Çocuk ve öğretmen

Çocuk ve öğretmen


Çocuk, öğretmenin öfkeli tavrı karşısında başını önüne eğiyor ve müebbet yemiş bir mahkûm gibi bekliyor. Korkuyor çocuk, endişeye kapılıyor ve bir diktatör edasıyla duran öğretmenin önünde öylece duruyor… Öğretmen, kurbanının yanına seri adımlarla ilerliyor ve onun saçından hızla çekiyor sonra nefretle bağırıyor:

 

“Babanın adı ne senin, söyle bakayım babanın adı ne?”

Çocuk korkuyor, başını kaldırıp da öğretmenin yüzüne bakamıyor, titrek bir ses tonu ile cevap veriyor…

 

Çocuk başını eğmiş, suçluluk duygusu ile bekliyor… Öğretmenin kendisine niçin şiddet uyguladığını anlamaya çalışıyor çocuk. Öğretmen ise belki yıllardan beri biriktirdiği öfkeyi kusabileceği kurbanına ulaşınca her şeyi unutmuş gibi görünüyor. Öğretmen kendini rakibini alt etmiş bir pehlivan gibi hissediyor. Haddi zatında hakkını savunamayacak kadar zayıf bir çocuk, maruz kaldığı şiddete karşı tepki koyamayacak kadar masum bir yavru. Öğretmen kurbanına sinsi bir yılan gibi yaklaşıyor ve saçından tekrar çekiyor sonra tehdit kokan ifadelerini sarf etmeye başlıyor:

 

“Eğer baban bu saçlarını kesmezse, ne yapacağımı biliyor musun?” Çocuk bir yandan başını tutan ellerden kurtulmaya çalışırken diğer yandan cevap veriyor, bilmiyorum… Tekrar soruyor: “Şuan ne yapıyorum?” Çocuk öğretmenin sorduğu her soruya cevap verme ihtiyacı içinde hareket ediyor ve “saçımı çekiyorsun” diyor… Öğretmen devam ediyor: “Eğer bu saçlar kesilmezse ben ne yapacağımı biliyorum…” Sanırsınız ki 6 yaşındaki bu çocuk insanlık tarihinin en büyük suçunu işlemiş bir erişkin ve sanırsınız ki, bu çocuk telafisi mümkün olmayacak bir katliama sebebiyet vermiş… Aklım havsalam almıyor.

 

Vicdani hassasiyetini kaybetmiş bir kadının 6 yaşındaki bir çocuğa uyguladığı şiddeti izlediğimde yüreğimi açtığım bütün çocuklar adına büyük bir öfke hissettim ve sevgi ile hiç tanışmamış, çocukların masumiyet kokan dünyalarına girememiş, onları bir deşarj aracı olarak görmüş olan o kadına ellerin kırılsın diye haykırmak istedim. O çocuğun susturulan yüreği, kısılan sesi olmak istedim.

 

Toplumun hafızasında yer alan eğitimci eti senin kemiği benim deyip çocuklarımızı teslim ettiğimiz, yavrularımızı, yarınlarımızı, umutlarımızı bağladığımız eğitimcidir. Görevlerini bu minval üzere sürdüren tüm eğitimcilerden Allah razı olsun ancak son yıllarda öğrenciyi taciz eden, şiddet uygulayan öğretmenlerle ilgili haberlere sıklıkla rastlıyoruz ki, çocuklarımızı bu kişilerin şerrinden korumak zorundayız.

 

Ha çocukları öksüz ve yetim bırakan zorbalar, ha onlara sözden mermiler yağdıran ırkçı faşistler, ha onların bedenlerini ve ruhlarını ticari bir meta olarak gören karanlık zihniyetler ha eğitimciyim diye ortaya çıkıp çocukların yaşama sevincini ellerinden alan kimseler hepsi aynı, hepsi çoraklaşmış kalplerindeki nefreti bu yavrucaklara kusuyorlar.

 

Ebeveynlerin çocuklarına kaşlarını dahi kaldıramadıkları bir çağdayız fakat ne acıdır ki, Siirt’in bir köyünde bir öğretmen bir çocuğun saçını çekerek onu rencide ediyor, tehdit ediyor onun yaşama sevincini elinden alıyor. Neyse ki olayın ardından öğretmen hakkında soruşturma açılmış ve şiddet yanlısı kadın görevden uzaklaştırılmış. Peki, öğretmenin şiddet ve nefret kokan ellerinden kurtulan o çocuk yaşadığı travmayı nasıl atlatacak? Çağın en mahir terapistleri, ruh hekimleri dahi müdahale etmiş olsalar o çocuğun çalınan mutluluğunu geri verebilecek mi? Donuk bir elin pençesinden kurtulmaya çalışan çocuğun o an yaşadığı korku, endişe ve kaygıyı onarabilecekler mi? Ya da çocuk bu vahim olaya nasıl bir anlam yükledi?  Suçladı mı kendini? Utancından yerin dibine girmek mi istedi? Arkadaşlarından uzaklaşarak iç dünyasına mı yöneldi? Çocuk duygularını kiminle paylaştı o akşam? Rahat uyuyabildi mi çocuk? Kulaklarında yankılanan o sesi, başına öfke ile yapışan o ellerin nefretini nasıl anlamlandırdı çocuk?

 

Bütün kültürlerde öğretmen saygıyı hak eden özel bir kişidir. Ancak böylesi kutsal bir görevi icra edecek kişinin kalbindeki marazi hastalıklar sadece ferdin kendisini değil hepimizi doğrudan ilgilendirir. Zira bizler çocuklarımızı teslim ettiğimiz o kişilerden sadece kitabi bilgiler aktarmalarını istemiyoruz bunun yanında çocuklarımızın gönüllerine sevgi ekmelerini ve onların yaşam sevincini korumalarını istiyoruz. Öyle değil mi?

 

Not: Sözüm görevine ihanet eden kişileredir, çocuklarımızın gönüllerine şefkat eken ve onlara yön gösteren eğitimcilerimizden Allah razı olsun…

Google+ WhatsApp