Çocuklarda ve Gençlerde Ahlak Eğitimi

Çocuklarda ve Gençlerde Ahlak Eğitimi

AHLAK KAVRAMI Ahlak Arapça Hulk kelimesinin çoğuludur. Bu kelimenin yer aldığı Kalem süresinin 4. ayetinde peygamber efendimize hitaben “Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” buyrulmaktadır. Ahlak kelime olarak, huy, seciye, mizaç, karakter, kişilik, maya, özellik, meleke gibi anlamlara gelir.

İbn-i Miskeveyh ahlakı hal olarak tanımlar, bu halin insanları davranışlarını kolayca yapmaya sevk ettiğini söyler. Ahlak, kişinin doğuştan getirdiği veya sonradan kazandığı huy ve davranışlar olarak da tarif edilebilir. Ahlakın tanımı üzerinde birleşilen iki husus vardır. Birincisi Ahlakın insanda yerleşmiş bir meleke olması ikincisi bu melekeden davranışların kolayca ortaya çıkmasıdır. Kendisinde doğruluk melekesi bulunan bir insan doğru söylemeye gayret eder. Kendisinde cömertlik melekesi bulunan insan fakir olsa da cömertlik yapmaya devam eder etrafındakilere ikramda bulunur. Bir davranışın ahlaki olması için iradeli bir davranış olması ve kişisel çıkara dayanmaması gerekir. Eğer davranış çıkara dayanıyorsa menfaat ortadan kalkınca davranış da biter. Bir görüşe göre ahlak güzel huylar demektir. Ahlakta asıl olan iyi olma durumudur, kötülük sıfatı arizidir, sonradan gelir, geçicidir. Kötü ahlaklı ifadesi o kişide ahlaki davranışların olmadığını gösterir bundan dolayı bu kimselere ahlaksız denir. İnsanın fıtratında ve mayasında iyi ve güzel davranışlara eğimlilik daha ön plandadır, Nefis, şeytan ve dış etkenler bu fıtratı bozabilir, bundan dolayı aile terbiyesi, okulda manevi eğitim bu fıtratın korunması için çok önemlidir. Etik (Töre bilimi): Etik terimi Yunanca "karakter" anlamına gelen "ethos" sözcüğünden türemiştir. Türkçe ‘de etik sözcüğü yanlış biçimde ahlâk sözcüğüyle eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Halkın kendi kendine oluşturduğu, hiçbir yazılı metine dayanmayan kanunlara "etik ilkeler" denir. Fransızca kökenli Moralite kelimesi ahlak ve manevi güç anlamlarında kullanılır. Bu terimlerin zaman içindeki değişimlerini izlediğimizde moral’in daha çok bireysel ahlak için, etik’in ise sosyal ahlak için kullanıldığını görürüz. Ahlak terimi: 1- Umumi bir hayat tarzını, (İslam Ahlakı ve Hristiyan ahlakı gibi) 2- Hayatın belirli bir alanına ait bir grup davranış kuralını, (İş Ahlakı) 3- Davranış kuralları veya hayat tarzları üzerinde yapılan fikri bir araştırmayı (Ahlak felsefesi) ifade eder. Örf ve adetler sonucu yapılan davranışlar çoğu zaman ahlakla karıştırılır. Örf ve adetler genelde ahlaktan daha az bağlayıcı ve daha az otoriter olarak kabul edilir ve sıklıkla eleştirilir. Aksekili bu ayırımı şu şekilde ifadede eder: Ahlak kuralları bütün insanları kapsar, oysa adetler böyle değildir. Bir kavmin iyi kabul edip diğerinin kötü saydığı adetler vardır.” Ahlak İlmi Ahlâk ilmi bir normatif yani kural koyan kuralları olan ilmidir. İnsanların dinî, şahsî, ailevî ve toplumsal yaşayışlarında uymaları gereken kaide ve kanunları belirler. Ahlak bir değerler ilmidir ve dolayısıyla fâilin davranışlarına atfedilen değerlerin mahiyetini, ölçüsünü ve kaynağını araştırır; iyi fiilleri yapmayı ve kötü fiilleri terk etmeyi emreder. Böylece insanların mükellef bulundukları görevleri sıralar ve bunları yerine getirme veya ihmal etmenin sonuçlarını araştırır ve gösterir. Ahlak Felsefesi Eflatun, Aristo, Farabi, İbni Sina ve Kant gibi sistem sahibi filozoflar birer ahlak teorisi geliştirerek ahlaki olayları değerlendirmişlerdir. Ahlak filozofu ahlak üzerinde düşünen felsefe yapan kişidir. Ahlak alanına hem normatif hem de analitik bir tarzda yaklaşan filozof, bir taraftan iyi ve kötü gibi ahlaki kavramları analiz eder, öbür taraftan da uyulması gereken ahlaki değer ve ilkeler üzerinde durur. Böylece iyinin ne olduğunu ve nasıl iyi olunacağının yollarını gösterir. Ahlaka olan ihtiyaç Ahlak insanın varlık şartıdır. İnsan kendini koruma içgüdüsüyle özgürlüğünü başkalarına zarar verecek şekilde kullanabilir. Bu hakların kullanımında bir düzene ihtiyaç vardır. Ahlak, hukuk ve din insanın özgürlüğüne sınırlamalar getirir. Ayıp, günah ve yasak kavramları insan hürriyetinin sınır taşlarıdır. Hayvanlarda bulunmayıp insanlarda bulunan değerler de ahlakı zorunlu kılar. Utanma duygusu bu değerlerin başında gelir. Toplumsal hayatta da ahlak sosyal hayatın olmazsa olmaz bir şartıdır. Çünkü ahlak olmazsa düzenli bir toplum mümkün olmaz. Suyun bulunduğu yerde nasıl hayat varsa insanın bulunduğu yerde de ahlak vardır. 2 İslam Ahlakı İslam dininin insana sunmuş olduğu hayat tarzını ve bu hayat tarzını inşa eden düşünce dünyasını aydınlatmak için kullanılır. Diğer bir söyleyişle İslam’ın yaşanan halidir. Hz. Muhammed İslam dinini insanlara anlatırken aynı zamanda uygulamıştır. Bu yönüyle Ahzab süresinin 21 ayetinde de; “… Gerçekten sizin için Allah ‘ın resulünde güzel bir örnek vardır” buyrulmuştur. Bir rivayette Kendisine peygamber efendimizin ahlakını soran birisine Hz. Aişe; -Siz hiç Kuran okumadınız mı onun ahlakı Kur’an’dı, cevabını vermiştir.(Müslim, Ahmed b. Hanbel) İslam’ın ikinci yüzyılından itibaren ahlak alanında eserlerden oluşan önemli bir literatür oluşturmuşlardır. Hadislerin büyük bir kısmı ahlakla ilgilidir. Kütübüs-sitte olmak üzere tüm hadis kitaplarında Edeb, Kitabül Birr, Kitabül Hüsnül Hulk gibi başlıklar altında ahlakla ilgili bölümler bulunmaktadır. Buhari’nin “Edebül Müfred” gibi sadece ahlak alanında hadisleri içine alan eseri mevcuttur. Bu yöndeki ahlâk çalışmalarının ilk örnekleri arasında Abdullah b. Mübârek’in Kitâbü’zZühd ve’r-rekåik’ı, Ahmed b. Hanbel’in ez-Zühd’ü, zikredilebilir. İbn Hibbân el-Büstî’nin ahlâk konularındaki birikiminin yanında, kişisel tecrübelerini de yansıtan Ravzatü’l-ukalâ’ ve nüzhetü’lfuzalâ’ adlı eseri olup tecrübeye dayalı ve gerçekçi görüşlerin yer aldığı eser İslâm ahlâk kültürünün en değerli ve yararlı kaynakları arasında gösterilmeye değer bir önem taşımaktadır. Ebû Nasr et-Tabersî’nin Mekârimü’l-ahlâk’ı , Râgıb el-İsfahânî’nin ez-Zerî‘a ilâ mekârimi’ş-şerî‘a isimli ahlâk kitabı, Gazzâlî’nin İhyâsından sonra en çok okunan ahlâk kitabı olma özelliği taşıyan Mâverdî’nin Edebü’d-dünyâ ve’d-dîn adlı kitabı, İbn-i Miskeveyh’in Kitâbu Tehzîb-ül-Ahlâkı önemli ahlak eserleridir. Bunun yanında Farabi’nin Medinetül Fadıla adlı eseri ve Osmanlı döneminde Kınalızade Âlî Çelebi tarafından telif edilen Ahlak-ı Âlâi adlı eseri de konuyla ilgili önemli eserler arasında yer alır. İslam ahlakının kaynakları Temel Kaynaklar a) Kuranı Kerim b) Sünnet Tali Kaynaklar: a) Kültür Ahlaki Davranışın Temel Öğeleri a) Bilmek: Nelerin iyi nelerin kötü olduğunu bilmektir. Teknolojik ve kültürel gelişmeler sonucu ortaya çıkan ticaret-işveren ilişkisi, çevre sorunları, ötenazi, organ bağışı, nükleer enerji vb. konular bir çırpıda cevap verilecek konular olmaktan çıkmış ahlaki ikilemlere dönüşmüştür. Bu sorulara cevap verebilmek için konularla ilgili ince detayları ve ahlakın ilke ve normlarını iyi bilmek gerekir, b) Olmak: Olmak ahlaken olgunlaşma demektir. Elinden ve dilinden kötülük gelmeyeceğine dair başkalarının güvenini kazanma halidir. Kişinin kimsenin bilmediği iç dünyasında iyi düşünceler taşıması kötülüklere yer vermemesidir. Nefsini arıtan kurtuluşa ermiştir, onu kötülüklere gömüp kirleten kimse de ziyana uğramıştır.” Şems/9-10 Bu durumda olan kişilerin niyetleri de düzgün olur. c) Yapmak: Ahlaki davranış ve eylemlerde bulunmaktır. Başka bir ifadeyle salih ameller yapmaktır. Salih ameller güzel düşüncelerimizin meyvesidir. Ahlaklılık pasif bir duruş değildir, insanların ahlakı davranışlarıyla belirginleşir. Şükür’ü dil ile söylemek yeterli olmaz bunun gereğini yapıp zengin isek infakta bulunmalıyız. İyiliği yaparken de karşımızdakini minnet altında bırakmadan, gösterişe kaçmadan yapmalıyız. “(Ve derler ki:) “Biz size ancak Allah'ın yüzü (rızası) için yedirmekteyiz; sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne de bir teşekkür.” İnsan/9 d) Yaymak: Ahlaki yetkinliğin dördüncü öğesi yaymak ve bu konuda elinden gelen gayreti göstermektir. Bu durum Müslümanın aynı zamanda sorumluluğudur.” İçinizde insanları hayra çağıran, iyilikleri emreden, kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun. İşte onlar gerçek kurtuluşa erenlerdir.” Ali İmran/104 Ahlaki değerleri yayarken takip edeceğimiz usul Nahl süresinin 125. Ayetinde ifade edilir. “Rabbinin yoluna hikmetle, güzel söz ve nasihatla dâvet et. Onlarla en güzel bir şekilde mücadele et. Çünkü Rabbin, yolundan sapanları en iyi bilendir. O, hidayete erenleri de en iyi bilendir.” 