“Cumhurbaşkanı ile görüşen Muharrem İnce” operasyonu

“Cumhurbaşkanı ile görüşen Muharrem İnce” operasyonu


“Cumhurbaşkanı ile görüşen Muharrem İnce” operasyonu

 

 

CHP’nin 37 Olağan Kurultayı yaklaşıyor.

8 Kasım’da başlayan mahalle delegeleri seçimlerinin ardından ilçe kongreleri, devamında il kongreleri gerçekleştirilecek ve CHP’de büyük kurultay nisan ayı ortalarında yapılacak.

Yerel medyaya kulak verip mahalle seçimlerinde olan bitene bakarsanız daha
şimdiden kurultay telaşının gerginliklerle başladığını görebilirsiniz.
Karakolda biten delege seçimleri mi istersiniz, kavgalar, dövüşler mi, alınan darp raporları mı? Olan biten parti üyelerinin de tepkisini çekiyor ve “Parti içi demokrasi bu mudur?” sorusunu sorduruyor.

Parti yöneticilerinin güçlü oldukları yerlerde parti içi muhalif gruplarla iletişim kurmazken, zayıf oldukları yerlerde ise liste çıkaracak olanlarla pazarlık yaptıkları söyleniyor. Dolayısıyla muhalifler “tek aday” baskısıyla karşı karşıya olduklarını dile getirerek isyan ediyor.

Aslında bu şaşırtıcı değil; zira Kemal Kılıçdaroğlu, daha önce partisinin il ve ilçe başkanlarının belirleneceği kongrelere tek adayla gidilmesini istediğini söylemişti. O tek adayın belirlenmesi sürecinde de bunların yaşanmasından doğal bir şey yok.

Tam da bu süreçte Sözcü yazarı Rahmi Turan çıkıyor ve 9 Kasım akşamı
Külliye’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşen bir CHP’li olduğundan
bahseden bir yazı kaleme alıyor ve Cumhurbaşkanı’nın bu kişiye “Türkiye’nin
güvenliği için senin CHP Genel Başkanı olman gerekir,” dediğini iddia
ediyor.

Tabi, iç siyaset gündemine bomba gibi düşen bu iddia sonrası herkes “Bu kişi
kim?” diye soruyor ve Turan’a “İsim ver,” diye baskı yapıyor. Peki kendisi ne yapıyor? Oraya giden kimse “medeni cesaret gösterip kendisi
açıklamalı” ya da “Erdoğan’a sorulmalı” diyerek absürt bir ikinci bir yazı
yazıyor ve uzattıkça uzatıyor.

Turan’ın amacı sansasyonel bir haberle konuşulmak idiyse bunu başardı. Ama
yazıyla başlayan süreç, aynı zamanda, en başından beri, üstelik de CHP’nin
kongre süreci başlamışken, bariz şekilde operasyon kokuyor.

Peki bu arada CHP genel Başkanı ne yapıyor? “Ben bu kişiyi biliyorum,” diyor
ama o da ismini söylemiyor.
“E madem biliyordun niye susuyordun, niye şimdi söylemiyorsun? Neden disiplin kuruluna vermiyorsun?” demezler mi adama?

Sözüm ona “parti içi demokrasi”nin var olduğu CHP’de “gık” diyen
partiden ihraç ediliyor ama Kılıçdaroğlu bu kişinin kim olduğunu biliyor
ve hiçbir şey yapmıyor, öyle mi? Tabi bu kelam kimseyi kesmiyor.

Malum, CHP Genel Başkanı bunu sürekli yapıyor. İki üç haftada bir çıkıp “Şunu biliyorum”, “Elimde bunun dosyası var”, “Haftaya gerçekleri açıklayacağım,” gibisinden türlü türlü cümle kurup ardını getirmemekle meşhur kendisi.

Fakat üstüne, Cumhurbaşkanı’nın “CHP’yi dağıtmak için,” CHP’yi “kendi
içinde kavgalı bir parti” olarak gösterip, “bunlar ülkeyi yönetemez diye
bir algı” oluşturmaya çalışmakla, “bunun için de her şeyi yapmakla”
suçlayıp bunu da Erdoğan’a kilitlemeye çalışınca haliyle CHP cenahında alıcısı çok, itiraz etmeye cesaret edeni sıfır bir denklem oluşturuyor. İşin içine Erdoğan’ın ismini karıştırınca kim Kılıçdaroğlu’na “Ama bir dakika…” diyebilir ki?

Nitekim Cumhurbaşkanı bu kez resti çekiyor ve “Ben Cumhurbaşkanlığımı
ortaya koyuyorum Acaba sen Genel Başkanlığını ortaya koyabiliyor
musun?” diyerek çok sert bir tepki veriyor.

Bu restin üstüne, Rahmi Turan ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun ellerindeki herşeyi,-ki bunların başında iddia edilen o kişinin ismini geliyordu-, ortaya dökmesi gerekiyordu. Susmaları “pas” demek ve kurulan oyunu kaybetmek anlamına gelecekti.

Dün geceye kadar ortada “fake news” diye niteleyebileceğimiz, sosyal medya
trollerinin yaydığı gibi operasyonel bir iddiadan başka bir şey yoktu. Fakat dün gece, hikayenin üçüncü bölümü başlıyor: Rahmi Turan Cumhurbaşkanı ile görüşen kişinin Muharrem İnce olduğunu iddia ediyor.

Ortaya hiçbir isim sürülmese bile Kılıçdaroğlu, kendine rakip olmaya
kalkışacak, birazcık öne çıkmaya çalışıp genel başkanlığa aday olmaya
niyetlenecek herkesi zan altında bırakmış olacaktı.

