Davutoğlu’nun siyaset anlayışı!

Davutoğlu’nun siyaset anlayışı!


Hayatımda hiçbir siyasi partiye üye olmadım..

 

Her seçimde (1983’de Milli Görüşçü partiye izin çıkmamış, seçime girememişti) Erbakan Hoca’nın veya onun talebesinin yönettiği partiye oy vermeyi zorunlu ve kaçılmaz bir görev bildim..

 

Hem siyasi partiye, üye olmamak için direneceksin.

 

Hem de..

 

Hiçbir seçimde, atlamaksızın, sandık başına gidip, hep aynı çizgideki partiye/partilere oy vereceksin..

 

“Ben sizdeki şu kişiye kızdım” yok.

 

“Genel başkan yardımcınıza darıldım” yok.

 

“Genel başkanınızın şu açıklamasına gücendim” yok.

 

“Partinizin oy kullanacağım sandığın bağlı olduğu bölgedeki adayın yanlış bir isim. Sizi protesto ediyorum” yok..

 

Ama..

 

“Partinize üye olmak istiyorum. Bu da dilekçem” de yok..

 

Bu tavrım şunun için.

 

Hedeflediğiniz hayatın gerçekleşmesi yolunda, siyasetsiz bir yere varamazsınız.

 

Ama siyaseti de gözünüzde tabulaştırmamalısınız.

 

Sandıkta oy kullanma ile sınırlı tut..

 

Hatta bunu çok önemli bir görev olarak telakki et.

 

Ama..

 

Siyaseti ilahlaştırıp, onun içindeki kirli ayak oyunlarına da malzeme olma..

 

Tavrımı size niye ifşa ediyorum?

 

Uzak durduğum siyasete balıklama atlayıp..

 

Ardından da..

 

Bizden çok daha ilkeli hareket ettiği, çok daha dürüst siyaset yapıyormuş gibi söylem geliştirenlerin ucuzluklarını daha iyi gösterebilmek için..

 

Bu kısa girişten sonra..

 

Şimdi bana söyler misiniz:

 

Bir siyasi partinin, hem de halktan en çok oy alan bir siyasi partinin genel başkanlığını yapan (Ahmet Davutoğlu) kişinin, şu kadar kıytırık bir konuda, söylem geliştirmesini nasıl yorumlayalım?

 

“21. yüzyılın soğuk savaş aktörleri Erdoğan’la yan yana. 28 Şubat’ta Başbakan Yardımcısı, Kavakçı’nın Meclis’e geldiği dönemde kendi milletvekillerinin başını açtırarak Meclis’e sokarak başörtünün Meclis’te olmaması gerektiğini işaret eden Bahçeli’dir. 28 Şubat teorisyeni Perinçek’tir. Erdoğan, özeleştiri yapması gerekirken 28 Şubat aktörlerine teslim oldu.”

 

Siyaset, evet alangirli bir iş.

 

Evet ayak oyunları çok..

 

Evet, teşkilatlarda insanlar birbirlerinin kuyusunu kazmak için, rakip partilerin adamları ile birlik bile olabiliyorlar..

 

Bir parti için değil, sözüm.

 

Bu partide az, diğer partide on misli oranda.. Ama mutlaka hemen tüm partilerde olan, yaşanılan olayları aktarıyorum..

 

Ama lütfen söyler misiniz.

 

1999 seçimlerinden sonra, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, kendi partisinden milletvekili seçilen Nesrin Ünal’ın başını açtırmasını defalarca eleştirdik.

 

Bugün de eleştiriyoruz.

 

Bahçeli o gün dik dursaydı, belki de başörtü yasağı 2012’de değil, 1999’da kalkmış olacaktı” görüşümüzü defalarca yazdık, dillendirdik..

 

Doğu Perinçek’in, 1987’de İstanbul Üniversitesi önündeki başörtülü kız öğrencilere gül verip, onların direnişine destek verdiğini.

 

Ama 1990’lı yılların başında PKK’nın başı Abdullah Öcalan’ı ziyaret edip, gül alışverişi yaptığını.. 

 

1990’lı yılların sonunu ise, amansız bir başörtü yasakçısı olarak getirdiğini..

 

Defalarca söyledik, yazdık..

 

Fakat bu iki siyasi parti genel başkanını eleştirmemizin çok ötesinde..

