Dayatmacı Zihniyet

Dayatmacı Zihniyet


Modern zamanların düşünüş biçimi: Dayatma. Zorla, baskıyla kabullendirme.

 

Millet bir bütündür fakat farklılıkları var. Bunun olması kaçınılmaz. İnsanlığı bir bütünlük içinde görmek, onların, sınırları aşmayan taleplerine karşılık vermek bir zorunluluk. Bu, daha çok inanç bağlamında.

 

Batı düşüncesi kilise ile olan sorunlarını sınırlarken, geride büyük bir boşluk bıraktı. Bu boşluk doldurulamaz özellikte. İnsanın inanma, düşünme gereksinimleri. İdeolojik oluşların tamamı geçici, biri bir diğerinin yerini dolduramadı. Böyle olunca aşırılıklara yöneldi. Sınır tanımayan aşırılıklar, sapkınlıklar, alkol, cinsellik, uyuşturucu vb. şeyler hayatın gerçeğine dönüştü. Farklı kültürlerle buluşunca bocalıyor. Bu durumda karşı tarafı da kendine benzetme ya da farklı durumlara zorlama kaçınılmaz oldu.

 

İslâm, özünü koruyor. Müslümanlar kimi dalgalara kapılsalar da düşünce olarak varlığını ve gücünü koruyor. Müslümanlar açısından asıl sorun onu hakkıyla temsil etmedir. Kendi içinde yaşadığı sorunların, bölünmelerin, gerilimlerin sınır tanımazlığı… Ayrıca Batı düşüncesine kapılan dayatmacı/jakobenlik çatışma ve gerilimleri tırmandırıyor. Cumhuriyet ideolojisi Batı ruhlu jakoben bir oluştur. Halkın talep ve değerlerini baskı altında tutarak bir varlık olmaya çalışmıştır. İlerleyen zaman içinde öze bağlı kalarak renk ve hâl değiştiren bu anlayış istediği gibi tam anlamıyla bir yere oturmuyor. Elbette ki uzun yılların sonucu bir yeri ve karşılığı vardır. Bu, yadsınamaz. Azımsanmayacak bir kesimi oluşturuyor. İdeoloji bağlamında kendi içinde sürekli değişkenlikler gösteriyor. Değişen koşullara ayak uydurmaya bakıyor.

 

Asıl yanı dayatmacı bir zihniyet olması. Yıllar yılı bunu başarıyla yürütmesi. Ancak belli bir dönemden sonra halkın öz değerlerine dönük eğilimleri onları da ister istemez zorluyor. Maneviliğe yöneliş, ya da öyle görünüş bu duygunun bir sonucu.

 

Dayatmacı/jakoben ruh varlığını koruyor. Zaman zaman olan çıkışlar da bunu gösteriyor. İçten içe bir hınç duygusu kabarıyor. Şunu belirtmede yarar var. Karşılıklı bu çatışmalar, gerilimler ve kimi zaman bıkkınlık getiren durumlar dönüşmeler de getiriyor. Bunu sadece Batıcı düşünce bağlamında görmemek gerekir. Kendini muhafazakâr diye nitelendiren kesimlerde de görebiliyoruz.

 

Sistemin özü Kemalizm’dir. Kendini sol diye tanımlayanların süreçte kılık değiştirmeleri sadece görünümden ibaret. Artık o, sistemin dini konumunda. Kuralları ve ritüelleri kesinlik arz ediyor. Dokunulamaz bir durumu var. Yasalarla koruma altında.

 

Sol diye bilinenler, ortanın solu, sosyalizm, Marksizm gibi birçok evre geçirdi. Bunların büyük bölümü artık gündemde değil. Renk olarak sol görünümlü olsa da merkezde Fransız pozitivist düşüncesi özlü bir Kemalizm var. Dönüp dolaşıp ona geliniyor. Sol diye bilinen o anlayış geçmişte kendi yavrularını yedi. İdam etti, gözünün yaşına, o ideal oluşuna bakmadı.

 

Bugün içinde kimi zaman depreşen bu ruh ve bakış zaman zaman başını çıkarıyor. Aşılmış kimi sorunları kendine dert ediniyor. Tahammülsüzlüğün bir sonucu. Karşılıklı keskin oluşlar bunu daha da tetikliyor. Anlayışsızlıklar da bunun bir sonucu. Bu, tarafların da işine geliyor. Sol düşünüşlü liberal Batıcıların dedeleri, anneleri babaları ve hatta kimilerinin babaları Müslüman aileler. Onların zihnini bulandıran Fransız jakoben laikliği, pozitivizmi ve maneviyatsızlığı. Onlar hâlâ yüz yıl ve belki de biraz daha fazlası olan Fransız düşüncesinin olduğu yerde duruyorlar. İçinde bulundukları toplumun değerlerini eskiden olduğu gibi yok sayma çabasındadırlar. Yenileniyorlar gibi görünseler de bir yere kadar, bir yapı örneğinde olduğu gibi bir yerde bel veriyorlar, kamburları ortaya çıkıyor. Bunun değişebilmesi için bir kuşağın daha geçmesi gerekir. Ne ki bu yeni kuşak da artık ideolojisi olmayan Batı özlü bir hayat anlayışında. Bu sorunlar nasıl aşılır bir milletin öz değerleriyle yeni bir hamlede bulunmasıyla olabilir. İnsanın öz değerleri üzerinde yeniden dirilişiyle.

Google+ WhatsApp