Cumhuriyet’in şapkası!

Cumhuriyet’in şapkası!


Cumhuriyet’in şapkası!

 

 

25 Kasım (1925) “Şapka İnkılâbı”nın yıldönümüydü…

O gün ve sonrasında yapılan yayınlardan ve yazılan yazılardan bir demet sunmak istiyorum. Tâ ki, o günlerin “iktidar çevreleri”ne hâkim olan psikoloji anlaşılabilsin. 

Eğer onu anlarsak, bugün aynı çizgide yürüyen insanların neden başörtülülere tahammül edemediklerini de anlayabiliriz…

CHP’de olup bitenleri de anlarız.

Günümüzün hızlı iktidar muhalifi Cumhuriyet Gazetesi 1925’lerde de yayın hayatındaydı ve “Atatürk’ün gazetesi” olarak meşhurdu. Tek parti iktidarının tamı tamına “hık deyici”siydi!Sahibi de zaten milletvekiliydi: İktidar yanlısı başyazılar kaleme alırdı.

“Şapka İnkılâbı”nı anında benimsemiş, şapka takmanın “medenileşme” olduğunu en hızlı şekilde savunmaya başlamıştı. 21 Teşrinisani 1341 (21 Kasım 1925) tarihli nüshasında aklı ve mantığı tepetakla etme pahasına şöyle diyordu:

“Büyük Gazi’nin Kastamonu’dan yükselen sesi Türk ilinin her tarafında asırlardan beri tesbit edilemeyen kıyafetimizi iki ay zarfında tamamen değiştirmiş bulunuyor.”

Şimdi sıkı durun ve “Şapka İnkılâbı”nın gerekçesine bakın! 

“Kastamonu’da kim bilir ne zamandan kalma ma’nâsız bir görenek te’siri, fesin üzerine sarık sarmak âdet olmuştu. Bundan halk bilhassa köylü cidden matazarrır oluyordu. Meselâ alelâde bir fes yüzelli kuruşa alınıyor, köylü için ona muhakkak elli kuruşluk bir de yazma sarmak mecburi idi. Hâlbuki köylülerimiz şapkalarını elli ile yüz kuruş arasında tedarik edebiliyorlar...” 

Bu konuda yüzlerce sayfalık metin okudum, yüzlerce belge inceledim, ama itiraf edeyim ki, böyle bir gerekçe hiç aklıma gelmedi! 

Hoş böyle düşünen sadece Cumhuriyet Gazetesi değil, yüzlerce “yağcılık” örneği var. Meselâ Celal Nuri (İleri), “Türk İnkılâbı” isimli kitabındaşöylediyor?

“Alâfranga kıyafetin kabulü efradımızı hayliden hayliye intizama sevketti. Baş açık olmadan evvel hiçbir kimse saçına itibâr etmezdi. Şapkanın kabulünden sonra ise, vaktiyle tarağın ismini bilmeyen yobazlar tuvalete rağbet etmişlerdir.” (Celal Nuri (İleri), Türk İnkılâbı, Ahmet Kâmil Matbaası, İstanbul, 1926, s. 151-152).

En iyisi biz gene Cumhuriyet’e dönelim:

“Ne kadar mesuduz ki, vatanı büyük bir bâdireden, Türklüğü büyük ve muhakkak bir felâketten askerî ve siyasi dehâsı ile kurtaran Gazi bir işareti ile bizi medenî insan şekline soktu. Biz zaten medenî idik. Fakat medenî kıyafeti daha evvel kabul edenler bizi acâib kıyafetimizle medeniyetten, medenî insanlıktan, uzakta görüyorlardı. Şimdi baştan nihayete, tepeden tırnağa kadar medeniyiz.”

Kusura bakmayın, yine araya gireceğim: Yahu, “medenî kıyafeti daha evvel kabul edenler (Avrupalılar) bizi acâib kıyafetimizle medeniyetten, medenî insanlıktan, uzakta” görürlerse, bu onların problemi. Zaten biz farklarımızla varlığımızı sürdüre gelmiş, farklarımızı (dinimizi-imanımızı, alfabemizi, kılık kıyafetimizi, v.s.) korumak için tarih boyunca onlarla savaşmış bir milletiz. Onlardan “farksız” hale gelmek, savaşarak yaptıramadıklarını savaşmadan kabullenmek ne anlama geliyor?

Bu sorunun cevabı Cumhuriyet’te yok. İşine geldiği gibi devam ediyor: 

“Kastamonu halkı Gazi’nin medenî kıyafet hakkındaki işaretini çok memnuniyetle karşılamış ve 29 Teşrinievvel (29 Ekim) bayramından itibâren Kastamonu’da tek fesli kalmamış, bütün halk bilâ-istisnâ şapka giymiştir.” (Cumhuriyet, 21 Teşrinisani 1341 (21 Kasım 1925), No: 552). 

Tabi canım! Güle-oynaya şapkayı giymişlerse, onca insan eğlence olsun diye mi asıldı?

Sorular hâlâ cevapsız…

 

yeni akit

Google+ WhatsApp