Fakat İnce’nin isminin sürülmesiyle bu “devamı gelecek bölümde” tadındaki
filmde hedefin spesifik olduğu, doğrudan tek kişiyi hedef aldığı netleşmiş oldu.

Muharrem İnce hedef tahtasında kendisinin olduğunu biliyor olacak ki, hızlıca açıklama yapmış ve “Turan'ın yazısında isim vermeden belirttiği kişi ortaya çıkmalıdır. Çıkmıyorsa Saray kapılarında CHP Genel Başkanlığı
kovalayan o ismi Rahmi Turan açıklamalıdır,” demişti.

Daha sonra, İnce’nin YouTube üzerinden yayın yapan Bizim TV’ye verdiği
röportajda, “Dün bir gazeteci beni aradı ve bu haberin önce kendisine
geldiğini söyledi. Ancak gazeteci bana haberin saçma olduğunu
düşündüğünü söyledi. Demek ki bu haber servis edilmek istenmiş,” sözü
de hayli önemli.

Normal koşullarda bir gazeteci elinde “Şu dedi, bu dedi,”nin ötesinde bir belge, bir delil varsa kaynağını söylemek zorunda değildir. Ama bugünkü durumda, Turan’ın kaynağı da artık “haber’in bir parçası” olduğuna göre, ya
Turan’ın ya da servis etmeye çalıştığı diğer gazetecilerin çıkıp
operasyonun arkasındaki aktörün adını vermesi gerekiyor.

Bu kişi CHP’nin içinden ya da CHP’ye yakın biri mi?
Yoksa gerçekten Külliye içerisinden biri mi?
Sadece Muharrem İnce’ye değil de Cumhurbaşkanı’na da mı, daha önce
Deniz Baykal’a FETÖ’nün çektiği kaset operasyonunda olduğu gibi,
operasyon çekilmeye çalışılıyor?

İnce’nin daha önce Kılıçdaroğlu’na rakip olması ve dengesini iyi ayarladığı
muhalefeti nedeniyle, CHP Genel Başkanı’nın kurtulmak istediği bir isim olduğu bilinen bir gerçekti. Ancak parti içinde destekçilerinin fazla, halk nezdinde popülaritesinin yüksek olması nedeniyle doğrudan İnce’yi partiden ihraç etmek gibi bir hamleye girişemediği biliniyordu.

2018 Cumhurbaşkanlığı ve Genel seçimleri döneminde tekrar tekrar söylemiştik. İlk aday tercihi Abdullah Gül olan Kılıçdaroğlu bu proje gerçekleşmeyince Muharrem İnce’yi aday göstermiş ve “Nasılsa bu şartlarda Erdoğan kazanacak, o zaman İnce’den kurtulmuş olayım,” diye düşünmüştü. Ancak İnce’nin Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki performansı bu hamleyi de boşa çıkardı.
İnce’nin geçtiğimiz günlerde dile getirdiği “CHP’de bana selam vereni
harcıyorlar,” ifadesi, başına yakında örülecek bir çorabın farkında olduğunu da gösteriyor.

Nitekim, İnce’nin, Turan’ın dün geceki iddiasına karşı “Kanıtlasınlar kendimi Taksim meydanında yakarım,” çıkışıyla kalmayıp, yapılanı “CHP’nin içindeki şerefsiz bir çetenin saldırısı,” olarak değerlendirmesi, uzun süredir geri planda devam eden kavganın artık meydanda verilmeye başladığını, kılıçların kınından çıktığını ve bu savaşta İnce’nin karşılık vermeden durmayacağını gösteriyor.

“Bu ismi biliyorum,” diyen Kılıçdaroğlu, bakalım Muharrem İnce iddialarına ne diyecek? “Hayır, o değil,” derse sulhu tercih etmiş ve İnce’nin iddia ettiği parti içi çeteyle bir bağlantısının olmadığını göstermeye çalışacak.

“Evet, O’dur,” derse, CHP’de kızılca kıyamet kopacak. İnce ortaya bir delil
çıkarılmazsa buradan esas mağdur olarak çıkabilir. Bu durumda, İnce’nin partiden ihraç edilmesi gibi ihtimaller, parti içi muhalifleri çılgına çevirecek ve belki de sayılarını daha da artıracak. Ancak operasyon çekenlerin her daim sahte delil üretebildiklerini, bu konuda mahir olduklarını unutmamak gerek. Filmin bir sonraki bölümünde böyle bir şey yaşanırsa, bu kez işler daha da karışacak.

Kılıçdaroğlu, İnce’yle ilgili iddiaya cevap vermezse bunun sessiz bir kabul
olacağını söyleyebiliriz. Bakalım önümüzdeki saatlerde ve günlerde neler olacak?

Amma velakin Kemal Kılıçdaroğlu koltuğunu böyle koruyacaksa, kendisine
buradan sahte bir mağduriyet rolü çıkarıp böyle kazanmayı planlıyorsa, rakiplerini böyle egale edecekse, üzerine yapışmış olan “Deniz Baykal’a yapılmış operasyonla yerine getirilen Genel Başkan” imajını silmek bir yana, CHP’nin yerel seçimlerdeki başarısından sonra bile “Aynı şeyler CHP’de hala devam ediyor,” dedirtecek ve istediği kadar Cumhurbaşkanı’nı suçlamaya çalışsın, partisinin üzerindeki gölgeye en büyük katkıyı vermeyi sürdürecek.

 

süper haber

Google+ WhatsApp