 

Çok daha fazlasını..

 

CHP için yaptık.

 

Çünkü Türkiye’de başörtü yasağına en güçlü desteği veren parti CHP.

 

Yasağın sürmesinde en öncü rolü üstlenen CHP.

 

1990 yılında, Anavatan Partisinin yaptığı kanun değişikliğini iptali için Anayasa Mahkemesi’ne dava açan, Anayasa Mahkemesi’nin internet sitesinden birebir kopyalıyorum: “(Sosyal Demokrat Halkçı Parti) Grubu Adına Grup Başkanı Erdal İNÖNÜ”

 

Yani bugünkü CHP.

 

1999 yılındaki, Fazilet Partisi’ni bırakıp, gidip DSP ve Anavatan ile koalisyon kurmasını ve Nesrin Ünal’ın başını açtırmasını eleştirdiğimiz MHP’nin, 2008 yılında AK Parti ile birlikte hareket ederek, birilerinin “411 el kaosa kalktı” diye ahlaksızca attığı manşetin hedefi olan “türbanı serbest bırakacak anayasa değişikliği”nde de yine Anayasa Mahkemesi’ne gidip dava açan..

 

Yine Anayasa Mahkemesi’nin resmi internet sitesinden kopyalayarak aktarayım:

 

“İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Hakkı Süha OKAY, Kemal ANADOL ile birlikte 110 milletvekili” idi..

 

Hakkı Süha Okay ile Kemal Anadol’un devamına, Kemal Kılıçdaroğlu’nu da koyabilirsiniz.

 

Çünkü 110 milletvekili, CHP’nin listesinden seçilen isimlerdi..

 

Şimdi..

 

Devlet Bahçeli’nin, 1999’daki partisine mensup bir bayan milletvekilinin başını açması ve koalisyon hükümeti kurulması aşamasındaki yanlış tercihini ağzında sakız yapıp..

 

2008’de aynı MHP’nin ve aynı Devlet Bahçeli’nin, türban yasağını kaldırmak üzere, AK parti ile birlikte hareket ettiğini görmezden gelmek..

 

Doğu Perinçek’in,1990-2016 arasındaki başörtü yasakçılığını tekrar tekrar gözümüzün içine sokarken, 1990 öncesindeki ve 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrasındaki başörtü yasakçılığından bir nebze geri adım atar tavrını görmezden gelirseniz.

 

Haydi bir adım daha atayım..

 

Görmezden gelmenizde, hakkınız vardır diyerek, ben de size destek çıkayım..

 

Ama..

 

Bu tavrı geliştirirken..

 

İki defa Anayasa Mahkemesi’ne koşup, türban yasağının kaldırılması değişikliğinin iptalini sağlayan CHP’yi, saatler süren AK Parti eleştirileriniz içinde tek kelime ile yer vermezseniz..

 

MHP’yi eleştirirken. Doğu Perinçek’i yerden yere vururken.. Türban ile ilgili olarak bunu yaparken.

 

CHP’nin türban konusundaki kirli mazisinin üstünü örtmeye çalışırsanız..

 

“Günaydın Ahmet bey. Siz siyaseti ilkeli yapacağız derken, bu kadar mı ayağa düşürecektiniz. Halkı aptal yerine koyarak, bu kadar da mı, seviyeyi düşürecektiniz?” diye sorma hakkımız doğmaz mı?

 

“CHP ile ne işler çeviriyorsunuz ki, “Başörtü yasağını, yumruğumuzu masaya vurur kaldırırız” deyip, bu sözünü tutmayan MHP’yi haklı olarak eleştirirken..

 

“Bu devlet türbana geçit vermez” diyerek, daha düne kadar amansız bir başörtü yasakçılığı yapan CHP’yi, nasıl gözünüzde “melek” pozisyonunuza getirebiliyorsunuz?

 

Gerçekten, samimi olarak merak ediyorum.

 

Nispeten, siyasete mesafeli birisi olarak merak ediyorum..

 

Siyaset bu kadar mı, kirli bir iştir.

 

Aklı zail eden, karşınızdaki insanları, aptal gibi görmenizi, mehdinizin yalanlarını ise, kimsenin anlayamadığını zannetmesini sağlayacak, bir cesaret hapı mıdır?

 

Merak ediyorum Sayın Davutoğlu?

Google+ WhatsApp