Daha az mavi, daha çok sarı...

Daha az mavi, daha çok sarı...


Çin-ABD’yi konuşuyoruz, Rusya’nın ‘arada kalıp kalmayacağını’ bir evvel yazdık, konvansiyonel/taktik Moskova-Pekin ‘koalisyonu’ olacak, stratejik ittifaka ‘zor’ kaydını düştük. Şimdi Avrupa’dan bahsetmemiz gerekiyor...

Avrupa’nın, Doğu-Batı arasındaki yerini, Çin-Avrupa ilişkilerini Fransa’dan başlayarak kuralım, çünkü şu an ‘yanlış tarafta duran’ o!..

Akdeniz-Libya krizinde bir hafta içinde yaşanan dikkat çekici olay sayısında artış var; Rusya’nın Libya’ya iki parti savaş uçağı gönderdiği iddiası, bu iddianın ABD’nin Afrika’daki askeri merkezi AFRİCOM tarafından, “belgelenip”, “bu gelişmeler kıyı hava sahasını kapatmaya ve nihayet Avrupa için tehdit oluşturmaya gider” mealindeki açıklamaları, Pompeo’nun Çin yüzünden İsrail’in kulağını bükmesi, Wagner askerlerinin geri çekilmesi, Rus milletvekillerinin Libya’ya asker göndermeye karşı çıkması, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Bize Suriye’de Libya’da ne işiniz var’ diyorlar, görürsünüz yakında ne işimiz var” çıkışı, AB’nin Libya’ya silah ambargosunu denetlemek için gönderilen Yunan savaş gemisinin ‘hasarlı’ (!) çıkması ve çark etmesi, New York Times’ın, bir seri eli kanlı eski askerin Türkiye’nin Libya’daki varlıklarına yönelik örtülü bir operasyona BAE parasıyla saldıracakları, ama işin son anda bozulduğunu’ aktaran, bu kadar teferruattan belli ki CIA mahreçli haberi, final olarak da sözcü İbrahim Kalın’ın, “Fransa yanlış tarafta” açıklaması...

‘KLİK’ SESİ: AB-ÇİN ZİRVESİNİ KİM HAZIRLIYOR?..

Paris’in yanlış tarafta bulunduğu tespiti, salt Libya özelinde anlaşılmamalı. Daha geniş bir sorun var. ABD ve NATO bağlamında da Fransa yanlış tarafta. Türkiye’nin meşru Libya hükümetine desteği başarı çizgisini geçince, ABD/NATO’nun pozisyonlarını hızla güncellediğini gördük. Bu, şeklen bile olsa Fransa ile zıt cephelere konuşlanmak demek. Ama sadece görüntüden bahsetmiyoruz...

Kimi Batı mahfilleri, Fransa’nın Rusya ile ilişkilerini sadece Libya veya Akdeniz’deki çıkarları ile sınırlamıyor. Avrupa’da, Rusya ve özellikle Çin’le yakınlaşma arzusu gösteren bir klik var. Kliği de ‘ufak-tefek’ saymayın...

Mesela; ABD için tıpkı Uygur meselesi, Tayvan, salgın gibi Çin’e yönelik beşinci kol faaliyetlerinin merkezlerinden olan Hong Kong krizinde Paris Çin tarafında yer alıyor. (‘Wang Yi: China appreciates France’s objectivity on Hong Kong issiues’, 27/05, CGTN.) Kaldı ki, Macron’un dış politika danışmanı Çin Dışişleri Bakanı’nı arayarak, “Çin’in ulusal egemenliğine saygı duyuyoruz, Paris Hong Kong meselesine müdahil olmayacaktır” demiş bulunuyor...

“Yanlış taraf”, Avrupa’da bir “aks”ı adresliyor...

İngiltere de, Brexit sonrası Çin’le ilişkilerini hızla yükselttiğinden, Hong Kong’la müktesebatı çok belli olmasına rağmen ancak dostlar alış-verişte görsün kabilinden açıklama yapıyor. Sessizce destek sayabiliriz...

Peki Almanya? Avrupa’nın en önemli aktörünün Çin’e bakışını da -salgın konusunda açık biçimde ABD söylemlerini desteklemesine aldanmadan- mercek altına almak gerekiyor. Son 15 yıl içinde Almanya-Çin ilişkileri büyük derinlik kazandı. Dahası, AB dönem başkanlığı Berlin’e geçmek üzere ve bu sürece AB-Çin zirvesi düzenleyerek başlayabilir! (‘Germany creates elite networking club to boost China ties’, 14/01, Reuters.)

BATI ÇOBANSIZ BIRAKILAMAZ...

Avrupa’yı Çin özelinde tarif için bu üç büyük ülkenin ikircikli adımları kâfi sayılabilir. Kurumsal olarak da durum farklı değil. Avrupa Birliği Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi ve Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Josep Borrell’in, açıklamaları dikkat çekici...

“Salgın daha önce mevcut olan eğilimleri (!) hızlandıran, tarihi ve büyük bir etki yarattı. Bu etki küresel bir senaryoda Avrupa devletleri arasında ortak bir stratejik kültür oluşturabilir. Asya’nın ekonomi, güvenlik ve teknolojik açıdan giderek daha önemli olacağı lidersiz bir dünyada yaşıyoruz. Analistler hayli zamandır Amerikan liderliğindeki sistemin sonu ve Asya yüzyılının gelişi hakkında konuşuyorlar. Bu şimdi gözlerimizin önünde oluyor. 20. yüzyıl Amerikan merkezliydi, eğer 21. yüzyıl Asya merkezli olacaksa bu salgının dönüm noktası olarak işaretlenebilir”...

Borrell, dur-durak bilmiyor; “Bu durum taraflara, ABD ile Çin arasında bir seçim yapması için baskı yaratıyor. AB olarak kendi çıkarlarımızı ve değerlerimizi takip etmeli ve biri ya da diğeri tarafına araçsallaştırmamalıyız. Sonbaharda yapılması planlanan AB-Çin zirvesi bu açıdan önemlidir”... (‘Annuel German Ambassadors Conference 2020: Opening remarks by High Representative/Vice President Josep Borrel’, 05/25, AB resmi websitesi.)

Son paragrafına bakarak Borrel’in sözleri, “tarafsız kalmak” veya “iki süper güce eşit davranmak” olarak dahi okunamaz. Çünkü tarafsızlık, bugüne kadar Batı ittifakı denilen birliğin ABD aleyhine çözülmesi değilse bile erimesi anlamına geliyor...

Topladığımızda yekûn şu; Avrupa’da bir eksen var ve Paris-Berlin çekirdeği oluşturuyor. Şaşırtmasın, bu aynı zamanda Almanya-Fransa arasında bir rekabeti de içeriyor. Ancak ABD’nin şu sıralar Çin’e yönelik bir yaptırım paketini küresel masaya sürmeye hazırlandığı düşünüldüğünde, ilaveten Rusya’nın Avrupa ile karşılıklı çıkarları madde madde sıralandığında, bir yandan ABD-AB ilişkilerinin korkuyla yürütülmeye çalışıldığı, öte yandan Çin ve Rusya ile “geleceğe matuf gerçekler ışığında” yeni bir platformun inşa edilmeye “dikkatlice” çalışıldığı anlaşılır...

Başa, Libya’ya dönersek... Türkiye ve Trablus iyi gidiyor. Rusya, Fransa ve yancıları azalıyor. Akdeniz’de sarı veya kızılın tutması zor. Doğal rengi ‘mavi’.

Pardon, Turkuaz...

Google+ WhatsApp