D-8 bir umut oldu

D-8 bir umut oldu


D-8 bir umut oldu

 

 

İslam coğrafyasında her beş saniyede bir çocuk açlıktan hayata gözlerini yumuyor, her beş dakikada bir kişi mülteci durumuna düşüyor. Onlarca çocuk sağlıksız koşullar nedeniyle hayatını kaybediyor. Genç bireyler gelecekle ilgili hayallerine tutunamadan şehit ediliyor, yaşlılar, kadınlar, erkekler topluca katlediliyor. Peki, coğrafyamız kan arkına dönüşürken İslam toplumlarının siyasi erkânı, yöneticileri, âlim ve kanaat önderleri ne yapıyor? Onlar küresel tasallutun emrinden bir adım dahi çıkamıyor, düşmanın eteğine yapışmış medet ummaya devam ediyorlar. Sorulduğunda, “Ne yapalım karşımızda siyasi, iktisadi ve bilimsel sahada kendilerini ispat etmiş bir güç var” deyip teslimiyet gösteriyorlar. Sanırım bu mesnetsiz açıklamayı haklı görmüyorsunuz, görmemelisiniz… Şu bir gerçek ki, karşınızdaki zihniyet bilim, teknoloji, sanat, felsefe alanında yol kat etmişse eğer çaba gösterirseniz bunu siz de başarabilirsiniz… Her şeyi göze alıp neden harekete geçmiyorsunuz? Kardeşim biz zulüm üreten bir zihniyetin önünde ellerimizi kollarımızı bağlayıp diz çökmeye mecbur muyuz? Düşmüş olabiliriz ancak bu kalkamayacağımız anlamına gelmez ki! İstersek yeniden kalkıp yola revan olabiliriz… Fakat bunun için ilk evvela parçalanan ümmeti bir araya getirip kardeşlik akdi etrafında toplayacak bir iradeye ihtiyacımız var. İşte bütün mesele bu… Osmanlı Devleti, İslam toplumlarını kardeşlik ekseninde topluyor ve onlara bir aidiyet duygusu veriyordu. Osmanlı’nın çöküşünden sonra ulus devletler oluşturuldu ve bu devletlerin gölgesinde yetişen Müslümanlar birbirlerini etnik yapı üzerinden değerlendirip,    kopmaya, savrulmaya başladılar. Ulus devlet anlayışı Müslümanlara ırkçılık temelli bir bakış açısı dayatıyordu, bu durumdan etkilenen İslam toplumları birbirlerine düştüler ve çatışmaya başladılar. Irkçılığı yayarak Müslümanları birbirlerine vurduran ve aradan sıvışarak onların kaynaklarını sömüren Batı zihniyeti bizim topraklarımızda at koşturmaya başladı. Sorunun nereden kaynaklandığını anlayamayan Müslümanlar ise ümmeti bir araya toplayacak siyasi ve iktisadi bir platforma ihtiyaç duydular. İşte D-8 böyle bir ortamda doğdu.

1996 tarihinde rahmetli Erbakan hocamızın teşvikiyle Türkiye, İran, Pakistan, Bangledeş, Malezya, Endonezya, Mısır ve Nijerya’nın içinde bulunduğu ülkelerden oluşan bir ekip eşliğinde D-8 kuruldu. D-8 sadece Müslümanların sosyal ve siyasi birliktelikleri hedeflenerek kurulmamıştı bunun yanında İslam ülkelerinin iktisadi gelişimleri de öncelenmiş ve ekonomik kalkınma noktasında kararlar alınmıştı. Söz konusu anlaşmada İslam toplumlarının ticari ve iktisadi alışverişlerinin desteklenmesi ve para akışının kontrol edilmesi hedefleniyordu. 20 yıl önce D-8’i kuran Erbakan Hocamız ve diğer ülke heyetleri altı ilke etrafında birleşmekteydiler.

Peki, neydi bu ilkeler? Savaş değil barış, çatışma değil diyalog, çifte standart değil adalet, üstünlük değil eşitlik, sömürü değil işbirliği, baskı ve tahakküm değil insan hakları ve hürriyet... İslam toplumlarının liderleri eğer D-8’in önemini kavramış ve desteklemiş olsalardı, bugün coğrafyamız işgallere maruz kalmazdı. Zira D-8’i oluşturan 6 ilke yaşadığımız iç kaynaklı ve dış kaynaklı sorunların çözümünü içermekteydi.

Bugün yapılan yanlış icraatların acı sonucunu hep birlikte yaşıyoruz. Toplumun en etkin dinamiği aile kurumu sarsıldı, Müslümanların kaynakları ve değerleri işgal edildi,    geçmişleri yok edildi ve ne yazık ki kardeş kanı döken bir coğrafyaya dönüştük. Buna rağmen İslam ülkeleri yöneticilerinin çözüme dönük çok fazla bir inisiyatif alamadıklarını görmekteyiz. Bu süreçte her şeye rağmen ayakta kalmaya çalışan iki ülke var Türkiye ve İran... Fakat bu iki ülke çatıştırılmaya ve birbirlerine düşürülmeye çalışılıyor. Peki bundan kim fayda elde edecek?

İran’ın Türkiye ile Türkiye’nin Mısır ile Mısır’ın İran ve Türkiye ile aralarının bozuk olması kimin işine yarar? Müslüman toplumların etnik ve mezhepsel temelde birbirlerinden kopmalarının kime faydası olur? Müslümanların birbirlerine karşı ötekileştirici, dışlayıcı tavırlar içinde olmaları düşmanın işini daha da kolaylaştıracak ve işgallerin önünü açacaktır. Küresel Batı kendi aralarında yaptıkları işbirliği anlaşmaları ile el ele verirken Müslümanları birbirine düşürüyor. Müslümanlar bir araya gelip güç birliği oluşturamadıklarından düşmanın ayaklarına kapanarak onurlarını ayaklar altına almaktalar. Bütün bunlar D-8 gibi bölgeye hayat verecek altı ilke etrafından temellenmiş bir anlaşmanın gerekliliğini ortaya koyuyor. Bu anlaşmayı desteklemek her Müslüman için tarihi bir sorumluluktur.

 

milli gazete

Google+ WhatsApp