Cumhurbaşkanına, ‘gel bakalım buraya’ demek...

Cumhurbaşkanına, ‘gel bakalım buraya’ demek...


Cumhurbaşkanına, ‘gel bakalım buraya’ demek...

 

 

Kemal Kılıçdaroğlu’nun günlerdir süren ‘Cumhurbaşkanı adaylarını tokuşturma’ seremonisi sona erdi ve Muharrem İnce -veya sosyal medyadaki popüler ismiyle ‘Vekil İnce’- Cumhuriyet Halk Partisi adayı olarak kesinleşti...

Esasen, Sayın İlhan Kesici ve Sayın Yılmaz Büyükerşen’in başından beri şanslarının olmadığını, hem parti içinde hem her türlü medyada evire-çevire kullanıldıklarını öğrenmek hayli dramatik.

Zaten İlhan Kesici’nin, Genel Başkan’ın bir çuval incirini berbat ederek sürprizi bozması o demek. CHP’nin dün sabaha saklanan Cumhurbaşkanı adayını açık etti, yetmezmiş gibi, “kendisini aradım, Allah mahçup etmesin dedim” sözleriyle de, verdiği bilginin doğruluğunu İnce’nin sessizliğiyle teyit etti...

Sayın Büyükerşen’e ise teklif bir yana, düşüncesinin dahi sorulmadığı anlaşılıyor.

Merhum Özal, Cumhurbaşkanı olmaya karar verdiğinde, partiyi bırakacağı ismi tespit için Meclis grubunda anket yaptırmış,18 ismi politika arenasına sürmüştü. Bu 18 siyasetçi “büyük Türk büyükleri” olarak anıldı uzun süre. Dar kadroyla buna benzer bir durumdur... (İlginçtir, o 18 isimden sadece Cemil Çiçek aktif siyasetin içinde bulunuyor(du). 24 Haziran’da aday olmayacağını açıkladı.)

100 BİN İMZA İLE ADAY OLURDU!

Adı geçen aday adayları içinde sadece Muharrem bey’in Genel Başkan’la görüştüğünü biliyoruz...

Son kurultayda kazanamamış olsa dahi, duruş ve konuşmasının -delegasyon da dahil- beğenildiği izlenebiliyordu. Bu ‘meydan okuma’nın devam edeceğini kestirmek feraset gerektirmez. Nitekim, İnce’nin Kılıçdaroğlu’na, “ya çık sen Cumhurbaşkanı adayı ol ya da bırak ben olayım” dediği ilk günlerde kamuoyuna yansımıştı.

Ama ikili görüşmede lafın tamamını söylediği şimdi daha çok anlaşılıyor... Bu üçlü dışında farklı isimlerin de gündeme geldiği, Ekmeleddin İhsanoğlu veya Kemal Derviş “benzeri” formül arayışının hissedildiği zamanda, “CHP’nin dokusuna aykırı bir aday tercih edilirse siz bilirsiniz. Ben kendimi özgür hissederim” mealinde konuştuğunu kestirebiliriz...

Bu, “100 bin imza bulur kendim aday olurum” anlamına geliyor ki, sandıkta CHP’yi hayli yaralayacağını, kırıma uğratacağını söylemek kehanet sayılmaz.

Kılıçdaroğlu’nun aday tarifindeki kimi özelliklerin İnce’de bulunmayışı, Genel Merkez’in kafasında -en azından işin başında- bu türden bir arayışın olduğunu gösteriyor.

ERDOĞAN ÇILDIRDI MI?..

Keza, CHP adayında “aranan meziyetlerden” biri de, adı duyulduğunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı çıldırtacak bir isim olmasıydı. İnce böyle bir isim mi? Değil. Çünkü aynı zamanda şaşırtması gerekiyordu, hiç olmadı. Fazla bilindik sayıyoruz...

Ancak “çıldırtacak”ı, kampanya sürecine yönelik vaat sayabiliriz. Sadece İnce’nin kampanya taktik/söylemlerinden değil, bu haftadan itibaren kademe kademe yükselecek yakıcı bir seçim sürecinin doğasından kaynaklanacak...

Bunun işaretlerini dün yaptığı konuşmada da görebiliriz. “Daniskasını yaparım” odur. Belki açılış konuşması olduğu için heyecan kademesi normaldir, ben ‘girizgâh’ ve sert seçim sürecinin alameti sayıyorum...

Kavgada yumruk saymayacak gibiler ve dikkat çekici diğer nokta, İnce’nin “karalama kampanyası” tarifidir. Sayın İnce sosyal medya zemininden gönderme yapıyor ama kendisini daha fazlasına, bu tarifi aşacak iddialara hazırlamış görünüyor!

TÜRKİYE’NİN YENİ AĞIRLIĞINI BU İNCE’LİK TARTAR MI?..

Türkiye’nin sorunlarını aşma biçimi son 18 yılda çok değişti. Bu zaman dilimi AK Parti iktidarına zımni bir gönderme sayılmasın. Sadece o değil. Ülke içi, bölgesel ve küresel konjonktür, Ankara’nın meseleleri ele alma-çözme metodolojisinde derin değişikler yarattı.

Bu birikim, emsalsiz ve başka yolla kazanılamayacak bir “devlet tecrübesi, hükümet etme becerisi” üretti. Devletin düşünme kabiliyetini keskinleştirdi, hızlandırdı. Devlet kavramı içindeki tüm pratikler, bir yandan aynı amaçlar etrafında tekleşirken, bunları savunma veya hayata geçirme kulvarında çeşitlendi, hacim olarak genişledi.

Eldeki kartların sayısı arttığı gibi koz güçleri de yükseldi. Öyle olunca el yükseldi. Tüm bileşenler, ‘yerleşik/klişe/köhne yapısal sorunlar’ içeren siyasi/bürokratik/askeri/diplomatik organizasyon şeması ile yönetilecek halden çıktı...

Daha önemlisi, akla gelen-gelmeyen tüm devlet-millet kazanımları iç-dış kombine saldırılardan eldelendiği için, ancak “kazanan” yani “millet” önünde ehlileşmeyi öğrendi.

Bu halde günlük siyasi çekişmeler, politik yanlışlamalar, yüceltmelerin ötesinde.. 24 Haziran sandığının cevaplaması gereken bir seri sorunun en üstünde, daha kalıplı bir sorumlulukla karşı karşıyayız...

Hangi aday; bol katmanlı, bu çapta ve güçte bir Türkiye’yi kontrol etmekte muktedir olacak isimdir?

Çünkü ‘tercihimiz’, Cumhuriyet’in 100’üncü yılında sadece başarmış bir Türkiye’yi tamamlamakla kalmayacak, bölgemize ve dünyaya da nasıl olması gerektiği konusunda örnek sunacak...

Seçim: hangi aday/liderin bu korkutucu sorumluluğu üstlenebileceğini, yönetebileceğinizi düşünüyorsanız, odur.

Vefasını görmese dahi adayını “kardeşim” diyerek dünyaya ilan eden mi.. Yoksa Cumhurbaşkanı adayını dünyanın önünde, ‘gel bakim buraya’ diye çağıran mı...

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp