Çocuklarımız

Çocuklarımız


Çocuklarımız

 

 

Kim bilebilirdi ki, iki yaşındaki Salvadorlu Valeria’nın Meksika ile ABD’yi ayıran Rio Bravo nehrinde boğularak hayata veda edeceğini... Fakat sömürgeci ABD sadece toplumları topla tüfekle katletmiyor, onları açlığa ve yoksulluğa maruz bırakarak kendisine muhtaç hale getiriyor. Nitekim Valeria yoksullaştırılan ülkelerden birinde doğup büyümüş bir kız çocuğu… Valeria’nın babaannesi, “Gitmelerini hiç istememiştim ama oğlum, ‘Bir ev alabilmek için birkaç yıl ABD’de çalışıp para kazanmalıyım’ dedi ve gitti” diyor. Babanın kararından Valeria’nın haberi elbette yok ama olsaydı sanırım yoksulluğa rağmen doğup büyüdüğü toprakları, yakınlarının yanını tercih ederdi.

Savaşın getirdiği şiddet, ölüm, yoksulluk ve açlığa karşı direnç gösteren sonra da çocuklarını korumak için yollara düşen Aylan Kurdi’nin ailesi var bir de. Aylan kardeşleri ve annesiyle birlikte daha önce hiç görmediği bilmediği sularda son nefesini vermiş ve baygın bir balık gibi kıyıya vurmuştu. Eğer sorulmuş olsaydı o da sanırım evinde ve yakınlarının yanında kalmayı tercih ederdi.

Sular yoksullaştırılmış masum halkların çocuklarını alıp götürür, silahlar onların kalplerine isabet eder, toprak onlara kucak açar, patlayan bombalar onların bedenlerini parçalar. Çocuk nerede olursa olsun çocuktur ama ölüme reva görülen hep bizim çocuklarımız oluyor.

Onların coğrafyalarında çocuklar savaşın acı yüzü ile karşılaşmaz, açlığa, yoksulluğa maruz kalmazlar.

Onların coğrafyalarında çocuklar bombalar altında nefes alıp vermezler, yaşamlarının en güzel çağında öksüz ya da yetim bırakılmazlar. Onların coğrafyalarında çocuklar mahalle ve caddelerinde dolaşan örgüt elamanları ile karşılaşmaz, orada çocuklar eli silahlı haydutların hedefi olmazlar. Onların ülkesinde çocuklar cansız bir balık gibi kıyıya vurmazlar. Orada çocuklar özgürce oynar ve gönüllerince yaşarlar. Bizim çocuklarımız ise oyunla tanışmadan tanışırlar ölümle.

Onların coğrafyalarında analar açlıktan bitap düşen çocuğuna parmağını uzatarak yatıştırmaya çalışmazlar. Genç bireyler savaşın yıkıntıları arasında hayat aramazlar, ibadethanelerini giderken korkuya kapılmazlar. Orada gençlerin huzurunu kaçıran bir durum olsa, hemen terapiste yönlendirilir ve her şey seferber edilir. Bebeklerin aldığı besinler ağır denetimlerden geçirilir, gençlerin sorunları masaya yatırılır. Orada çocuklar savaş nedir bilmezler, yoksulluk nedir bilmezler, kör kurşunlara hedef olmak nedir bilmezler ve o çocuklar bombalar altında yaşamanın ne olduğunu bilmezler. Onların ülkelerinde çocuklar, yarınları için neler yapacaklarını hesap ederler bizim çocuklarımız ise kıyıda ya da denizde karşılaşırlar ölümle…

Çocuklarımız üzerlerine hemen her dakika mermiler yağsa da vazgeçmezler umutlarından.  Yarınlarının ne olacağını bilmeyen çocuklarımız umutlarını her gün yeniden sular ve yeşertirler. O yüzden bu zihniyetler bu çocukları tehlike olarak görüp susturmaya çalışırlar.

 

milli gazete

Google+ WhatsApp