3 Ahlaki davranışın genel kıstasları a) Kur’an ve Sünnet: Ahlakın kaynağı ve kıstası genel itibariyle dindir. Yani Kur’an ve sünnettir. Kur’anı Kerim ahlaki davranışlarda rol model olarak bize peygamber efendimizi gösterir. Bunun yanında birçok ayette ahlaki değerlerle ilgili ölçüler kor, sınırlar belirler. b) Bireysel akıl ve vicdan; Kur’an ve sünneti yorumlarken, yorumlarımızın akıl ve vicdanımıza uygun olması gerekir. Bilmediğimiz konularda işin uzmanına danışıp onlardan bilgi almalıyız. Peygamber efendimizden sonra gelen ilim adamlarının yorumları ve görüşleri de akıl ve vicdan süzgecinden geçirilerek alınmalıdır. Çünkü ilahi kaynaklı olmayan bilgi yanlış olabilir. Bir rivayette “Müftüler sana fetva verseler de, sen yine kalbine (vicdanına) danış” buyrulmuştur. c) Toplumsal kabul ve fayda; Yukarda belirtilen hususlara ilave olarak İslam toplumunun genel ahlak kurallarına uygunluk, örf ve adetlerine uygunluk kamu yararı açısından değerlilik de önemli bir kıstastır. İslam dini geldiği zaman cahiliye döneminin İslam dinine ters olmayan uygulamalarını bırakmış bunlara dokunmamıştır. Burada dikkat edilecek husus toplumsal değerlerin İslam’ın temel prensipleriyle çatışmamasıdır. d) Evrensel Kural ve değerler; Bunlar bütün dinlerin ve felsefi sistemlerin üzerinde ittifak ettiği İslam dininin prensiplerine ters olmayan ahlak değerleridir. “Kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapma” prensibi gibi. Buna altın kural kıstası denilmektedir. “Ey iman edenler! Kazandıklarınızın temizlerinden ve rızık olarak yerden size çıkardıklarımızdan (Allah için) sarfedin. Size verilirse göz yummadan alamayacağınız kötü ve değersiz şeyleri sakın vermeye kalkmayın. Biliniz ki Allah zengindir, övülmeye lâyıktır.” Bakara/267 Ahlaki davranışın özel kıstasları a) Hak ve Haksızlık; Eğer bir davranışın içinde başkasına haksızlık varsa bundan hemen vazgeçilmelidir. Çünkü ahlaken en öncelikli değer varlıkların haklarıdır. “Ey iman edenler! Kendiniz, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde bile olsa, zengin de fakir de olsa, Allah için şâhitlik ederek adâleti titizlikle ayakta tutanlar olun! Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. Adaletinizde heveslere uymayın! Eğer (şâhitlik ederken) dilinizi eğip büker veya yüz çevirirseniz, Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” Nisa/135, “Ey iman edenler! Allah için adaleti ayakta tutup gözeten şâhitler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Adaletli olun, takvâya en çok yakın olan budur. Allah'tan korkun, çünkü Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” Maide 8 b) İyilik ve kötülük; “Ey iman edenler! …İyilik ve takvâ üzerine yardımlaşınız, kötülük ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayınız. ..”Maide/2, “Herkesin yöneldiği bir yönü (kıblesi) vardır. Öyle ise siz de hayırda yarışın. Nerede olursanız olun, Allah hepinizi bir araya getirecektir. Şüphesiz ki Allah her şeye kâdirdir.” Bakara/148 c) Sevgi ve nefret; Bir davranış insanlar asında kin ve nefret üretmemeli, sevgi, dostluk ve kardeşliğe katkı sağlamalıdır. “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileri (dostları ve yardımcıları)dırlar. Onlar iyiliği emreder, kötülükten menederler…” Tevbe/71 d) Ölçülülük ve aşırılık; Bir davranış ifrat ve tefrit noktasında değil itidal noktasında olmalıdır. Kuranda aşırı uçlarda bulunmak yerine orta yolu tutmak açık bir biçimde tavsiye edilmiştir. “Onlar ki, harcadıkları zaman ne israf ederler ne de cimrilik ederler. Harcamaları bu ikisi arasında dengeli olur” Furkan/67 İslam Ahlakı Temel Konular Güncel Yorumlar,(s17, s96 arası.) AHLAKİ MÜEYYİDE Ahlaki vazifenin olmazsa olmaz üç gereği vardır. Yükümlülük (mükellefiyet), sorumluluk (mesuliyet) ve yaptırım (müeyyide). Ahlakın özellikle şu noktalardan müeyyideye ihtiyacı vardır: a) Müeyyide insanı ahlaki vazifeyi yapmaya özendirir veya zorlar. Her insan yaptığı davranışlardan dolayı takdir görmek ister. Takdir gören davranışlar insanları o davranışı yapmaya motive eder. Bunun yanında insanlar davranışlarını yaparken kınanıp eleştirilmekten çekinirler. Kınamaya maruz kalmama duygusu bazen insanı kötü davranışlardan uzaklaştırır. b) Sorumluluk şartlarını taşıyan herkesten zorunlu olarak ahlaki davranışları yapması istenir. Mükâfat ve cezanın olmadığı bir ahlak düşüncesinde sorumluluğun bir anlamı kalmaz. Tabi esas olan iyiliği ceza korkusuyla değil Allah rızası için yapabilmektir 4 c) Ahlakın en önemli ilkelerinden biri adalettir. Suyu getirenle testiyi kıran bir tutulmamalıdır.Adalet ancak vazifeyi yapanın mükâfat, ihmal edenin ceza görmesiyle gerçekleşir. d) Ahlaki müeyyide hukuki konularda adaletin gerçekleşmesi için de önemlidir. Sadece hukuki düzenlemelerle haksızlıkları önlemek mümkün değildir. Kalbinde Allah korkusu olan insan suç işlemez bu kimse için kanuna ve polis gücüne gerek yoktur. MÜEYYİDENİN ÇEŞİTLERİ a) Tabii müeyyide: Soğuktan korunmayan hastalanır, sağlığı korumak ahlaki bir ödev, hastalanmak da tabii bir müeyyidedir. Dinin haram kıldığı alkolü içip hastalanmak tabii bir müeyyidedir. Fuhuş yaşayan bir insan bunun sonunda hastalanıp tabii müeyyide ile karşılaşsa da bu onu dinin bildirdiği cezadan kurtarmaz. b) Vicdani müeyyide; Kendi davranışlarının muhasebesini en iyi kişi kendi vicdanında yapar. Vicdan bir iç mahkemedir. İnsan kötülükleri başkasının gözünden kaçırsa bile kendi vicdanından kurtulamaz. Vicdanı onu ayıplar, mutsuz eder. Kınayan nefese yemin ayeti “Kendisini alabildiğine kınayan nefse andolsun!” Kıyame/2 Eğer bir kimse kötülük yapıp da vicdanı sızlamıyorsa vicdan duygusunu kaybetmiştir. c) Sosyal Müeyyide: Ahlak yalnızca ferdi faziletler değil toplumsal değerler sistemidir. Fazilet ve rezilet cinsinden her davranış az veya çok sosyal bir sonuç doğurur. Bundan dolayı toplumun müspet veya menfi yönde tepkisine yol açar. Toplumun bu tepkisi bir tür müeyyidedir. Buna kamu baskısı diyoruz. İslam ahlakının uygun gördüğü sosyal müeyyide ictimai kurallara uymayan ferdi davranışlara karşı kör bir tepki değil şuurlu bir tavır alıştır. Bir toplum İslami değer yargılarına sahipse müeyyideleri de İslami olacaktır. Eğer İslami değer yargılarına sahip değilse müeyyideleri örfi veya kültürel olacaktır. İlimizde bundan 30 40 yıl önce kızlarımız sokak ve caddelerde dar pantolonlarla giyip gezemiyordu, toplumsal müeyyide ile yani kınama ile karşı karşıya kalıyordu, bu gün bu değer yargıları dejenere olduğu için isteyen istediği kıyafetle geziyor fakat tolumdan bir tepki görmüyor. Tepkiden maksat şiddet uygulamak değildir, çünkü şiddet uygulamak ahlaki bir tutum ve davranış değildir aynı zamanda suçtur. d) İmâni Müeyyide; İnsanı aşmayan her tür otorite insan tarafından tesirsiz kılınıp bertaraf edilebilir. Vazifeyi koyan kutsal otorite olmayınca insan üzerindeki tesiri de sınırlı kalmaktadır. Laik ahlak teorileri imanî müeyyideyi kabul etmezler. Bu durum din dışı ahlak teorilerinin elini zayıflatmaktadır. Bütün toplumlarda ahlak şuurunu canlı tutan pratikte ahlaki düzeni koruyan en etkili dinamik, dini inançtır. Dinin kötü davranışlara karşı getirdiği ahiretteki müeyyideler insanları kötü davranışlardan uzaklaştırmada caydırıcı gücü çok etkili olan bir etkendir. İslam Ahlakı Temel Konular Güncel Yorumlar,( s173, s198 arası.) MÜSLÜMANLARIN AHLAKİ DURUMLARI Modern dünyanın bir ahlak bunalımı yaşadığı, kimsenin inkâr edemeyeceği bir gerçektir. Zira modern dünya fiyat merkezli bir dünyadır. Bunun zıddı “değer merkezli bir dünyadır” ki, böyle bir dünya ahlak olmaksızın kurtulamaz. Batı sömürgeci geçmişi yüzünden ahlak trenini kaçırmıştır. Ahlak yoksa adalet de, özgürlük de, güvenlik de yoktur. Modern Batı üç ahlaksızlık üzerinde yükselir: 1) Ulus Devlet, Siyasal ahlak yoksunluğu üzerine; 2) Sekülarizm, Emanet ahlakı yoksunluğu üzerine; 3) Modern bilimler, Bilgi ahlakı yoksunluğu üzerine, Seküler ahlak imkânsızdır. Zira bir ahlak sistemi ancak aktif bir vicdan üzerine inşa edilir. İdeolojilerin vicdanı harekete geçirmek gibi bir amaçları yoktur. Dahası, ideolojiler asla bir vicdan inşa edemezler. Güce tapılan bir dünyada ahlak olmaz. Modern batının gücü nasıl tanrılaştırdığını Nietzsche’nin Der Antichrist’inden Der Antikırst (Deccal) yaptığımız şu alıntı açık seçik ortaya koyar: “İyi nedir? – İnsanda güç duygusunu, güç istemini, gücün kendisini yükselten her şeydir. “Kötü nedir? Zayıflıktan doğan her şeydir. “Mutluluk nedir? Gücün büyüdüğü duygusu, bir engelin aşıldığı duygusudur. “Doygunluk değil, daha çok güç; genel olarak barış değil, savaş; erdem değil, yetenek. “Zayıflar, nasibi kıt olanlar yıkılıp gitmelidir: bizim insan sevgimizin baş ilkesi budur. Ve onlara bunun için de yardım edilmelidir.” 5 Pozitivist ve materyalist modernizm ahlaksızdı. Rölativist ve herkes haklıcı postmodernizm ise ahlak düşmanıdır. (Mustafa İslamoğlu, Ahlak Dinin Temelidir Makalesi) Peki batıda böyle bir ahlaki çöküş yaşanırken Müslümanların durumu nedir? Müslümanlar davranışlarıyla, ahlak anlayışlarıyla, oluşturdukları ahlak toplumuyla batıya örnek olabildiler mi? Batıya ahlak ihraç edebildiler mi? Bu konuda bir umut vadediyorlar mı? Müslümanların ahlaki durumunu 20.yüzyılın başlarında Mehmet Akif Ersoy şöyle ifade etmektedir, Müslümanlık nerde bizden geçmiş insanlık bile Alem aldatmaksa maksat aldanan yok nafile Kaç hakiki müslüman gördümse hep makberdedir Müslümanlık bilmem ama galiba göklerdedir Yine Âkif, Almanya’ya seyahate çıkar. Dönüşte Avrupa’yı nasıl buldunuz? sorusuna “Dinleri işimiz gibi, işleri dinimiz gibi.”, cevabı vererek Müslümanların iş ahlakını eleştirmiştir. Aradan 100 yıl geçmesine rağmen çok şey değişmedi hatta daha da kötüleşti. Dini hassasiyeti olan kişiler olarak daha önce sisteme kızıyorduk, Siz İmam Hatipleri kapatırsanız, başörtülü kızları okullara almazsanız, dindar insanlarla uğraşırsanız Namaz kılan subay ve astsubayları ordudan ihraç ederseniz, din kültürü öğretmenlerinin etkinlik yapmasını engellerseniz Elbette ahlaksızlık, edepsizlik, hayasızlık, hırsızlık, rüşvet, toplumsal suçlar artar, Ne ekerseniz onu biçersiniz. Bunların hepsi doğru, Şimdi dindarlara yönelik bütün yasaklar kalktı, Dindar gençlik yetiştirmek devlet politikası haline geldi, Değerler eğitimini sadece din kültürü değil bütün branş öğretmenlerinin yapması teşvik ediliyor, Okullarda her türlü ahlaki etkinlik yapmak serbest, Ordu dahil Tüm kamu kurumlarında başörtüsü yasağı kalktı, İmam hatip ortaokulu ve liselerinin sayıları arttı, Fakat ahlaki çöküntü her geçen ivme kazanıyor, Kadın cinayeti haberi olmayan gün yok, Ahlaki değerlerimiz günden güne eriyor, başörtüsü anlamından kopartılıp sadece aksesuar haline getirildi, dindar insan imajı zedelendi, Bu serbestlik ortamından Müslümanlardan daha çok seküler ahlak anlayışına sahip olanlar faydalandılar. Kendi ahlak anlayışlarını basın, medya, sosyal medya, tv ve internet yoluyla çocuklarımıza ve gençlerimize benimsettiler. Gençlerimiz giyim kuşamları, saç kesim tarzları, konuşmaları, birbirlerine karşı tutum ve davranışlarında kendilerine idol olarak sunulan dizi oyuncularını örnek aldılar. Okullara yakın olan içki ve sigara satış yerlerini kapattık, kumarhaneleri kapattık, fuhuş mekânlarını kapattık fakat evlerimize çocukların, gençlerin ve yetişkinlerin internet yoluyla ulaşabilecekleri onlarca sanal kötülük kapıları açtık. İstemiyorsan girme dedik. Geçen yıl 400 civarında kadın öldürüldü, 387 çocuk istismarı olayı, 332 kadın cinsel şiddet olayı vuku buldu. Öldürülen her iki kadından birinin faili kocası veya erkek arkadaşıydı. En az 396 cinayet ayrılık veya boşanma aşamasında gerçekleşti. 355 cinayetin öncesinde kadınlar şiddet, taciz veya tehdide maruz kalmıştı. En az 237 cinayet, kadınların güvenlik endişesiyle resmi bir başvuruda bulunduğu halde işlendi. Ankara’da, belden aşağısı tutmayan gazi Jandarma Astsubay Çavuş Muzaffer Oktay ve sol bacağını kullanamayan gazi Jandarma Uzman Çavuş İbrahim Kızılkaş, trafikte çıkan 'yol vermeme' tartışmasında diğer araçtaki 4 tane şehir magandasının saldırısına uğradı ve dövüldüler, 16 ocak’ ta Adana'nın Seyhan ilçesinde Seyhan Agut isimli işitme engelli vatandaşımız bindiği minibüste 4 üniversite öğrencisi tarafından öldüresiye dövüldü. Minibüste oturan yolcular bu esna da kılını bile kıpırdatmadılar. 2016 yılında trafik kazalarından 3493 insanımız hayatını kaybetti, Son on yılda 44363 insanımızı trafiğe kurban verdik. Trafik ölümleri adeta normal hale geldi. Trafik de ahlaki bir problemdir. Toplumumuz adeta cinnet geçiriyor, bize ne oldu da bu hale geldik, trafikte küçük bir tartışmadan dolayı karşımızdakini dövüyor hatta öldürüyoruz, nasıl oldu da ahlaki değerlerden bu kadar uzaklaştık. Bu rakamları yöneticileri karalamak için vermedim, çünkü bunda hepimizin ayrı ayrı payı var, ailenin, öğretmenin, esnafını işçinin, memurun, yöneticilerin hepsinin payı var. Herkes üzerine düşen görevleri yapmıyor, maddi değerlere verdiği önemi ahlaki değerlere vermiyor. 6 Diğer Müslüman ülkelere baktığımızda ise durum çok farklı değildir; 2010 yılında George Washington Üniversitesi’nden Scheherazade S. Rehman ve Hossein Askari uluslararası akademik bir dergide (Global Economy Journal) “İslam Ülkeleri Ne Kadar İslami?” adlı bir makale yayınlamış. Bu makalede “İslamilik Endeksi” diye bir başlık altında İslam ülkelerinin ve İslam ülkesi olmayan ülkelerin “İslamiliğini” gösteren bir endekse yer vermişler. Ve bunlarla birlikte İslam ülkesi olmayanları da katıp, “İslamilik Endeksi” araştırmasına toplam 208 ülkeyi dahil etmişlerdir, Araştırma Kriterleri 1- Toplumun tüm üyelerine eşit iktisadi fırsatlar 2. İktisadi adalet 3. Sözleşmelerin ve mülkiyet haklarının korunması 4. Çalışmak isteyen herkese istihdam imkânlarının oluşturulması 5. Eğitim imkânlarının eşit sağlanması 6. Yoksulluğun önlenmesi ve temel ihtiyaçların karşılanması (gıda, yiyecek, elbise, sağlık gibi) 7.Vergilerin toplumun diğer ihtiyaçları için kullanılması 8.Tabii kaynakların toplumun bugünkü ve gelecekteki üyeleri düşünülerek yönetilmesi 9. Yolsuzluğun önlenmesi 10. Destekleyici bir finansal sistem oluşturulması 11. Faizin kaldırılması da dahil finansal teamüller 12. Devlet yapısının bu ihtiyaçları karşılayacak verimlilik ve etkinlikte olması, Dikkat edelim, bu kıstaslar Kur’anı Kerim temelli kıstaslardır. Seküler kıstaslar değildir. Araştırmada İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi olan ve listeye 38. sıradan girmeyi başaran MALEZYA şu anda en İslami ülke diyebiliriz. Malezya’yı 48. sırada Kuveyt, 64'te Bahreyn, 65'te Brunei, 73'te Uganda takip ediyor. TÜRKİYE mi? Türkiye, 103. sırada …208 ülkeden 206. sırada son İslam ülkesi ise Somali Peki “İslamilik Endeksi” nedir? Bu şu demek, örneğin; Yeni Zelanda bir İslam ülkesi veya İslam’ın yaygın olduğu bir ülke “olmamasına” rağmen; ekonomi, hukuk, yönetim, siyasi haklar ve insan hakları bakımından İslami kriterlerle ne kadar uyumluluk gösteriyor, ne kadar “İslami” yaşıyor? Demektir. İşte İslamilik endeksinde ilk on ülke maalesef bunların çoğu ateizmin yaygın olduğu ülkelerdir; Yeni Zelanda, Lüksemburg, İrlanda, İzlanda, Finlandiya, Danimarka, Kanada, İngiltere, Avustralya, Hollanda Almanya’da Bremen Ünv. Ortadoğu araştırmalar enstitüsü tarafından yapılan bir araştırmada 1948 yılından 2007 yılına kadar 11 milyon Müslüman çatışmalarda öldürülmüş. Dikkat edelim bu arada bir dünya savaşı olmadı. 59 yılda yıl başına 187.000 müslüman, gün başına da 512 Müslüman düşüyor. Maalesef ölenlerin yüzde doksan yedisi Müslümanlar tarafından öldürülmüş. Müslümanın kanı bu kadar ucuz mu? Neden Müslümanlar tüm enerjilerini birbirlerini öldürmek için harcıyorlar. 1.7 milyar nüfusa sahip 57 İslam ülkesinin toplam milli geliri altı trilyon civarında, bu paraların çoğu belli kimselerin elinde toplanmış Amerika ve Avrupa ülkelerinin bankalarında saklanıyor. 125 milyon nüfusa sahip Japonya’nın tek başına geliri 4.6 trilyon dolar. Bunun yanında tüm İslam ülkelerinde 500 civarında üniversite var Amerika’da 5700 tane üniversite var, Sadece Harward üniversitesinde yayınlanan makale sayısı 17 Arap ülkesinde yayınlanan makale sayısından daha fazla nitelik olarak da daha iyi durumda. Bu örnekleri şunun için verdim. Çalışkanlık da çok önemli bir ahlaki değerdir. Müslümanlar müslüman olmayan ülkelerle eğitimde, teknolojide, ekonomide ve bilimde rekabet edemiyor, çünkü yeterince çalışmıyorlar. Bundan dolayı da pek çok konuda batıya bağımlı hale gelmişler. Onlardan emir alıyorlar, silah alıyorlar ve birbirlerini öldürüyorlar. Bu gün Müslümanları davranışlarına baktığımızda sanki Allah yokmuş, Kur’an yokmuş, peygamber yokmuş, din yokmuş, ahiret yokmuş gibi yaşıyorlar. Peki Kur’anı Kerimde Müslümanların davranışlarını düzeltecek onları kötülüklerden uzaklaştıracak yeteri kadar ayet yok mu? Yoksa Müslümanlar Kur’an tarafından belirlenmemiş olan İslam’ın beş şartı arasında ahlaklı olun ilkesi yok? deyip ahlakı geri plana mı atıyorlar. Bakınız Kuranı kerimde Saleha kelimesi ve bu kökten gelen kelimeler, 160 defa geçiyor, yaklaşık 90 yerde Salih Amel kelimesi geçiyor bu ifade 54 yerde İman ile birlikte zikrediliyor, müminler için “Onlar iman ederler ve salih amel işlerler” ifadesi yer alıyor. 7 Salih amelin imanla ilişkisi, dudakla dilin ilişkisi, kalbin bedenle olan irtibatı veyahut da bir buğday danesinin bütünlüğü gibidir. Zira konuşmak, dudak ve dil ile olur. Kalpsiz bir beden düşünülemez. Aynı şekilde danenin içi ve dışı vardır, özellikleri ayrı olduğu halde iki dane denilmez. İnanç ile amel arasında sıkı bir ilişki vardır. İnanç, amelin kaynağı ve sebebidir; salih amel de, inancın desteği ve gıdasıdır. “İman edip salih amellerde bulunanlar ise; işte onlar da, yaratılmışların en hayırlılarıdır. " (Beyyine/ 7) buyrulmaktadır. Biz çocuklarımıza gençlerimize imanı anlatırken öğretirken Salih ameli de yeterince verebiliyor muyuz? Yoksa Salih amelimiz olmadan sadece imanımızla cennete gideceğimizi mi zannediyoruz. Yada Salih ameli sadece ibadetten ibaret mi zannediyoruz. Müslümanlara soralım bakalım kaç tanesi Salih amelin anlamını doğru olarak bize ifade edebilecek. Kur’anı Kerim’de İbadetlerin ahlakla ve davranışlarla bir ilgisi var mı yoksa tek başına ibadetleri yerine getirmek yeterli mi diye bakıyoruz. Kur’anı kerim davranışlarımızı adeta ibadetlerimizin doğruluğunun sağlaması olarak bize sunuyor. Ankebut süresinin 45.ayetinde “Sana kitaptan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Muhakkak ki namaz, çirkin işlerden ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir.“ buyrulmaktadır. Eğer namaz onu kılanı kötü işlerden ve çirkinliklerden uzaklaştırmıyorsa bu namaz Allah nezdinde kabul olunan bir namaz değildir. Davranışlarımız namazımızın sağlamasıdır. Namazım acaba Allah tarafından kabul olunuyor mu diye düşünen davranışlarına baksın. Oruç ibadeti için de aynı durum söz konusudur. Bakara süresi 183. Ayette “Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, sakınıp korunasınız diye, size de farz kılındı.” Buyrulmaktadır. Ayette umulur ki (oruç sayesinde günahlardan) sakınıp korunursunuz ifadesi vardır. Eğer tuttuğumuz oruç bizi günahlardan korumuyorsa veya oruç tutup günahlardan sakınmıyorsak bu Allah’ın emrine uygun bir oruç ibadeti değildir. Zekat ve sadakaya gelince, Bakara süresinin 264. ayetinde “Ey iman edenler! Başa kakıp incitmek suretiyle sadakalarınızı boşa çıkarmayın…” buyrulmaktadır. Bu ayetle zekât ve sadakalarımızı nasıl vermemiz gerektiği bize bildirilmektedir. Eğer birisine yardım yapıp başına kakıyor veya onu incitiyorsak bu sadaka makbul bir sadaka değildir. Takva da ahlaki bir kavramdır. Hangi yorumdan yola çıkarsak çıkalım, takvanın ahlak ile ilgili bir kavram olduğu sonucuna ulaşırız. İster “sorumluluk şuuru”, ister “sakınmak”, ister “korkmak”, ister “Allah’a karşı saygı”, isterse başka her hangi bir anlamı tercih edelim, neticede varıp duracağımız yer “ahlaki” bir kavramla karşı karşıya olduğumuz gerçeğidir. Zaten Toshihiko İzutsu’nun kavram hakkında yaptığı semantik kazının kendisini “sorumlu davranış şuuruna” ulaştırmış olmasının sebebi de budur. “…. Hiç şüphesiz Allah katında sizin en üstün olanınız, takvaca en ileride olanınızdır.” Hucurat /13, Burada Allah bir mü’minin değerini takvasıyla ölçmektedir. Eğer Allah katında değerli olmak istiyorsak Günaklardan, kötülüklerden sakınmalıyız. Allah’ın emirlerine karşı gelmekten sakınmalıyız. Maalesef din eğitimi verirken takva kelimesine hak ettiği önemi vermiyor veya yanlış öğretiyoruz. Toplumda muttaki denildiği zaman genelde çok ibadet edenler anlaşılır hâlbuki takva daha geniş bir kavramdır, Müminin ahlaki davranışlarını da içine alır, eğer kişi çok ibadet ettiği halde yalan ve dedikodudan sakınmıyorsa o takva sahibi olamaz. İbadetlerin ritüel boyutuna takvadan daha çok önem veriyoruz. Kur’anı Kerim’de Hz. Yusuf ve Hz. Meryem iffet timsali, Hz. Eyyüb Sabır ve şükür timsali, Hz. Musa ve Harun Zalime karşı mücadele timsali, Hz. Lokman örnek bir baba modeli, Hz. İbrahim paganist bir toplumla mücadele eden bir genç olarak örnek gösterilmiştir. Bütün peygamberler ahlaki değerlerin tamamını zirve noktasında üzerinde taşıyan şahıslardır Kur’an’da ahlaki değerler bolca tekrar edilerek ve teşvik yoluyla müminlere kazandırılmaya çalışılmıştır. Adalet 32, doğruluk 17, Sabır,15, barış 8, merhamet 34, , affetmek 35, takva 16, iyilik 118, hikmet 139, infak 17 , İffet 11, İhlas 9 kez zikredilmektedir. İnsanı değersizleştiren konular da Kur’an’ı Kerim’de üzerinde çok durulan konulardır. Yalan söyleme 16, iftira 21, Kibir 14, Zina 14, kıskançlık 3, alay etmek 48, dedikodu 2, Cimrilik 14, gösteriş 8, rüşvet 1, fuhuş 5 defa