Cumhurbaşkanı olmak istemem!

Cumhurbaşkanı olmak istemem!


Cumhurbaşkanı olmak istemem!

 

 

Akçeli işlerin istismarı her memlekette taraftar bulur. Hele Türkiye gibi, garibanı bol, düşüneni az bir ülkede, inanılmaz derecede ilgi çeker.

Bunu bilen çevreler sık sık Cumhurbaşkanı ve milletvekili maaşlarını gündeme getirirler. Ayrıca TBMM içinde yer alan lokantada milletvekillerinin yok pahasına yemek yediklerini, Meclis berberinde üç kuruşa tıraş olduklarını, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde nadide yemekler yendiğini dillerine dolarlar.

Demek isterler ki, bizi yönetenler hak etmedikleri kadar maaş alıyor, bedava yiyip içiyor, bizim paramızı çarçur ediyorlar. 

Sözcü ve Cumhuriyet gibi gazetelerde bu tür haberleri sık sık görürsünüz. “Asgâri ücretin 1.600 lira olduğu ülkemizde…” şeklinde bir vurgu eşliğinde yapılan bu tür haberlerin amacı bellidir: Halkı kışkırtıp tepki göstermelerini sağlamak…

Tabii bu tür haberleri yayınlayan gazetelerin üst düzey yöneticilerinin daha yüksek maaşlarla istihdam edildiklerini, filan büyük şirketin CEO’sunun Cumhurbaşkanı’ndan çok daha yüksek maaş aldığını özenle saklarlar.

Gerçek şu ki, bu görevler “para için” yapılamayacak kadar ağır görevlerdir. İnsana büyük sorumluluklar yükler. Hattâ insanı, Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan örneğinde görüldüğü üzere, idama kadar götürür!

Attığınız her imzadan tarihe, millete ve seçmenlerinize karşı sorumlusunuz. Açtığınız her ihale yargılanır, yaptığınız her hizmet kirletilir, her adımınız çelmelenir; sizi bir an bile kendinize bırakmazlar.

Bazen görevin ağırlığı altında ezilirsiniz. Sık sık en güvendiklerinizin bile ihanetine uğrarsınız: “Kardeşim” dediğiniz ve en yüksek makamı ellerinizle ikram ettiğiniz dava arkadaşınız tarafından arkadan hançerlenirsiniz! 

Bunlara katlanmak, dayanmak, bunları sineye çekmek zordur.

Eşinizi, çocuklarınızı, torunlarınızı aylarca göremezsiniz. Onlarla vakit geçiremezsiniz. “Özel hayat”ınız olmaz.

Hayatınız her gün didik didik edilir. Her gün eleştirilir, sorgulanır, iftira ve isnatlara uğrarsınız. Beşikteki bebelere kadar, tüm aile fertlerinize bulaşırlar.

Sürekli seyahat etmek, sevmediğiniz liderlerle konuşmak, beş para etmez insanlara dert anlatmak, yan yana objektiflere zoraki gülümsemek, ülke ülke, şehir şehir dolaşmak, bazen bir günde beş mitingde konuşmak zorunda kalırsınız.

Net 30-35 bin lira maaş, bazılarımıza çok görünebilir, ama Cumhurbaşkanlığı için azdır! O kadar ki, ben bu maaşa tamah edip cumhurbaşkanı olmam!(Becerememek başka bir konudur).

Vallahi de, billahi de, tallahi de olmam!..

Cumhurbaşkanı’nın maaşını dillerine dolayanlar, maaşına bir o kadar daha ekleyerek okuttuğu çocukları, yardım ettiği garibanları, tedavi ettirdiği hastaları, el uzattığı düşkünleri neden yazmıyorlar?

Milletvekili maaşının yüksekliğinden bahsedenler, adaylık sürecinde harcadıkları parayı, her gün Meclis lokantasına seçmenleriyle birlikte gidip yemek ısmarladığını, seçim bölgesinden gelen hastalara evini bile açmak zorunda kaldığını, her ay maaşından fazlasını harcadığını neden görmezden geliyorlar?

Demek istediğim şu ki, bu görevler “siyaset” için, “şöhret” için, “ideoloji” için, “hizmet” için ve “Rıza-i İlâhî” için yapılır, asla “yüksek maaş” için yapılmaz… 

Ben ki, mütevazı bir gelir sahibiyim, kitaplarımla geçiniyorum, buna rağmen ben bile yapmam: Vallahi de, billahi de, tallahi de yapmam!

Nemelâzım: “Azıcık aşım, ağrısız başım” geçinip gidiyorum işte.

 

yeni akit

Google+ WhatsApp