Darbe çağrısı

Darbe çağrısı


ABD’de seçimler yaklaşıyor. 3 Kasım’a yaklaşık 6 hafta kaldı. Tekmil dünyâ mevzilerinde, Kasım’a kadar çok keskin eylemlerden kaçınıyor. Herkes ABD seçiminin neticesini bekliyor. ABD’deki siyâsal çevreler ise elbette izâfî olarak kendi içlerine kapandı. Dünyâ siyâsetinde ABD, kendisinden beklenen yüksek profil ve performansı göstermiyor. ABD ekonomisinde ise iyiye doğru bir gidişât yok. Pandeminin üzerine tuz biber ektiği ekonomik sarsıntı aşılabilmiş değil. FED dolar basmaya devâm ediyor. Şu aralar ABD Doları’na yönelik hücum ise, husûsen son repo sistemindeki kırılmalar üzerinden bizzât dolar sisteminin krizinden kaynaklanıyor. Disiplinsiz dolar basımı ve bunun üzerine kurulan kredi iş ve işlemleri öyle bir meblâğlara ulaştı ki, akıl almaz oranlarda basılan paralar bu iş ve işlemleri karşılamaya yetmiyor. Nakit sıkıntısı dolara hücuma yol açıyor. ABD’de de seçimin neticesi ne olursa olsun, Kasım’dan sonra sistemik tartışmalara dönüşeceğini tahmin edebiliriz.

Dikkât çekici olan bir diğer husus ise, 3 Kasım seçiminin neticesinin daha şimdiden tartışmaya açık hâle gelmiş olması. Bu daha korkutucu bir tablo ortaya çıkarıyor. Taraflar sık sık seçime şâibe düşeceğinden endişe ettiklerini ifâde ediyor. Trump Demokratların; Biden ise Trump taraftarlarının seçimlere müdahale edeceğinden bahsediyor. Ortaya şöyle bir tablo çıkıyor: Trump eğer kaybederse seçim neticesinin doğru olmadığını, posta ile verilen oylarla oynandığını ileri sürüp Beyaz Saray’ı terk etmeyebilecek. Belki de silâhlı taraftarlarını Washington’a yığarak meydan okuyacak. Buna mukâbil, eğer Trump kazanırsa, Biden benzer iddialarla Trump’ın karşısına çıkacak. Tartışmalı, şâibeli seçimler her zaman olabilir. Burada mahkemelerin vereceği kararların beklenmesi ve onların belirleyici olması gerekir. Ama tansiyona bakıldığında, tarafların bununla çok ilgilenmedikleri apaçık görülüyor. Bunu nereden mi çıkarıyorum? Cevâp vereyim; Demokratların böyle bir ihtimâl karşısında yaptıkları çağrılardan.. Trump’ın işgâlci bir duruma geldiği noktada, ABD ordusundan destek istiyorlar. Yâni apaçık darbe çağrısında bulunuyorlar.

Bunu ABD demokrasisinin ne kadar kırılgan olduğunu görmek îtibârıyla değerlendirebiliriz. Alev Alatlı, ABD’nin bir demokrasi olarak değil; bir Cumhûriyet olarak kurulmuş olduğunu vurgularken çok haklı. ABD’de demokrasi, cumhûriyeti ayakta tutmak için budanmış bir demokrasi olarak anlaşılmalıdır. Tercihleri istikrar adına, aralarındaki fark neredeyse ihmâl edilebilir olan iki seçeneğe indirgeyen ve sınırlandıran bir demokrasi bu. Kim sağlam ve tutarlı bir şekilde ABD’deki Cumhûriyetçi-Demokrat farkını anlayabilir ve anlatabilir? Her iki parti de neticede Amerikan elitlerinin kontrolü altındadır. ABD Seçimleri muhtelif elit içi koalisyonlardan oluşan baskın siyâsetleri, çoğunluğu îtibârıyla genel kültürü dünyâ ortalamalarının çok altında olan ABD kamuoyuna tasdik ettirmekten ibârettir. Burada hiç kimse, kolay kolay seçkinlerin çıkarlarına hizmet eden sistemin ortalamalarının dışına çıkamaz. Buna biraz meyledenler sistem dışına püskürtülür. Barnie Sanders’ın başına gelenler bunun tipik bir ispatı değil de nedir?

Sistem yürüdüğü müddetçe mesele olmaz. Ama krizlerin sistemik bir boyut kazandığı durumlarda ne olacaktır? 1929 Krizi buna New Deal üzerinden bir cevâp verebilmişti. Roosevelt akıllı ve pragmatik bir siyâsetçi olarak durumu idrâk etti. Aşağıdakilerin örgütlenmesine ve talepkâr olmasına kapıyı açtı. Eşitsizlikler üreten ekonomiye kamusal müdahâleleri başlattı. ABD, 1930-1950 arasında târihinin belki de en “demokratik” devrini yaşadı. 1950’lerden sonra McCarthy siyasetleri, bu devri acımasızca nihâyete erdirdi. ABD kuruluş kodlarına ricât etti.

Pekiyi bugün durum nedir? Demokrat Parti, sistemik tartışmalar açan Sanders’ı eleyip, silik Biden’ı aday gösterdi. Demek ki sistemik krizin çok gerisinde kaldı. Trump ise meselenin sistemik olduğunu görüyor. Onun çözüm yolu ise faşizan. Ama hiç mühim değil; çünkü faşizm buhran devirlerinde çok iş yapar. Demokrat pısırıklık, Trump’ın zorladığı kaleyi boşaltmak manâsına geliyor. Buna rağmen Biden kazanırsa, ABD, sonrasında Trump’a da rahmet okutacak çok daha koyu bir faşizme teslim olacak demektir.

ABD entelektüelleri ne mi yapıyor? İşte bunu anlamakta zorlanıyorum. Noam Chomsky, Richard Wolff ve de bahusus David Harvey gibi metinleri kıymet taşıyan ve de faydalandığımı hiç bir şekilde reddetmeyeceğim bâzı isimleri, evet Trump karşıtı cephede görmek şaşırtıcı değil. Batı’yı anlamak için kıymetli metinlerin sâhipleri bunlar. Ama, çok şaşırtıcı olan bu adamların dünyâ algısının nasıl da bu kadar kör, yalınkat, sığ popülizm yüklü olması. Chomsky, Harvey, onlarca aydınla berâber Türkiye’nin Afrin harekâtını kınayan ucuz bir bildiriye imzâ atmışlardı. Şimdi de Chomsky apaçık olarak Trump eğer kaybetmesine rağmen Beyaz Saray’dan çekilmezse ordunun -adres de veriyor- 82. Hava Tümeni’nin vazifeye hazır olması gerektiğini beyân etti. Brezilya’da Lula, Bolivya’da Morales’e karşı ABD kaynaklı darbeleri tel’in eden Chomsky kendi memleketinde askerî darbeyi savunabiliyor. Buyurun bakalım…

Google+ WhatsApp