“Cübbe ile türban bir arada olmaz” diyen zalimden miting çağrısı!

“Cübbe ile türban bir arada olmaz” diyen zalimden miting çağrısı!


TBMM’de yasa çıkartmaya yetecek milletvekili sayısına sahip olan AK Partililer, MHP ile de istişare ederek hazırladıkları kanun teklifini diğer muhalefet partilerinin de görüşüne sundu..

Siyasi partilerden, kayda değer bir itiraz geldi mi?

Hayır..

İtiraz, koltukları sallanacak olan barolardan geliyor.

En fazla ses de, en fazla haksızlığı yapan İstanbul Barosu’ndan geliyor..

8 bin oy alarak, 50 bin avukata hükmeden İstanbul Barosu yönetimi, itirazlarını sürdürdükçe, darbeci kafasını da deşifre ediyor..

Adamların derdi şu:

“Biz 8 bin oy ile, yönetime gelelim.. 8 bin avukatı temsil edeceğimize.. 50 bin avukatın temsilcisiymişiz gibi yapalım..”

Bütün dert bu..

“Bizim ‘İki, iki daha beş eder’ sözümüze, İstanbul’da ikinci bir baro başkanı çıkıp, ‘Yanlış hesap yapmışsın’ dememeli. Diyememeli. Biz de, hem bizim gibi düşünmeyen avukatlara, hem de halka, bu yanlış hesabı, doğru diye yutturmalıyız..” diyorlar.. 

Bu şaibeli sistemin devam etmesi için de..

İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu, bir miting hazırlığına soyunmuş..

Yıllarca cumhurbaşkanını seçen TBMM’ye, 2007’de cumhurbaşkanı seçtirmemek için nasıl ki Cumhuriyet mitingleri düzenlendi ise..

Kendi kafalarından adam seçileceğinde “Milli iradenin tezahür ettiği yüksek makam” diye tanıttıkları TBMM’yi, nasıl ki farklı bir dünya görüşüne sahip kişiyi seçme ihtimali güçlendiğinde, “Seçemez, yapamaz” diye tahkir etmeye kalkıştılarsa..

Şimdi de..

Önceki kanunu yaparken yetkili olan TBMM’yi, aynı kanunu değiştirme ihtimali olduğunda, yetkisiz ilan ediyorlar..

Kafa bu kadar sakat..

Bu kadar çatlak..

Bugünkü sistemi, kim getirmiş?

TBMM getirmiş..

Şimdi aynı TBMM, mevcut sistemi değiştirmek istiyor..

Mevcudu yapan, onu değiştirmeye de yetkili olmaz mı?

“Hukuk”u, istedikleri gibi tahrif ederek, ellerinde “guguk” haline getirenlere göre,  sol kafalıların çoğunlukta olduğu TBMM, kanunu yapar. Ama muhafazakar milletvekillerinin çoğunlukta olduğu TBMM, o kanunu değiştiremez..

Diyeceksiniz ki.

“Konuşsun konuşsun otursunlar. TBMM bunları muhatap almasın, işine baksın.”

Ben de aynı kanaatteyim..

Ama “Müzakere edilmiyor” diye söze başlayıp, “Bizim de görüşümüz alınmalı” diyerek, bizim hiç de yabancı olmadığımız ve her zaman açık olduğumuz  “istişare”yi hatırlatıyorlarsa..

Samimi olup olmadıkları konusunda, taleplerini masaya yatırmamız lazım..

Samimiler mi?

İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu, “Savunma Mitingi” adı altında düzenlenecek gösteriye, “baroya kayıtlı tüm avukatları” çağırırken samimi mi?

Gerçekten, kendi görüşlerinin de alınmasını, makul bir noktada buluşulmasını mı istiyor?

Hayır..

Çünkü ifadesi şöyle:

“GELMEYE MECBURSUNUZ!”

Hani utanmasa, “Gelmeyenlerin listesini tutacağız, ülkenin yönetimini bir şekilde ele geçirdiğimizde, ilk iş olarak onları, Taksim Meydanı’nda sallandıracağız” diyecek ama..

Şimdilik biraz utanıyor..