zikredilmektedir. Kur’anı Kerim’de müminler tarif edilirken yaptıkları davranışlar şu şekilde dile getirilir, boş ve yararsız şeylerden uzak dururlar, iffetlerini (namuslarını) korurlar, emanetlerine riayet ederler, ahitlerine (söz ve anlaşmalarına) riayet ederler, yalancı şahitlik etmezler, ne israf, ne de cimrilik ederler, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar, zina etmezler, Kızdıkları zaman öfkelerini yutar, karşısındakinin kusurlarını affederler, kötülüğe iyilikle karşılık verirler, 8 Kendilerine nasip ettiğimiz mallardan Allah rızası için harcarlar, iyiliklere koşuşurlar ve iyilik için yarışırlar, büyük günahlardan kaçınırlar, hayasız, çirkin işlerden kaçınırlar, işlerini istişare ile yürütürler, Bir haksızlığa uğradıklarında, yardımlaşırlar, yeryüzünde tevâzu ile yürürler, Rablerine ortak tanımazlar, ne ticaret ne de alışverişin kendilerini Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoyamadığı insanlardır, İşte onlar (Mü'minler), ebedi kalacakları Firdevs Cennetlerine varis olanlardır. Evet cennete varis olmak istiyorsak mümin olacağız, mümin isek yukarıdaki davranışları yapacağız. Bütün bunlar varken nasıl olur da Müslümanlar arasında güzel ahlak, salih amel yaygın olmaz. Nasıl olurda örnek bir ahlak toplumu oluşturulamaz. Nasıl olur da kapitalizmin köleleri olurlar, nasıl olur da, bu halleriyle cennete gireceklerini düşünürler. Nasıl, nasıl. Bunun tek cevabı var Kuranı anlayarak okumuyoruz, dini kulaktan dolma bilgilerle öğreniyoruz, kendimiz doğru bir İslam ahlakı eğitimi almadığımız gibi çocuklarımıza da doğru bir İslam ahlakı eğitimi veremiyoruz. Bundan sonraki bölümde, Ahlak eğitimi nedir? İyi bir ahlak eğitimi nasıl verilir? Bu konu üzerinde durmaya çalışacağız. ÇOCUKLARDA VE GENÇLERDE AHLAK EĞİTİMİ Ahlak eğitimi, bireyin kendi yaşantısı yoluyla ahlaki davranışlarında istenilen değişiklikler oluşturma sürecidir. Önemli olan bu eğitim sürecini etkin ve verimli biçimde düzenleyip yürütmektir. Ahlaki olgunluğa ancak eğitimle gidileceği gibi etkin ve verimli bir eğitime de ahlakla gidilir. Bu genel anlamıyla ahlak eğitimi, informal (kasıtsız, plansız, kendiliğinden, rastgele) olabileceği gibi, formal (planlı, programlı, kasıtlı) da olabilir. Bireyin ahlaki davranışlarının oluşumunda eğitsel rol sahibi olarak önce aile sonra okul ve diğer kurumlarıyla toplum yer almaktadır. Ahlak, hayatın her alanında bulunduğu gibi, ahlak eğitimi de toplumun her tarafında bilinçli-bilinçsiz, kasıtlı-kasıtsız, yönlendirilerek veya kendiliğinden gerçekleşmektedir. Birey, içinde-bulunduğu çevreyle etkileşim biçim ve niteliğine göre ahlak edinmektedir. Ahlak eğitimi, bireyin ahlaki davranışlarının İslam öğretisi doğrultusunda geliştirilmesini amaçlıyorsa, İslam ahlak eğitimi diye adlandırılır. İslam ahlak eğitiminin formal türünü şöyle tanımlayabiliriz: Bireyde kendi yaşantısı yoluyla İslam’ın ahlak öğretisi doğrultusunda kasıtlı olarak istenilen nitelikte davranış değişikliği sağlama, ahlaki gelişimine yardımcı olma sürecldir. Bu süreçte birey, İslam'ın öngördüğü ahlaki eylemin temel ilkelerini, ahlaki değerleri ve erdemleri özümseyerek ahlakça gelişecek, ahlaka dair bir perspektif sahibi olacak, tutum ve davranışlarını ona göre oluşturacaktır. Ahlaki davranışların oluşturulması için Önce çocuğa idrak kazandırılmalıdır, idrak öğrenilen şeylerin taklitle değil anlayıp, sorgulayarak kazanılmasıdır. Ahlaki davranışın ve erdemlerin gerçek anlamda erdem olarak nitelenmesi için bunların bilinçli tercihlere dayanması gerekmektedir. Zira ahlaki erdemler, kimi zaman mutlu ve faziletli olmayan kişilerde de görülebilir. ikinci olarak eğitimle kazandırılacak davranış istenilen bir davranış olmalıdır, burada kime göre istenilen davranış sorusu karşımıza çıkmaktadır. Buna vahiy tarafından bildirilen istenilen cevabı verilebilir fakat vahyin de doğru yorumlanmasına ihtiyaç vardır. Vahyin değişebilen ve değişmeyen kısımları göz önüne alınarak problemler fıtratı bozmadan çağın ihtiyacına cevap verecek şekilde olmalıdır. Üçüncü olarak erdem kazandırmadır. Nefsin düşünme, öfke ve şehvet olmak üzere üç gücü vardır bunları adalet erdemine tabi olmasıyla, düşünme gücü hikmete, öfke gücü cesarete, şehvet gücü de iffet erdemine dönüşür. Şayet kişi bu yetilerini adalet erdemiyle yönetmez ise, kendisine ve insanlara zulmetmeye başlar (İbn Miskeveyh, 1983: 22, 23; Altıntaş, 1998: 237-249). Bir kişinin eğitim sürecini şöyle özetleyebiliriz: 1. Ailede eğitim i) Yemek eğitimi ii) Yürüme eğitimi iii) Konuşma eğitimi iv) Temizlik eğitimi v) Tuvalet eğitimi vi) Mahremiyet eğitimi vii) Din eğitimi viii)Ahlak Eğitimi ix) Ergenlik eğitimi 2) Okulda Eğitim i) Öğrenme eğitimi ii) Davranış eğitimi iii) Sosyalleşme eğitimi iv) Temizlik eğitimi v) Din eğitimi vi) Ahlak eğitimi 3) Toplumda Eğitim i) Meslek eğitimi ii) Sosyal eğitim iii) Din eğitimi iv) Ahlak eğitimi 9 ÇOCUK YETİŞTİRMEDE DİKKAT EDİLECEK TEMEL HUSUSLAR Çocukta ayırt etme gücü oluştuktan sonra bu ayırt etme gücünden bir başka şey daha ortaya çıkar. Bu da utanma duygusudur. Utanma duygusunun ortaya çıkma sebebi, kişinin kendisinden kötü bir şeyin ortaya çıkma korkusudur. Bunun için çocukta ilk ortaya çıkması gereken ve onun aklının varlığını gösteren utanma duygusudur. Çünkü bu, onun kötülüğü hissettiğini gösterir, bununla ondan sakınır, çekinir ve kendisinde veya kendisinden böyle bir şeyin ortaya çıkmasından korkar. Çocuğa baktığımız zaman onun utandığını yere bakarak başını eğdiğini ve gözümüzün içine bakmadığını görürüz. İşte bu onun asaletinin ilk delili, iyilik ve kötülük duygusuna sahip oluşunun temel dayanağıdır. Onun utanma duygusu, kendisinden doğacak kötü bir davranıştan korkarak nefsini tutmasıdır. Bu ayırt etme ve akıl sayesinde güzeli benimsemek ve kötüden kaçınmaktan başka bir şey değildir (İbn Miskeveyh, 1983: 57, 58; Tusi, 2007: 207). Bu noktada çocuklarımıza bizim yapmamız gereken şey, çocuğun kazanması gereken erdemleri çocuğa gösterebilmektir. Bunda en önemli etkenlerden bir tanesi de aile içinde eşlerin tam bir uyum içerisinde olmasıdır. Eşler davranışlarını çocuklara örnek olacak şekilde ortaya koymalı, onların zihin düzenlerini bozmamaya dikkat etmelidirler. Çocuk yönlendirilirken babanın doğru dediğine anne yanlış dediğinde ya da annenin doğru dediğine baba yanlış dediğinde, anne ve babasının ilişkisi belli ilkelere dayanmadığı çocuk tarafından görülecektir. Bundan dolayı çocuktaki adalet ve hakkaniyet duygusu bozulacak ve yeni bir boyuta doğru sürüklenecektir Şehvet insanların yeme içme ve cinsel istek olarak nitelenebilecek hayvani duygularının sebep olduğu bir güçtür. Bireyler bu konuda nefislerini serbest bıraktıkları takdirde sınırsız bir haz dünyasına dalarlar. Ancak elde edilen bu hazlar onu yine mutlu etmeyecektir. Bu nedenle gerek kendimizin gerekse çocuklarımızın bu konulardaki farkındalığını arttırmalıyız. Zira insan varlığı bu dünyada bir anlam arayışındadır, dikkat edilirse her istenilenin elde edilmesi de bizleri mutlu etmemektedir (İbnMiskeveyh, 1983: 25, 26) İtidal ya da ölçülülük çocuğa küçük yaşlarda öğretilmezse, çocuk ileride elde edeceği şeylere karşı tatminsiz olacak ve mutluluğu sürekli olarak başka şeylerde arayacaktır. Bu nedenle maddi olandan ziyade sanat ve estetik gibi bir takım değerlerin çocuklar için önemsenmesi ve küçüklükten itibaren bu eğitme yer verilmesi gerekmektedir. Günümüzde ebeveynlerin çocuklarını ödüllendirmek ya da susturmak için sürekli olarak maddi hediyeler, oyuncaklar almaları ya da onları televizyonun başına terk edip gitmeleri sorunları ve problemleri büyütmekten başka sonuç doğurmayacaktır(Akyol,2012/4: 9) Çocuğu eğitirken unutulmaması gereken bir ilke de çocuğun ilk gelişim dönemlerinde zaman zaman kötü davranışlar sergileyebileceği hususudur. Çocuk yalan söyleyebilir, duymadığı ve görmediği şeyleri anlatabilir, kıskançlık edebilir, hırsızlığa kalkışabilir, uydurma şeyler söyleyebilir, gevezelik edebilir, kendisine ve çevresine zarar verebilir. Tüm bu olumsuz tutum ve davranışlardan dolayı sürekli kınayarak ve herhangi bir çözüm önerisi sunmayarak karakterine bu davranışların yerleşmesine vesile olunmamalıdır. Bu davranış biçimleri sürekli eğitim, çocuğun yaşının ilerlemesi ve deneyler vasıtasıyla değiştirilebilir. Bu konular gündeme geldiğinde ölçülü ve dikkatli bir şekilde bu konularda gerekli uyarılar yapılmalıdır (İbn Miskeveyh, 1983: 58). Çocuktan ortaya çıkan her güzel davranışın övülmesi ve her iyi işinden sonra ödüllendirilmesi gerekir. Burada ödüllendirmeyle sürekli olarak çocuklara maddi bir takım imkânların sunulması kastedilmez. Ödüllendirme çocuğun takdir edilmesi, tutum ve davranışlarından dolayı övgü ifadelerinin kullanılması da olabilir. Bu anlatılanlara aykırı davrandığında bilinçsiz yapıyor ve bundan utanıyorsa, hemen yüzüne vurulmamalıdır. İnsan kişiliğinin oluşumunun ilk başlarında ve ilk gençliğinden itibaren, öfkelendiği zaman, isteklerine karşı nefsini yenmeye, dilini tutmaya ve arkadaşlarına katlanmaya alıştığı takdirde, bu eğitimi almayan ve bu işler kendisine zor gelen kimselerin yapamayacağı işleri kolayca yapabilir. Bu nedenle de çocuklarımızı yetiştirirken öyle bir bilinç vermeliyiz ki erdemlere alışan, kötülüklerden uzaklaşan, aptallarla karşılaşmaktan sakınan, onlara uymayan bir karakteri öncelememiz gerekmektedir (İbn Miskeveyh, 1983: 166, 167). Çocukların öncelikle şeref ve fazilet sevgisine yönlendirilmesi gerekir. Çocuk, insanlar arasındaki üstünlüğün maldan değil, ahlak ve değerlere bağlılıktan ortaya çıkan yücelik duygusundan olduğunu kavramalıdır. Bunu desteklemek için çocuğun yanında iyi insanların övülmesi gerektiği gibi, iyi bir davranışta bulunduğu zaman kendisi de takdir edilmelidir (İbn Miskeveyh, 1983: 58, 59). Aygün Akyol: İslam Ahlak Felsefesinde Değerler Eğitimi 10 ABD Houston Polis Müdürlüğü tarafından hazırlanmış ve kentteki tüm evlere ve okullara dağıtılmış bir belgeyi sizinle paylaşmak istiyorum. Geleceğin Suçlusunu Yetiştirmenin En Basit Kuralları: - Daha küçükken çocuğa istediği her şeyi vermeye başlayın! Bu şekilde o, herkesin onun geçimini sağlamak zorunda olduğuna inanacaktır. - Kötü sözler söylediği zaman gülün! Böylece o kendisinin akıllı olduğuna inanacaktır. - Ona düşünmeyi ve beynini kullanmayı hiç öğretmeyin! 21 yaşına gelince kendi kararlarını, kendisi versin diye bekleyin! - Yerde bıraktığı her şeyi kaldırın; kitaplarını, ayakkabılarını, kıyafetlerini, onun için her şeyi siz yapın ki; o bütün sorumluluklarını başkalarına yüklemeye alışsın! - Onun gözünün önünde sık sık kavga edin ki; bu sayede aile bir gün parçalanırsa çok fazla üzülmesin. - Ona istediği kadar harçlık verin ki; hiçbir zaman kendi parasını kazanmanın ne olduğunu öğrenmesin. - Yiyecek, giyecek ve konforla ilgili bütün arzularını yerine getirin ki; istediklerine ulaşmak için çalışmak gerektiğini öğrenmesin. - Komşulara, öğretmenlere, polislere karşı daima onun tarafını tutun ki, onların hepsine karşı peşin hükümleri oluşsun. - Bütün bunları ve benzerlerini yaparak yetiştirdiğiniz çocuğunuz bir gün suç işlerse, kendisinden özür dileyin! Ama onu felaket dolu bir hayata hazırladığınız için kendinize teşekkür etmeyi ihmal etmeyin! Maalesef birçok aile çocuklarına bu kötülükleri bilerek veya bilmeyerek yapıyorlar. MAHREMİYET EĞİTİMİ Mahremiyet insanın özelidir, bir ihtiyaçtır. Kendini tanıyan insan özsaygı sahibidir. Mahremiyet eğitimi, özsaygıyla kendi özelini korumasını ve başkalarının özel alanına saygılı olması gerektiği noktasında bireye katkıda bulunur. Bu da sevgi, saygı, hoşgörü ortamının hakim olduğu, kendilerine ve çocuklarına karşı sorumluluklarını bilen aile bireyleri olmalarına katkı sağlayacaktır. Sözgelimi, odalara girerken kapıyı çalmak ve sesli olarak izin istemek, ev içinde de olsa kılık kıyafetlere dikkat etmek gibi aile içinde mahremiyet sınırlarına özen göstermek hem tarafların birbirine olan edep ve hayâsının hem de Allah’a olan kulluk vazifelerinin bir gereğidir. Anne babalar geleceğin büyükleri olan çocuklarına bu mahremiyet anlayışını ve hayâ duygusunu küçük yaşlardan itibaren (4-7 yaş arası) kazandırmaya başlamalıdırlar. Anne babalar evde çocuklarının yanında şort vb. giysilerle dolaşmamalı bu konuda hassas olmalıdır. Mahremiyet eğitiminde ihmale uğrayan çocuklar dışarıdan kendilerine gelebilecek olan istismarlara karşı savunmasız kalabildikleri gibi ileride kendi cinsel hayatlarını kontrol altında tutmakta zorlanabilirler. Ailede mahremiyet eğitimi yerinde, zamanında ve metoduna uygun olarak verilmediği takdirde çocuklar hissi dengesizliklerle karşı karşıya kalabilecekleri gibi cinsel istismara karşı da cahil ve savunmasız bırakılmış olurlar. Mahremiyet eğitimi cinsel suçların önlenmesinde önemli bir rol üstlenebilir. Çocuklarımıza tuvalet adabını öğretirken de mahremiyet eğitimi vermeli, küçük yaştan itibaren tuvalette tek başına ihtiyacını gidermesi öğretilmelidir. Özellikle dört-beş yaşından sonra çocuğu iç çamaşırı ile yıkamak, iç çamaşırı çıkarırken ve temizlerken gözleri kısarak ya da başı hafif yana çevirerek o alana saygı gösterdiğimizi hissettirmek çocuklarda mahremiyet duygusunun gelişmesine katkı sağlayacaktır. Yedi yaşından sonra banyoda çocukların kendi mahrem alanlarını kendi temizlemelerine fırsat tanınması da mahremiyet duygusunun gelişimi açısından güzel olacaktır. Yine kardeşleri dört-beş yaşından sonra birlikte banyoya sokmamak, sokulması zorunlu olan durumlarda ise onları iç çamaşırları ile yıkamak gerekmektedir. Kız ve erkek kardeşler birbirinin yanında soyunmamalı, mümkünse ergenlik çağına gelince odaları ayrılmalıdır. Özellikle kız çocuklarımıza beden mahremiyeti öğretilmeli, başkasının bedenine dokunmasına izin vermemesi tenbih edilmelidir. Okullarda kız ve erkek öğrenciler arasında mesafeye dikkat edilmediği, bu konuda hassas davranılmadığını görmekteyiz. Uyarıldıkları zaman ise bu konuda ailesinde bir eğitim almamış olanlar bu uyarıya anlam verememektedir. Eskiden evlenecek bir kız tavsiye edilirken, eline namahrem erkek eli değmemiş derdik. Bu gün böyle tarif edebileceğimiz kaç kızımız kaldı. Bunların sayıları da her geçen gün azalıyor. Mahremiyeti sağlamada tesettürün önemini de anlatmalı, tesettürün, örtünmekle birlikte kendimizi bakışlardan gizlemek, dikkat çekmemek olduğu vurgulanmalıdır. Sadece kızların değil erkeklerin de beden mahremiyeti vardır, bu mahremiyet de korunmalıdır. Çocuklarımıza mahremiyet eğitimi verirken iffet konusu da iyi öğretilmeli iffeti zedeleyen konular iyi anlatılmalı, iffetin sadece kadınların değil erkeklerin de sahip olması gereken bir değer olduğu fark ettirilmelidir. 