Çok fonksiyonlu denklemler…

Çok fonksiyonlu denklemler…


Türkiye’nin kriz alanlarının herhangi birinde sahada veya masada istenmediği sır değil, sürpriz de değil. Azerbaycan’ın Ermenistan’ın çaldığı topraklarında asayiş operasyonları sürdürdüğü bir zamanlamada, “masada Türkiye’nin bulunup bulunmayacağına” ilişkin tartışma da bu genel kabulün uzantısı ama özel bölümleri daha çok…

Azerbaycan lideri Aliyev’in, “Bugün Türkiye Dışişleri Bakanı Sayın Çavuşoğlu, Sayın Lavrov’la görüşüyor. Türkiye Savunma Bakanı, Rus Savunma Bakanı Şoygu ile görüşüyor. Kim diyebilir ki, ‘Türkiye yok’. Türkiye yoksa, ne için konuşuyorsunuz? Türkiye var ve biz de elimizden geleni yapacağız ki, bundan sonra da olsun. Olmazsa mesele çözülemez. Bunu herkes anlamalı” sözlerini “herkes” elbette anlıyor. Anlıyor ama Türkiye’nin sahada ve masada bulunduğu bir bağlamı sindirmeleri acılı oluyor…

Fransa, ABD ve kimi Batı ülkeleri ile yine bazı Ortadoğu ülkelerinin, Türkiye’nin Kafkaslar’daki varlığından huzursuzlandıkları mâlûm. Gelgelelim, buradaki vurgunun daha çok Rusya olduğunu düşünmeli miyiz?..

Son üç gün içinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Savunma Bakanı Akar Rus muhatapları ile görüşmeler yaptılar ve krizin alevlendiği 27 Eylül’den bu yana devlet başkanlarının ilk görüşmesidir. Burada konunun bam tellerine dokunulduğu kestirilebilir. Ancak, şu soru akılda tutulmalı; Moskova, Türkiye’nin Kafkaslar’da görünür olmasından mutlu olabilir mi?..

“Mutlu olmaz” diyerek kestirip atmak tamamıyla yanlış değil ama şartlar “olabilir” demeyi de bazen mümkün kılabilir…

***

Ukrayna’dan en yüksek seviyede ziyaretin bu zamanlamada gerçekleşiyor olmasını işaretlemek lazım. Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenksy, Türkiye’de bir seri ikili anlaşma imzalayacak ve bunların içinde önemli askeri mutabakatlar var! Ukrayna-Türkiye ilişkisinin yakın dönem kronolojisi ve niteliği Rusya kadar dünya tarafından da yakından izleniyor. (‘Turkey-Ukraine work on missile engine could open the door to tech transfer’, 13/10, DefenseNews.)

Bir başka ilgi çekici gelişme S-400 sistemlerinin Karadeniz’de denenecek olması, bununla ilgili NAVTEX ve NOTAM’ların yayınlanmasıdır. Sistemin hakimiyet alanı bir yandan Kafkaslar’a bir yandan Balkanlar’a dönük görünüyor ve bu yazının vazettiği, Ankara’nın Doğu-Batı arasındaki “stratejik postür”ünü sembolize ediyor…

Kuşkusuz, Külliye-Kremlin ilişkileri son beş yılda özel tecrübelerden ve sınamalardan geçti. Anlaşmazlıklarının yönetimi konusundaki edinim de birikime dahil. Kafkaslar’da da bir yol bulabilir, bulamazsa da o yolu yapabilir. Son Lavrov-Çavuşoğlu görüşmesi bu manada kritiktir. Diğer taraftan, Suriye, Libya, Balkanlar (ABD varlığı) özelinde yansımalarının neler olabileceği de takip edilmeli…

***

Yine Sayın Aliyev’in bir Batı televizyonuna verdiği röportajda kendisine yöneltilen, “kaç tane Türk İHA’nız var ve bu savaşta fark yaratıyorlar mı” sorusuna verdiği, “Yeteri kadar. Elbette yaratıyorlar. Onlar son derece modern ve sofistike silahlar. Ama biliyorsunuz biz diğer kaynaklardan da İHA’lar kullanıyoruz” yanıtı, İsrail’in denklemdeki yerini eksiksiz anlamak için herkese ilham vermeli!..

İsrail, Batı’nın bir uzantısı olarak orada ama kendi özel sebepleri de var. Üstelik bunlar daha geçerli duruyor. Ortadoğu ve Kafkasya’da bir “Türk ülke ile ittifakı” olmadan zorlanacağını bilen bir ülke İsrail. Öte yandan İran ve Rusya’ya yönelik akıllar üretebileceği bir alan Azerbaycan. Çünkü her iki ülkenin ana ulusal güvelik çıkarlarını barındırıyor.

Şimdi en azından Bakü için avantaj üretse de, Tel Aviv’in, Türkiye-Rusya-İran üçgenini en hafif tabiriyle “sulandırmak” için de kullanışlı bu konumu üzerine kısa süre sonra daha çok düşünmek zorunda kalabiliriz…

***

8 Ekim tarihli Putin açıklaması, Azerbaycan-Ermenistan krizine ilişkin ilgili tüm taraflarların açıklamalardan yüksek zaviyedeydi. O ana kadar Azerbaycan’ın askeri hareketliliğine ‘dostlar alış-verişte görsün’ açıklamaları yapılırken, ‘Putin açıklaması daha ciddiye alınmalı’ havası doğdu. Nitekim, her iki ülkenin dışişleri heyetleri Moskova’ya davet edildiler ve saatler süren görüşmeler sonucunda “ateşkesimsi” bir şey çıktı ortaya. Ama yaşamadı. Ardından da yukarıda bahsettiğimiz Ankara-Moskova görüşmeleri geldi. Bu temasların sonunda Türkiye’nin masadaki yeri ve 11 Ekim toplantısının sonuçları sabitlenebilir!

Krizin oturduğu geniş bağlam asla ihmal edilmemeli. Şu an kısa vadeli işlemlerle uğraşıyoruz. Hemen ardından asıl parça gelecek…

Azerbaycan-Ermenistan krizi, Kırgızistan’da Cumhurbaşkanı’nın istifasına kadar varan sancılı süreç, Tacikistan’da yapılacak seçimler, Ukrayna’dan hatta Baltıklar’dan başlayıp Belarus, Balkanlar, Karadeniz, Gürcistan gibi çözülmemiş sorunlara çengellenen dalgalanmalar, Kafkasya ve Orta Asya haritasının yeni bir sürece evrildiğini gösteriyor. Bu coğrafyanın ülkeleri Sovyetler’in dağılmasından sonra hâlâ kendilerini bulabilmiş değiller. Azerbaycan hariç!

Emekli büyükelçi Halil Akıncı’nın ifadesiyle, “iki bin yıldır ayrı Doğu ve Batı Hazar”ın kavuşma sancıları olabilir. Ama asıl, iki küresel cephenin son hesaplaşma öncesi mevzilerini düzenleme/tahkim mücadelesi yaşandığıdır…

Türkiye bu devasa stratejik girdabın çekirdeğinde bulunuyor. Çekirdek geometrik merkez anlamında değildir. Bizzat “çekirdek” Ankara’dır! Enerjiyi yönlendiriyor. Hatta üretiyor! Ankara’nın adımlarına bu yüzden özenli bakmamız şart. “Onlar” zaten görüyor.

Türkiye’nin “tüm yönlere” attığı adımların, bir “itekleme” olduğu, aynı zamanda üzerine gelen “enerjiyi” de üzerine alınmadan diğer cepheye yansıttığı nasıl görülmez, şaşırıyoruz…

Google+ WhatsApp