Çocuğun oyun hakkı

Çocuğun oyun hakkı


Çocuğun oyun hakkı

 

 

Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullarda teneffüslerin uzatılması ile ilgili kararının çocuklar için bir kazanım olabileceğini düşünüyorum. Zira oyun çocuğun işi, çocuğun kendini dünyayı ve olayları tanıma ve keşfetme aracı. Anne-baba ve eğitimciler çocuğa oyun oynaması için fırsat vermeli ve karakter eğitiminde oyunu bir araç olarak kullanmalıdırlar.

Çocuğun gelecekte üretken, paylaşımcı ve çözüm odaklı bir yaşam sürebilmesi için oyunlara ağırlık verilmeli ve çocuk hayatın provasını oyunlar vasıtasıyla yapabilmelidir. Zira oyun çocuğun hayatı tanıma aracıdır.

Eğitimciler ve anne-babalar çocuğun zamanın tamamını ders çalışarak geçirmesini ister ve o ne zaman oyuna yönelse geri çekip eline bir kitap tutuştururlar. Zira onlara göre oyun boş bir iş ve çocuğun vaktini çalan bir eğlencedir. Oysa oyun onların tasavvur ettikleri gibi sıradan hareketler değildir, oyun aynı zamanda çocuğun sosyal, ruhsal ve fiziki gelişimine katkı sağlayan önemli bir araçtır. Çocuğun oyunlardan yeterince istifade edebilmesi için öncelikle anne-baba ve eğitimcilerin oyunla ilgili algılarının değişmesi gerekir.

Gelişmiş ülkelerde oyun çocuğun olumsuz davranışlarının iyileştirilmesi için etkin olarak kullanılıyor, oyun terapistleri çocuğa olumlu davranışları oyun ve oyuncaklar aracılığıyla kazandırıyorlar. Anne-babalar ve eğitimciler de çocuğun istenmeyen davranışlarını değiştirebilmeleri için oyunlardan pekâlâ faydalanabilirler.

Teknolojinin hayatımızın içine bu kadar girmediği dönemlerde çocuklar güne oyunla başlar, insani ilişkilerin şeklini oyunlar vasıtasıyla öğrenirlerdi. Çocuk hayatın provasını yaparak hayatı ve olayları keşfetmeye çalışırlardı. O dönem çocukların altın çağıydı. O dönem çocuklar ben olmaktan biz olmaya oyunların dilini çözerek geçerlerdi. O zamanlar çocukları tutsak hale getiren teknoloji ve sosyal medya yoktu, oyunlar ve oyunların sergilendiği doğal ortamlar vardı.

Oyunlara vakit ayıramayan çocuk buradan elde edeceği, hakkaniyet, paylaşım, yenilgiyi kabullenme ve akranları ile bir arada yaşayabilme gibi becerilerini geliştiremiyor. Çocuk olaylara çok yönlü bakamıyor hayatı teknolojinin kendisine sunduğu daracık pencereden görebiliyor.

Oyunlardan mahrum bırakılan çocuklarda endişe ve kaygı bozukluğunun daha fazla görüldüğü saptanmıştır. Zira çocuk oyun vasıtasıyla duygularını paylaşıyor, kendini daha başarılı hissediyor, arkadaşıyla paylaşım ve dayanışma içinde oluyor ve deşarj oluyor. Zira oyun çocuğun kendi kendini eğittiği doğal bir araca dönüşüyor.

Eğitimciler çocuğu mesleki alanda yetiştirip hayata hazırlayabilirler. Fakat mevcut eğitim sistemimiz onu gelecek yaşantısında mutluluğa, üretkenliğe ve erdemliliğe ulaştıracak formüllere sahip değil. O nedenle aile ve eğitimciler sadece okul başarısına odaklanmamalı, bunun yanında şefkat eksenli yaklaşımları ile çocukların kalplerine dokunmalı ve onlara değerli olduklarını hissettirmelidirler. 

 

milli gazete

Google+ WhatsApp