“Çıtakça” mı, “Kurbağaca” mı: Was shocked!

“Çıtakça” mı, “Kurbağaca” mı: Was shocked!


“Çıtakça” mı, “Kurbağaca” mı: Was shocked!

 

 

Nece konuştuğumuzu tam bilemeyeceğim, ama yıllardır “Türkçe”konuşmadığımızı biliyorum. Televizyon kanallarını, internet sitelerini, gazete köşelerini “Kurbağaca” götürüyor!

“Stress” kelimesini “sitires” şeklinde telaffuz eden anlı-şanlı “sanatçı”mız, yana-yakıla çektiklerini anlatırken, yerin dibine geçiyorum.

Yahu, insan kullanacağı “yabancı” kelimenin menşeini bilmese bile, en azından telâffuzunu öğrenmez mi? Öğrenmemiş. Ama sellemehüsselam” (ulu orta, çekinmeden, destursuz) kullanıyor. Muhtemelen daha “bilge” göründüğünü sanıyor. 

“Stres” kelimesini “dert”, “üzüntü”, “tasa”, “yeis”, “sıkıntı”, “kaygı”, “keder”, “kasavet”, “buhran”, “bunalım”; hatta biraz daha geçmişe giderseniz “melâl”, “inkisar”, “hun”, “kudûret”, “gam”, “gussâ” ve daha başka kelimelerle Türkçe ifade etmek mümkünken, neden ille de İngilizce? Başka türlü “reel olmuyo” mu?

Kendi lisanınızda en az yirmi ayrı kelime ile ifade edilebilen bir kelimeyi, tek yabancı kelime ile kekelemeye çalışmanın sizce adı nedir?.. 

“Cehalet” mi, “gösteriş” mi, “caka” mı, “gurur” mu, “kibir” mi, “ukalâlık” mı, “bilgiçlik” mi, “azamet” mi, “cehalet” mi?..

Öteki adı zaten “katliam”dır: Türkçe katliamı! Bu katliamı da en çok televizyon sunucuları, köşe yazarları ve siyasetçiler yapıyor: Meselâ, “Hiç realist değilsiniz”diyorlar:Fransızca mı konuşuyoruz, Türkçe mi? “Gerçekçi” deseniz neden olmuyor anlamadım?

İngilizce “okay” yerine, Türkçe “peki”, “pekalâ”, “tamam”, “evet”, “olur”, “tabii”,“uygun”, “mümkün”, “kabul”, “iyi”, “he”, “eyvallah” diyemez miyiz? 

Peki ya “etik” (“éthique” yazılır. Malum: Avrupalının alfabesi de kendisi gibi ikiyüzlü: Hemen hemen hiçbir kelime yazıldığı gibi okunmuyor) kelimesini ne yapalım?

Hangi ara “ahlâk” gitmiş de yerine éthique gelmiş?

Bir de rahmetli Necip Fazıl’ın “Kurbağaca”, İsmail Hami Danişmend’in “Çıtakça” dedikleri “uydurukça” hastalığı var ki, yakasını “Gâvurca”dan her nasılsa kurtarabilmiş Türkçe kelimelerin canına okuyor.

Rahmetli Necip Fazıl şöyle bir cümle kuruyor önce: “Türkiye’yi batıran sâiklerin bir müessire bağlanmasındaki âmil sebep nedendir ve nedir?”

Sonra, “işte cümlenin kurbağacası” diyerek “uydurukça”sını veriyor: “Türkiye’yi batıran nedenlerin bir nedene bağlanmasındaki neden neden, nedendir ve nedir?”Ardından da “selli-sallı” manidar dizeler döşeniyor:

“Ruhsal, parasal, soyut, boyut, yaşam, eğilim,

Ya bunlar Türkçe değil yahut ben Türk değilim!

Oysa halis Türk benim, bunlar işgalcilerim,

Allah Türk’e acısın, yalnız bunu dilerim!”

“Osmanlı Türkçesi”ni “Arapça”, “Farsça” kökenli kelimelerin tasallutunda zannetmek, başka bir gaflettir. Bir kere “Osmanlı Türkçesi”ndeki kelimeler, terkipler, deyimler, sadece Osmanlı Devleti’nde değil, öncesinde de kullanılmıştır.

Bu konuda Nihad Sami Banarlı’nın tespiti şöyle: 

“…Arabî ve Fârisî kelimelerle bu dillere ait bazı kaideler, Türkçeye ve Türk halkının diline Osmanlı Devleti kurulmadan önceki asırlarda girmiştir… Osmanlıca değil, yalnız Osmanlı Devleti dâhilinde değil, Osmanlılara hiçbir zaman tabi olmamış diğer Türk ülkelerinde de öteden beri aynı kelime ve kaidelerle kullanılmıştır”.(“Türkçenin sırları” isimli muhteşem eserinden)…

Murat  Bardakçı ise şöyle diyor: “Türkiye’de Osmanlıca bilmeyen entelektüeller cahildir. 1928 öncesi yazılmış şeyleri okuyamıyorsanız eğer, hiç ‘okur-yazarım’ diye geçinmeyin. Bugün bir İngiliz entelektüeli Shakespeare’i, Shelly’yi okur, bilir. Bizimkiler Nedim’i, Fuzuli’yi anlamaz, Şeyh Galip’i utanmadan İngilizcesinden okurlar.”

Was shocked! 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp