bir de ezanlarının yoğunluğu. Ezan deyip geçilmesin. Bir kente ruh veriyor. Efendimizin önerisi fethedilen beldelerde mutlaka ezan okunmasıdır. Ezan beldelerin manevi soluğudur. Üsküdar sahili ve deniz de bu açıdan az da olsa koruyucu.

Ne ki, buradaki gençler artık muhafazakâr çevrelerde çok da soluklanmak istemiyorlar.

Günümüzde şu “muhafazakârlığın” ne kadar anlamsız ve boş olduğu gerçeği göz önünde bulundurulmalı. Bu anlamda Üsküdar’a bakılmalı. Ne kadar muhafazakâr olduğu tartışmalı. Hem neyin muhafazası? Asıl soru da bu. Kredi kartlı, bol cakalı, lüks arabalı, artık kahvaltılarını evlerinde yapmayan, en az uğradıkları evleri olan muhafazakârlar.

Kentlere ruh veren, sadece görüntüler değildir.

Üsküdar’ın meczupları akıllı bilinen muhafazakâr görünümlü olanlardan çok daha yararlı. Onların bir ifadesi her şeyin ötesinde ve derinlikli. Örneğin bir meczubumuz çöplerden ekmekleri kuşlar ve karıncalar için topluyor. Kur’an alfabesinin gördüğü her metnini topluyor. Çöp konteynırlarının başında sürekli. Muhafazakâr görünümlülerin savurganlıklarını yüzlerine vuruyor. Gören kim duyan kim?

Hızlı değişim hemen her yerde kendini belli ediyor. Çocuklarına söz geçiremeyenlerin dünyası bu. Büyük konuşmaya gelmiyor.

Kibir ve görmezden gelmek her dönem için en büyük tehlike. Manevi yoksunluk büyük bir sorun. Bugün gençlik hangi manevilikle beslenebilir, nasıl yönlendirilebilir? Önemli olan bu.

Hiçbir şey durduk yerde kendi kendine oluşmuyor ve hiçbir şey de nedensiz değil.

Kimseyi suçlamanın bir anlamı da yok. Önce kendimize bakmalıyız. Bu dünyanın hızlı değişiminin nedenlerini kavramalıyız.

Bir çevrenin başka bir çevreyi suçlaması bir anlam ifade etmiyor. Her topluluk ve çevre kendi hayatını yaşamayı arzu ediyor ve yaşıyor.

Günümüzde ideolojilerin bir çatışması yok. Yaşama tarzlarının ve tercihlerinin bir çatışması diyebiliriz ancak. Bugünlerde gündemde olan sapkınlıkların mücadelesi de ideolojik bir gerilim ve çatışma değil. Sapkınlığın içinde bulunanların yaşama ısrarı ve yaygınlaştırma çabasıdır. Günümüzün ideolojisi de budur bir bakıma.

Hızlı değişimin çok yönlü incelenmesi ve üzerinde durulması gerekiyor.

 

milli gazete

Google+ WhatsApp