Davudoğlu ve Babacan’ı bırak İnce’ye bak!

Davudoğlu ve Babacan’ı bırak İnce’ye bak!


Siyasetin kendine has bir mantığı, muhasebesi ve geometrisi var. Davudoğlu %1, Babacan %1.5; etti 2.5. Davudoğlu ve Babacan AK Parti tabanından götürüyor. Muharrem İnce CHP tabanından. Muharrem İnce şimdiden %6’lık bir oy tabanına sahipmiş. Bunun %5’i CHP’den gider, %1’i diğer.. Bunun anlamı şu: CHP’nin oyu %26’dan %21’e geriliyor. 

 

Bu durumda, oyu azalmasına rağmen, AK Parti ile CHP arasındaki fark, daha da artıyor..

 

Bazan böyle olur, oylarınız sayısal olarak düşerken, oransal olarak artış gösterirsiniz. Sonuçta hesap formülünü değiştirirseniz, ya da doğrudan oyların dağılımı sonucu, oy kaybederek daha fazla sandalye kazanabilirsiniz.

 

Seçime katılacak partileri sağcı, milliyetçi ve muhafazakarları bir grubta, sol, sosyalistleri bir grubta toplarsanız iki blog çıkıyor ortaya. İdeolojik olarak ve sosyolojik tabanları itibarı ile “CHP, Türkiye Komünist Partisi, Vatan Partisi, Demokratik Sol Parti, Halkların Demokratik Partisi”nden oluşan blokta 5 Parti var. CHP ve HDP dışındakilerin oy oranın %1’in altında. Muharrem İnce öncesi, son kamuoyu araştırmalarına göre, bu bloktakilerin oy oranı %35 civarında idi. Sağ koalisyon diyebileceğimiz yapı 10 partiden oluşuyordu ve toplam oy oranı %65 olarak gözüküyordu. Yeni durumda kararsızlar %25 seviyesinde gözüküyor. Bunun %10’u sol, %15’i sağ blokta. Tabii tek gerçek bu değil. Mesela sağ blokta yer alan İyi Parti, Saadet Partisi’nden oluşan %13’lük bir kitle sol koalisyonla ittifak kurmuş durumda. Burada, mevcut 15 partiden sadece 5 tanesinin grubu var ve mevcut durumda, bunlardan baraj sorunu olmayan sadece iki parti var. MHP, İYİ Parti ve HDP mevcut durumda barajı aşamayabilir. Yeni kamuoyu araştırmaları bunu gösteriyor.

 

Yeni Anayasa tartışmaları çerçevesinde, siyasi partiler ve seçim yasası değiştirilmek istenecektir. Mesela baraj %5’e çekilirken dar bölge sistemine geçilebilir. O zaman küçük partiler ancak belediye meclislerinde varolabilir ve TBMM’de çok az sayıda üyeyle temsil edilebilir. O zaman Meclis iki partili bir yapıya dönüşür ve sandalye dağılımı güçlüden yana bir sonuç doğurabilir. Yani temsilde adalet yerine, yönetimde istikrar tercihi ağır basabilir.

 

Baraj %5’e çekilirse, küçük partiler buna destek verir ve aynı zamanda seçim ittifakına giderek, daha çok parti blok olarak seçime katılabilir ve az sayıda üye ile de olsa, mecliste temsil imkanı elde edebilir. Hatta küçük partiler, bölgesel alanda, büyük partilerle seçim ittifakı yaparak güçlü bir bloka da katılabilirler.

 

Mevcut duruma göre, AK Parti ve CHP iki büyük parti gözüküyor. Ancak İnce üstün bir başarı gösterirse, CHP’den yeni başka partiler de çıkabilir ve yeni, farklı bir ittifak da gündeme gelebilir. Tabii bu durumda bunun AK Parti cephesinde nasıl bir sonuç doğuracağını bize zaman gösterecek. Babacan ve Davudoğlu faktörü yanında, yeni bölünmeler ya da ittifaklar gündeme gelebilir mi? Önümüzdeki günler politik arenada sıcak günlere gebe!

 

Erdoğan-Asiltürk görüşmesinin sonucu ne olur bilmiyoruz. SP gelirse, SP’den ayrılan YRP yeniden SP’nin içinde yer alacağı bir ittifakta yer alır mı, ya da SP-YRP arasında yeni bir ittifak konusu gündeme gelebilir mi? Hatta böyle bir ittifakta mesela BBP yer almak ister mi? Hatta HUDAPAR da böyle bir ittifak içinde yer alabilir. Yani AK Parti ve CHP ile ittifak yapacak partilerin bazılarının kendi aralarında alt ittifaklar kurarak güçlü parti ile daha blok ittifakları gerçekleştirme yoluna gidebilirler.

 

Sol cephe ile ittifak kuran. İYİ Parti kendi bütünlüğünü koruyabilir mi, ya da HDP’nin içinde yer alacağı bir ittifakta bugün bulunmak ister mi? Tabii MHP konusu da ayrı bir konu. AK Parti’nin yeni ittifak arayışlarında MHP’nin tavrının ayrı ve özel bir anlamı olacak.

 

Sol’un kendi arasında ittifak kurması çok kolay olmaz. Araplar için söylenen bir söz var: “Araplar bir defa ittifak ettiler, o da bir daha ittifak yapmamak üzere”. “Solcular da bir defa ittifak yaptılar, bir daha ittifak yapmamak üzere.” CHP ve Sol, Atatürk, Alevilik, Kürt, dindarlarla ilişkiler, Batı ve ABD ile ilişkiler, Çin’le, Rusya ile ilişkiler, demokrasi, liberalizm, özgürlükler konusunda kolay kolay anlaşamazlar. Politika sol siyasiler için aslında bir savaş alanıdır. Ya başkaları ile ya da kendi aralarında bitip tükenmek bilmeyen kavgalara gireceklerdir. Yıllar oldu, sol, ortanın solu, demokratik sol, sosyal demokrasi, sosyalizm, komünizm konusunda bir neticeye varamadılar. Marks’ı bir kenara bırakırsak, Lenin, Stalin, Mao, Troçki konusunda anlaşabildiler mi ki! Ne kadar çok sol grub bir araya gelirse, kendi aralarında o kadar çok kavga çıkarırlar. Tabii dillerinde de hep barış şarkıları, özgürlük sloganları!

 

Aslında ne sağ kaldı, ne sol, ne milliyetçi, ne muhafazakâr. Dindarlar da büyük ölçüde atomize edildi, birbirlerine karşı kışkırtılarak nötralize edildi. Bunu ilk görenlerden biri idi İdris Küçükömer! “Düzenin Yabancılaşması”nı göremedik ve bugün Great resetle, Trans Humanizm kâbusuna uyandık. Birileri “Z kuşağı”ndan ve “Tarihin sonu”ndan söz ediyor.

 

19.YY’ın sonunda, savaş yıllarında, komünizm, kapitalizm, faşizm ve siyonizmin gölgesinde oluşan kavram ve kurumlarla 21.YY’ı açıklamak mümkün değil. Düne dair ne varsa dünde kaldı. Ya yeni hal, ya izmihlal! Yeni bir dünya kuruluyor, ekonomisi, siyaseti, bilimi, teknolojisi, dini, ahlakı, hukuku, kendi insanı, sanatı, felsefesi ile bir dünya yıkılıyor ve yeni bir dünya kuruluyor. 

 

Neyse bu konular bizi ilgilendirmiyor. 

 

Maske, sosyal mesafe ve hijyen. Hayat eve sığar. Ferahlamak isterseniz limon kolonyası size yeter. Selâm ve dua ile. 

Google+ WhatsApp