Adamdaki buyurganlığa bakın:

“Hayatımda ilk kez talimat veriyorum: Yanında bağlı avukat çalıştıran bütün üstadlar, o saatte bağlı çalışan meslektaşlara izin versin!”

Tecrübeli avukatlardan ümidi kesmiş..

Üstadlardan beklentisi kalmamış..

“Bağlı avukat”lara izin verilmesini istiyor..

Başka bir zaman olsa, “bağlı avukat” ifadesini siz kullansanız..

Adamı bir kaşık suda boğarlar..

Şimdi kendileri, “bağlı avukat” diyerek, avukatlık mesleğini yapan insanlara hakaret ediyorlar..

Her şey tamam da..

Avukatları sokağa çağıran bu Durakoğlu kim?

Birazcık tanıyalım mı?

Tanıyalım..

Çok değil, 9 yıl önce..

Bir röportaj verirken..

Şimdi kendisini desteklemesini istediği avukatların bir kısmı için, neler demiş:

“Bizim türbana ilişkin bakış açımızı belirleyen tek unsur, cübbeyle türbanın bir arada olmayacağıdır!”

Devam ediyor, “Hayatımda ilk defa talimat veriyorum” diyen, ama daha dün gibi yakın bir tarihte, başörtülü stajyer avukatları stajlardan kovalayan Durakoğlu:

“Ben hiçbir zaman başörtülü bir avukatın üzerindeki başörtüsüyle meşgul değilim. Sadece bir şey var, bu cübbeyle birleşmemeli. Cübbeyle bir simge birleşmemeli.”

Olur beyim..

Sen nasıl emredersen, öyle olur..

Sen emret, başörtülü avukatlar, başlarını açsınlar..

Sen bu ülkenin kurtarıcısısın çünkü..

Sen emret, istiyorsan avukatlar bilmemnerelerini de açsınlar..

Sen baro başkanısın çünkü..

Boru değil, baro başkanı..

50 bin üyesi olan baronun başkanısın..

8 bin oyla da otursan o koltuğa..

Oturmuşsun bir defa..

Kendini çok daha güçlü hissettiğin gün, “Başörtüyle cübbe bir arada olmaz” dersin..

Siyasi iktidar didinir, uğraşır, sonunda yüksek mahkemelerden “Yapılan dayatmaların hukuksuz olduğu” kararı çıkar..

Zoru görürsün..

Yan çizersin..

Bir gün öncesine kadar, başörtülülere yaptığın ahlaksızca dayatmayı, bir gün sonra hemen tornistan ederek, “Mevzuat değişti, biz de artık kabul ediyoruz” diye açıklarsın..

Karşına çıkıp birisi tokat gibi soruyu suratına şaplatmaz:

“Hangi mevzuat değişti, keyfi dayatmayı, mevzuata yükleyen vicdansız?”

Soruları devam ettirmez, hiç kimse:

“Hangi kanun değişti? Kanun dışında bir düzenleme ile, başörtü yasağı getirilemez ama.. Haydi sana torpil geçelim.. Söyle bakalım, hangi tüzük, hangi yönetmelik değişti?”

Doğrusu ne?

Ülkede ne kanun değişti, ne tüzük, ne de yönetmelik..

Avukatların haklarını en üst derecede savunması gereken baro yönetimlerinin zalimce kararları, yargıdan döndü..

Onlar da, “Bu dakikadan sonra direnirsek, işin içinde bir de kodese tıkılmak var” diye hesap yaptılar..

Yasağı uygulamaktan vazgeçtiler..

Şimdi bu vicdansızlığa imza atanlar..

Kendi meslektaşlarının alın terini gasbedenler..

“Gelmeye mecbursunuz” diyerek, avukatları mitinge davet ediyorlar..

Size oy veren 8 bin üye mecbur olabilir, Durakoğlu..

Size, sizin sözlerinizle cevap vereyim: “Avukatlar kimseden emir almazlar!”

Burdaki “kimse” tanımlamasına, “Başörtü yasakçısı baro başkanları” da dahildir, Mehmet Bey!

Google+ WhatsApp