Çocuğun cennete yolculuğu

Çocuğun cennete yolculuğu


21. yüzyıl etnik ve mezhepsel çatışmaların ve katliamların yoğun yaşandığı bir zaman dilimine tekabül ediyor. 21. yüzyıl İslam coğrafyasının kan gölüne dönüştüğü bir çağ… Bilindiği üzere Ortadoğu’da onlarca insan katledildi, aileler dağıldı, çocuklar öksüz ve yetim bırakıldı, binalar yıkıldı ve insanlar umutlarını yeniden kazanabilmek için doğup büyüdükleri toprakları terk ettiler. İster Libya’da olsun, ister Suriye’de olsun, ister Afganistan’da olsun, ister Irak’ta olsun acı mesafeleri yıkıyor ve hüznümüz katlanarak artıyor. Savaş sadece çatışmaların sıcak yaşandığı bölgelerde değil, bütün dünyada etkisini gösteriyor ve toplumsal depresyona dönüşüyor.

 

İşgal ve çatışmalardan nasibini alan ülkelerden biri de Irak… Irak diktatörlerin, işgallerin, şiddet yanlısı örgütlerin, mezhepsel çatışmaların ve yoksulluğun izlerini taşıyan bir ülke. Ve o topraklarda nefes alıp veren insanlar her ne kadar seslerini duyuramasalar da ağır bir yükün altında eziliyor ve savaşın götürdüklerini tedarik etmeye çalışıyorlar.

 

Hatırlayacağınız üzere Irak uzun yıllar kaos ve çatışmaların göbeğinde yer aldı ve bu durum insanların ruh sağlığını etkileyerek sosyo-psikolojik sorunların patlamasına neden oldu. Fakat ne olursa olsun insanın sahip olduğu bazı kimlikler vardır ki, kişi bu kimliklerin getirdiği sorumluluklardan hiçbir şekilde taviz veremez, vermemelidir. Mesela bir Müslüman bahanesi ne olursa olsun Allah’a şirk koşmaz, cana kıymaz, ahlaki kokuşmuşluğa düşmez. Bir kişi baba kimliğimden vazgeçiyorum deyip çocuklarını terk edemez, yaşamının sonuna kadar babadır ve kimliğinin getirdiği sorumlulukları icra etmek zorundadır. Bir anne çocuklarına zulmedemez, onlara zarar getirecek eylemlere yönelemez, anne icra ettiği mesleği bırakabilir, ikamet ettiği adresten uzaklaşabilir ancak annelikten istifa edemez, bunun getirdiği sorumluluklardan kaçamaz. Eğer aksi bir durum varsa ve kişi ağır kişilik bozukluğuna müptela ise hiç vakit kaybetmeden harekete geçmeli ve ihtiyacı olan desteği almalıdır. Nitekim geçtiğimiz günlerde Irak’ta cani bir kadın iki çocuğunu Dicle Nehri’ne bırakıverdi. Cani kadın bu tavrına gerekçe olarak boşanma sürecinde çocukların velayetinin babaya verildiğini ve bunu hazmedemediğini gösterdi.

 

Kaos ve çatışmaların göbeğinde yer alan Irak’ta bir kadın boşanma sürecinde çocukların velayeti babaya verildiği gerekçesiyle dokuz ay karnında taşıdığı iki çocuğu Dicle Nehri’ne bırakıverdi. İnanır mısınız o görüntülere baktığımda yüreğimde büyük bir sarsıntı hissettim ve vicdanımı tutmakta zorlandım. İki çocuğun çığlığını, çaresizliğini, terk edilmişliğini, canavar bir kadının ellerinden kayıp gidişini vicdanımın gözüyle gördüm… Ve kadına değil Dicle Nehri’ne seslendim:

Ey Dicle! Ey işgallerin ülkesi Irak!

 

Bağrında onlarca ecnebi savaşçıları, şiddet örgütlerini, ajanları, işgalcileri, sömürgeci zihniyetleri barındırdın da iki çocuğu mu çok gördün? Anne kurbanı iki çocuğun soğuk sularda çırpınışını seyrederken vicdanın sızlamadı mı? Bilesiniz ki, o gün Dicle Nehri’ne atılan insanlığın onuruydu, uyuyan Müslümanların gafleti, kaybettikleri dirençleriydi ve o iki çocukla birlikte insanlık bir kez daha öldü. Hepimizin başı sağ olsun.

Google+ WhatsApp