Değerler ve ilkeler

Değerler ve ilkeler


Değerler ve ilkeler

 

Zamanın hızlı akışında, döngüsünde, ciddî bir değerler yitimi var. Değerlerin yitimiyle birlikte ilkesizlikler de hayatın bir özü hâline dönüşüyor. Giderek bir millet asıl merkezinden uzaklaşıyor. Bambaşka bir alana doğru savruluyor.

Bu alan neresidir, neler olacak, bu, zamanla belli olacak. Büyük bir boşluk oluşuyor. İnsanlığı besleyecek ana düşüncelerden ve ilkelerden uzaklaşıldıkça yozlaşmalar oluyor. Artık bir değerin veya kavramın bir anlamı kalmıyor. Ne söylenirse söylensin ne yapılacaksa yapılsın karşılık bulmuyor.

İnsanlığın sınandığı birçok yön var. Öncelik nefsi ve dünyevî sınanma insanı tutumunu belirliyor.

Düşünce boşlukları oluşmaya başladıktan sonra insanların savrulmaları kolaylaşıyor. Âdeta ayakları yer tutmuyor. Kaygan bir zeminden söz etmenin bir anlamı bile olmuyor. Hayatın kendisi ve tarzı tamamen kayganlaşıyor. Ölçüleri ve değerleri olmayan toplumlar için hemen her şey geçerli oluyor, yani mubahlaşıyor. İlkesizlik ile istenilen yere doğru gidebiliyor, savrulabiliyor.

 

Milletlerin kişiliklerini oluşturan erdemler ve değerler ana ilkelerdir. Müslümanlar için ise özellikle olması gerekenler bulunur. Bunlar; haramlar, şirke ve inkâra götüren oluşlar, buna zemin hazırlayan süreçlerdir.

İnsanın değersiz kılınması, insana insan olarak bakılmaması ve yanaşılmaması önemli sorunlardan. İnsana insan olarak yaklaşıldığında bir gönül bağı ve akışı sağlanıyor. Kalpten kalbe bir güven bağı ve yolu açılmış oluyor. En beklenmedik bir zamanda bu bağ insanları birbirine bağlıyor.

Despotluğun, acımasızlığın, buna bağlı hile ve desiselerin yerleşmesi insanı insan olma özelliklerinden uzaklaştırıyor. Hangi toplumun ne gibi özellikleri var, hangi düzlemde kendi olabiliyor, kendisin tanımlayan durumlar nedir gibi sorular ister istemez sökün ediyor.

İnsanlık ne yazık ki giderek ilkelliğe doğru hızla kayıyor. İslâm öncesi karanlık dönemlere yeniden sürükleniliyor. Irk, renk, boy, konum farklılıkları giderek ağırlık kazanıyor. Öfke gücün etkili olduğu bir dönem yeniden devreye giriyor. Gönül ehli insanların veya çevrelerin de güç ve öfke dairesine dâhil oluşları zor olan dönemi daha da zorlaştırıyor. İnsanlar adeta firavunlaşıyorlar. Kendilerine bağlı ya da kendi hizmetlerinde olan köleler ya da karşıtları gibi bir sınıflamaya doğru gidiliyor.

Bu sadece Müslümanlar açısından değil insanlık açısından da böyle. Müslümanlar da bundan fazlasıyla etkileniyorlar.

Değerler yitimi söz konusu olunca kişilerin Müslüman olup olmamaları çok da önemli olmuyor yakın bir gelecekte insanlığın artık tamamen dindışı bir hayata doğru gittikleri zamanla görülecek. Böyle olunca artık Müslümanlara ait bir dünyadan söz edilemeyecek. Bu, giderek da baskın hâle geliyor.

Boğazlarından haram lokmalar dizim dizim oluyor. İslâm’ın reddettiği, yasak saydığı hiçbir şey artık olumsuzlanmıyor. Kabul görüyor ve benimseniyor. Küçük oluşlar büyük uçurumlara doğru götürüyor.

Bir başına Müslüman olma bilinci bile çok değerli. Bu değerden kopuş insanı kendinden uzaklaştırıyor.

Güvensizliğin olduğu bir zamanda güven duygusunun yeniden oluşumu sahih Müslümanlara bağlı. Ödünsüz ve cihat ruhuyla yaşama bilinci. Hak rızasına bağlı bir hayat tarzı. Tartıda dünyalık mı, hakkaniyetlik mi, adalet mi, adaletsizlik mi, insaf mı insafsızlık mı, vicdan mı vicdansızlık mı, hakka davet mi ötelemek mi ve ötelemelere neden olmak mı? Bunların tamamı tercihlere bağlı. Müslüman hak rızasına olan yönelim ve tercihlerinden ancak huzurlu olabilir. Yönünü ve akarını bulabilir. Tek bir kişi bile kalsa haktan ayrılmaması tek ilke.

 

milli gazete

Google+ WhatsApp