11 Kur’an’da Temel Ilkeler Kur’an’a baktığımızda çocuk ve gençlerin ahlak/mahremiyet eğitimi ile ilgili. Birtakım fikhı ölçülerin yer aldığını görmekteyiz. Örneğin Nur Suresi 58.ayette henüz buluğ çağına ermemiş çocuklar için şöyle bir ölçü konulmuştur: “Ey iman edenler! Elinizin altındakiler ve henüz yetişkin çağa ermemiş olan çocuklarınız; sabah namazından önce, öğle vakti dinlenmek için elbiselerinizi çıkardığınız zaman, bir de yatsı namazından sonra yanınıza girmek istediklerinde sizden izin istesinler. Bunlar sizin için üç mahremiyet vaktidir.” Bu üç vakitte karı koca veya özel mekânında bulunan diğer ev sakinleri, soyunabilecekleri için, yanlarına gelmek isteyen küçük çocuklar ve hizmetçilerin izin almaları emredilmiştir. Bu ayette buluğ çağına erişmemiş çocukların “zamanlama adabı açısından eğitilmesi” ve “çocuklar için oluşturulan kuralların önemini görmekteyiz. Ayetin devamında ise: “Çocuklarınız ergenlik çağına gelince, öteki yetişkinlerin yaptığı gibi, (evinize yahut belirtilen vakitlerde odanıza girmek istediklerinde), her defasında sizden izin istesinler. . . Buyrularak ergenlik çağına girmiş olan çocukların anne-babasının odalarına girecekleri vakit her defasında izin istemeleri gerektiği ifade edilerek gençliğin ahlak eğitimi açısından önemli bir “mahremiyet ölçüsü” ortaya konulmaktadır. Nur Suresi 27. Ayette : “Ey iman edenler! Kendi evinizden başka evlere, geldiğinizi fark ettirip (izin alıp) ev halkına selam vermedikçe girmeyin. Bu sizin için daha iyidir...” buyrulmaktadır. Ayetin devamında: “Eğer evde kimseyi bulamaz-sanız size izin verilinceye kadar oraya girmeyin. Eğer size “Geri dönün “ denirse hemen dönün. Çünkü bu sizin için daha nezih bir davranıştır. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilendir.” buyrulmuştur. Bu ayetler-de bir başkasının evine girmenin usul ve adabı açıklanmıştır. Bugün basit ve önemli olan bu adap bile çocuklarımıza öğretilmiyor. Üç defa kapıyı çalıp ısrarcı olmamalı, beklerken de yönümüz kapıya dönük olmamalıdır. AHLAK EĞİTİMİNDE EĞİTİCİ 1.Ahlak Eğitiminde Eğiticinin vazgeçilmezliği İnsanın kendi çabasıyla iyiye ulaşması, kendi ahlakını üretmesi beklenir; ancak toplumsal bir varlık olan insanın bu yolda aracılardan yardım görmesi veya kendisinin başkaları için aracı olması kadar doğal bir şey olamaz. Bunların her ikisi, birbirini tamamlayan konumundadırlar. Aracı vasıtalar, insanlar (anne, baba, öğretmen vb.) veya kurumlar (okul, cami, işyeri vb.) olabilir. (bkz. Bilhan, 1991, 354) Formal ahlak eğitim süreçlerini düzenleyen eğiticiler olarak anne-baba ve öğretmen ilk sırada yer almaktadır. Kasıtlı ahlaki etkilerde bulunma amacıyla basın yayını, kitle iletişim araçlarını kullanarak iletişimde bulunan kişileri de formal ahlak eğitimcilerine ekleyebiliriz. Eğitici, ahlak eğitimiyle ilgili iş ve işlemleri gerçekleştiren öznedir; ancak onun öznelliği eğitilenin öznelliğini yok edici veya bastırıcı nitelikte olmamalıdır. 2.Ahlak eğiticisinin örnek olması Ahlak eğitiminde eğitimcilerin, her şeyden önce iyi örnek olması esastır. İslam ahlak eğitimcisinin, ahlaklı biri olarak ahlakı öğretmesi beklenir: Bu, ahlak eğitimcisinin, konusuna, söylediklerine yabancı- laşmadan görevini gerçekleştirmesini gerektirir. Çocuk büyüklerini gözleyerek, taklit ederek ve sevdikleriyle özdeşim kurarak onların davranışlarını model aldığı için, anne ve baba, çocuğun belirli değerleri kazanması, dolayısıyla ahlaki gelişimi açısından birinci derecede belirleyicidir. Bu nedenle anne babalar, çocuklarının nasıl olmasını istiyorlarsa sürekli ve tutarlı biçimde öyle yaşamaları, en etkili ve verimli yoldur. Anne, baba, yetişkinler ve öğretmenin, nasıl ahlaklı insan olunacağını yeni nesle yaşayışlarıyla göstererek öğretmeye çalışması, işte bu "doğrudan öğrenme yaşantıları geçirme" bağlamında çok etkili bir eylemdir. Yine, ahlaki değerleri içeren örnek olaylardan, somut tutum ve davranışlardan söz etmek de, onların hem daha kolay anlaşılmasına hem de daha etkili olmasına katkıda bulunur. Telefonda konuşan eşine, “beni sorarsa evde yok de” diyen bir babanın artık çocuğuna doğruluğun önemini anlatmasının hiçbir karşılığı yoktur. Sigara içen bir anne babanın çocuğuna sigara içmemesini söylemeli, kitap okumayan bir anne babanın çocuklarına kitap okumalarını söylemeleri çoğu zaman karşılıksız kalmaktadır. 12 3. Ahlak eğitiminde sözlü iletişimin bilimsel bilgi ve becerisine sahip olma İnsanlar bazen konuşur fakat meramını karşı tarafa aktaramaz. Bundan dolayı aynı dili konuşan değil aynı duyguyu paylaşan insanlar anlaşır. Ahlak eğiticisi, sözlü iletişimi etkin kılacak fırsatları çok iyi yakalayıp sözlü iletişimi onlarla ilişkilendirerek yapabilmelidir. Ahlak eğitimcisi (öğretmen, anne, baba), ahlaki erdemler üzerine uzun uzadıya soyut bilgiler vermemelidir. Muhatabın (eğitilenin) geçerli ve doğru sandığı gerek kendisine gerekse başkalarına ait bir takım düşüncelerin hiç de öyle olmadığını anlamasına yol açacak sorular sormalıdır. Bu sorularla muhatabına doğru cevapları buldurtup çözüm önerilerine yönlendirmelidir. Bu diyalog sürecinde sadece öğrenen değil, aynı zamanda öğreten de kendini geliştirip olgunlaştırma fırsatını yakalar. Öğreten de, bu süreçte yeni öğrenmeler gerçekleştirebilir farklı bakış açıları geliştirebilir ve bu sayede ahlak eğitiminin gelişmesine katkıda bulunabilir. İslam ahlak eğitiminde sevgi eksenli, mutlu eden bir disiplin anlayışının egemen olması öngörüldüğünden eğiten, kendi öz yetkinliği, bilgi ve beceri donanımı, sevgi yüklü yüreği sayesinde sahip olacağı otoriter olmayan otoritesi ile bu disiplini sözlü iletişimde de sağlayacaktır. Çünkü birey ve özellikle de çocuk, korktuğu, çekindiği kişileri değil, sevip saydığı kişileri zevkle dinleyebilir ve daima kendine örnek alır. Korktuklarından değil sevdiklerinden ahlak edinir. 4. Ahlak eğitimciliğinin, uzmanlık bilgi ve becerisini gerektirmesi Her ahlak eğitimcisi, iyi model olma yanında bu üç alana ilişkin bilgi ve tecrübe birikimine sahip olduğu oranda başarılı olma imkânını yakalayabilecektir. Artık bugün ahlak eğitimciliği sorumluluğunu üstlenen herkes (anne, baba, öğretmen vs.), bu işin el yordamıyla, kulaktan dolma, dünde kalmış, tedavülden kalkmış bilgi ve becerilerle yapılamayacak çok hassas ve zor bir iş olduğunu fark etmek zorundadır. Tarım toplumu şartlarında üretilmiş ve öyle veya böyle iş görmüş bilgi ve becerilerin, bugünkü şartlarda iş göremez hale geldiğini anlayan ahlak eğitimcisi, yenilerini edinme ihtiyacı duyacaktır. Bu farkındalık, onu gerekli bilgi ve beceri donanımına sahip olmaya itecek ve bu çabanın ömür boyu sürmesi gerektiği bilincini kazanmasını sağlayacaktır. Soyut bir kavramın çocuğa nasıl öğretileceğini bilmeyen anne baba çocuklarına Allah’ı doğru bir şekilde anlatamaz. Yine anne babaların yanlışlarından biri de Allah’ı yakan ceza veren bir varlık gibi çocuklarına algılatmalarıdır. Genel de anne ve baba sıkıştıkları, aciz kaldıkları yerde Allah seni yakar, sana ceza verir diyerek çocuklarını korkutup o davranıştan uzaklaştırmayı seçmektedir. Bu durum çocuklarda yanlış bir Allah algısının oluşmasına sebep olmaktadır. 5. Ahlak eğitimcisi çocuğun yaşadığı her olayı fırsat bilmeli Anne baba veya öğretmen çocuğun yaşadığı her olayı ona ahlaki davranışların kazandırılması için fırsat bilmelidir. Güzel davranışlar takdir edilmeli, kötü davranışlar yerilmelidir. Yanlış davranışlar küçük büyük diye ayrılmamalı, anında müdahale edilip, çocuk o davranıştan uzaklaştırılmalıdır. Bizim önemsemediğimiz ufak tefek gördüğümüz kötülükler ilerde büyümüş ve mücadele edilmesi daha zor bir problem olarak karşımıza çıkar. Küçük yaşlarda köyde herkesin normal karşıladığı bir davranışı yaptığımda rahmetli babam bu davranışı yapmamam gerektiği konusunda kesin bir şekilde beni uyarmıştı. Bir daha o davranışı yapmadım. Biz de koyduğumuz net tavırla bunu çocuklarımıza ve öğrencilerimize hissettirmeliyiz, OKULLARDA AHLAK EĞİTİMİ Bugün okullarımızda ahlak eğitiminin önünde hiçbir engel yoktur. Değerler eğitimi Milli Eğitim Bakanlığının önemli hedeflerinden biri olmuş, hatta bütün öğretmenlere öğrencilere değerler eğitimi verme sorumluğu getirilmiştir. İl Milli Eğitim Müdürlükleri bu konuda birçok projeler yapmaktadır. Fakat sonuca baktığımızda çocuklarımızın davranışlarında gözle görülür fark edilir değişiklikler göremiyoruz. Bunun en büyük sebebi öğrenci davranışlarının ölçülmemesi, gerekli önemin verilmemesidir. Bunun dışında değerler eğitiminin teorisinden öte sonuç alan örnekler yaygınlaşmamakta lokal kalmaktadır. Daha önce bizim bir şeyler yapmamıza müsaade edilmiyor diye şikâyet eden Din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenlerinin bu serbestlik ortamında gerekli gayret ve çabayı göstermediklerini gözlemlemekteyiz. Eğitim öğretimin birinci önceliği hala akademik başarı yani sınav kazanıp iyi bir okula girmektir. Çocukların ahlakını en fazla bozan sosyal medyanın zararları konusunda aileler ve öğrenciler yeteri kadar bilinçlendirilmemektedir. 13 AİLEDE AHLAK EĞİTİMİ Çocuk hayatının ilk altı yılına ailesi yanında geçirip sonra okula gitmektedir. Bu dönemde ailenin çocuğa iyi bir ahlak eğitimi vermesi gerekir. Ailesinde iyi bir ahlak eğitimi alan çocuklar okulda ve çevrede kendini hemen hissettirmektedir. Bu çocukların bozulması diğerlerine göre daha zor olmaktadır. Fakat batıya karşı en güçlü kurumlarımızdan biri olan aile kurumu son dönemlerde adeta çatırdamakta ve tehlike sinyalleri vermektedir. Çiftlerde sabır, sadakat, anlayış, vefa duyguları zayıflamıştır, Eşlerin ekonomik özgürlüğü varsa küçük bir tartışmada boşanabilmektedir. 2016 yılında Evlenen yaklaşık 595 bin çifte karşılık 126,164 çift boşanmıştır. Bu çok büyük bir sayıdır. Çiftlerin boşanması sadece kendilerini değil çocuklarını da ilgilendirmektedir. Boşanmış aile çocuklarının davranış problemlerinin daha çok olduğunu görmekteyiz. Anne babası çalışan çocuklarda çocuk evde tek başına kalıyorsa birçok ahlaki tehditle karşı karşıya kalabilmektedir. Kontrolsüz olduğu için, internette isteği yerlere girip olumsuz davranışlar edinebilmekte, evlerine uygun olmayan arkadaşları davet edebilmekte veya zamanını ev dışında olumsuz ortamlarda geçirmekteler. Bu konuda idareciliğim döneminde birçok olumsuz olayla karşılaştım. Çocuklarımızın ahlakını en fazla tehdit eden etkenler sosyal paylaşım siteleridir. Aileler bu konuda yeterince hassas değil, çocuğu saatlerce facebook, twitter ve instagram vb. sitelerde vakit geçiriyor bunun farkına bile varmıyorlar. Eğer çocuk biraz hareketli ve yaramaz ise Sessiz ve sakin bir şekilde telefon veya bilgisayarın başında oturmaları anne babanın hoşuna da gidiyor. Anne baba bu konuda çocuğuna örnek olduğu için ona söyleyecek bir sözleri de yok. Çocuk veya gencin zamanla konuşma tarzı değişiyor çünkü facebookta farklı bir jargonla konuşuyorlar. Arkasından davranışları değişmeye başlıyor, en sonunda da bu sitelere bağımlı hale geliyorlar. Günde iki üç saat bu sitelere girmezlerse yoksunluk yaşayıp mutlu olamıyorlar. Çocuğun ve gençlerin o kontrolsüz ortamda karşılaştığı ve başlarda tepkiyle karşıladığı ifadeler ve görüntüler zamanla normal hale geliyor. İnternet neslinin patolojik sonuçlarını Amerika’da görebiliyoruz, bir öğrenci eline silah alıp bilgisayar oyunu oynar gibi diğer insanların üzerine ateş açabiliyor. Çünkü sanallıkla gerçekliği ayırt edemiyorlar. Ülkemizde çok farklı olumsuz sonuçlarını görüyoruz. Aileler parçalanıyor, gençler sosyal medyada tanıştıkları kişilerle evlenip kısa sürede boşanıyorlar. Çocuklarımızın ahlaki değerleri ve değer yargıları durmadan törpülenip yok ediliyor. Ailelerin çocuklarını taassubun her türlüsü, istibdat, körü körüne taklit ve dünyevileşme tehlikelerine karşı korumaları gerekmektedir. Devlet ürettiği eğitim politikasıyla, toplum da sivil toplum örgütlerinin hassasiyeti gayret ve çabalarıyla bu konularda aileye yardımcı olmalıdır. Amerika'da, 6 Kasım 2012 gerçekleşecek olan seçim öncesinde, başkan adaylarının seçim kampanyası tüm hızıyla sürerken. seçim çalışmaları kapsamında gençlik ve müzik kanalı MTV'ye konuk olan ABD Başkanı Barack Obama, çok ilginç bir açıklamada bulunuyor. Obama, 11 yaşındaki kızı Sasha ile 14 yaşındaki kızı Malia hakkında kendisini en çok neyin endişelendirdiği sorusuna, "Şu an beni en çok endişelendiren şey Facebook" yanıtını veriyor. Yani kızlarının facebook hesabı açmalarından korkuyor.. ABD başkanını endişeye sürükleyen bu durum bizi niçin endişelendirmiyor acaba. Bizim çocuklarımızın bir değil birden çok facebook hesabı var, facebook hesabı olmayanlar ayıplanıyor. Dünyada ve ülkemizde pek çok ilkokul, sınıflarını bilgisayarlarla donatma konusunda acele edip bu konuda birbiriyle yarışa dursun, teknolojinin ana vatanı Silikon Vadisi’nin göbeğinde E-Bay, Google, Apple, Yahoo ve Hewlett-Packard gibi teknoloji devlerinin çocuklarını göndermeyi tercih ettikleri bir okul, kendini teknolojiden tamamen arındırmayı seçiyor. Bu okul, Waldorf School of the Peninsula. İnternetten girip inceleyebilirsiniz. Bu okulda hiç teknoloji yok. Bilgisayar ekranı ya da akıllı tahtalar yerine eski karatahtalar, tebeşirler, kağıt ve kalem var. Öğrenmenin diğer temel malzemeleri ise örgü ve dikiş iğneleri ve bazen de çamur. Bunun dışında bolca oyun odaklı öğrenme ve hikaye anlatma var. Bu durum gerçekten düşündürücü değil mi? Biz ise 3-4 yaşındaki çocuklarımızı eline cep telefonlarını ve kocaman tabletleri veriyoruz, sağlığına zarar verir mi vermez mi hiç sorgulamıyoruz. 14 CAMİLERDE EĞİTİM Yaz tatillerinde bütün camilerimizde Diyanet İşleri Başkanlığımız tarafından açılan Kuran Kurslarında çocuklarımıza Kur’an-ı Kerimi okuma öğretilmektedir. Bunun yanında temel dini bilgiler de öğretilmektedir. Çocuklarımıza İslam Ahlakı kazandırma noktasında bu kurslar da önemli bir fırsattır. Bu fırsatın iyi değerlendirilmesi için önce İmamlarımızın çocuk eğitimi konusunda eğitilmesi ve güzel davranışları kazandırmak için eğitim ve etkinlikler yapılması gerekir. Konuyla ilgili ayrıntılı bilgi sahibi olmadığım için fazla eleştiri yapmak da istemiyorum. Son söz olarak, dünyada ve ülkemizde insanlığın geleceğini tehdit edecek kadar büyük ölçüde ahlaki bir çöküntü yaşanmaktadır. Eğer önlem alınmazsa bu çöküntü sonuç itibariyle yıkımı ekonomi ve ekolojiden daha fazla olacaktır. Çünkü ekonomik, teknolojik ve çevreyle ilgili problemlerin en önemli sebeplerinden biri de insanların ahlaki zafiyetleridir. Siyasetçilerin adalet, hakkaniyet, meşveret, ehliyete, önem verdiği, hakimlerin ve savcıların gücü değil adaleti ve hakkı öncelediği, Ticaret erbabının, helal kazanca ve emeğe değer verdiği, bilim adamının bilgisini insanların zararına değil faydasına kullandığı, sağlıkçıların hastaya sadece para kazanılan bir meta olarak bakmadığı, İnsanların teknolojinin kölesi değil efendisi olduğu, Eğitimde bilgiden önce ahlakın ön plana alındığı, zenginlerin gözlerinin doyup fakirleri de doyurduğu, öğretmenin başarısı düşük öğrencilerle ilgilendiği kadar davranış problemi olan öğrencilerle de ilgilendiği, ailelerin çocuklarının sahip olacağı meslekleri düşündükleri kadar ahlakını da düşündüğü, zinanın suç sayıldığı ve zinaya götürecek bütün yolların kapatıldığı, basın ve medyanın çoğunluğunun ahlaki değerleri zedelemekten kazandırmaya döndüğü, hepsinden önemlisi bütün Müslümanların şuurlanıp Kur’an ahlakıyla ahlaklanıp insanlık için örnek toplumlar oluşturduğu bir dünya olması dilek ve temennisiyle sohbetimi bitiriyorum. Allah’ın selamı rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Hepiniz Allah’a emanet olun. 27.01.2018 
 
 
Talip ORHAN
venhar

Google+ WhatsApp