Çiftçi ve köylüden mektup var - 2-

Çiftçi ve köylüden mektup var - 2-


Bugüne kadar köşemde, Türk tarım politikası nasıl olmalı diye yazdım. Uygulamadaki eksiklikleri ifade ettim. Amacımızın öncelikle kendi nüfusumuzu yeterli, sağlıklı beslemek, daha sonra fazlasını ihraç etmek olmalıdır dedim.

İnsan, hayvan fark etmeksizin yaşayan her canlıyı müşteri olarak gören küresel aktörlere dikkat edilmesini istedim. 

Türkiye’de eğitimli insan kaynağını verimli kullanalım, yerli tohumumuzu üretelim, yeni gen kaynaklarımızı üretelim, nüfusun beslenme sorununa çözüm olacak, ihracat yapıp ülke ekonomisine katkıda bulunacak bir tarım sistemine yani Milli Tarım Politikasına ve Milli Tarım Eğitim Sisteminin oluşturulmasına acil ihtiyacımızın olduğunu buradan haykırdım.

Anlaşılan sesimizi ve tespitlerimizi sadece baş tacımız ve memleketin efendileri olan köylümüz duymuş ki, mektupları ile dertlerine çare aramaya başlamış.

Bugün ise her bir paragrafın ayrı bir mektup olduğu, 8 okuyucu mektubunu hiç dokunmadan aşağıda yayınlamak istiyorum.

Kentsel değil, köysel dönüşüm gerekir. Başka türlü tarımı kurtarmak çok zor.

Tarımdaki sorunları çözmenin yolu yerini bulmayan desteklerden, kuru gürültü olan kooperatifçilikten, devlet imkânlarının çiftçilikle, hayvancılıkla alakası olmayanlara hibe edilmesinden geçmez.

Bu işi ciddi olarak yapan küçük işletmelerin ürününü, değerine almaktan geçer. O zaman göreceksiniz, küçük gördüğünüz bu aile işletmeleri, istikrarlı bir şekilde büyür, kimseye yük olmazlar, yeter ki önündeki engelleri kaldırın.

Özellikle doğuda hibeler, destekler hep hayali. Tarlaya bir inin, bu çiftçi ne yapıyor, bir bakın. Adam akıllı tarımı bilen bir bakan ve ekibi nasip olmadı bu memlekete, herhalde olmayacak.

Orta halli ve küçük çapta bir şeyler yetiştirip hayatını idame ettirmeye ve nafakasını çıkarmaya çalışan çiftçiye zırnık yok. Verilen destekler adaletsizce ve yeterli kontrol yapılmadığı için heba olup gidiyor.

Hollanda’da tarım daha planlı, verimli… Her yıl tarım işçisi açığı yaşanıyor ve dışarıdan işçi geliyor. Bizde ise çiftçimizin çoğu gelişi güzel yapıyor.

Ayva fidanları aldık mesela… Ziraat mühendisi arkadaştan bilgi istedik alamadık, şuraya buraya sorun dedi. (Hollanda’da) çiftçi olabilmek için tarım okulundan mezuniyet şart.

Çiftçiler, mühendis seviyesinde okusunlar demiyorum ama en azından temel bilgi edinmeli, bilhassa köylerde ilkokullarda başlamalı, yurtdışına talebe işçi olarak Avrupa ülkelerine gidip tecrübe edinmeleri sağlanabilir.

Devlet destek veriyor köylüye ama takip etmiyor ne ekiyorsun ne yetiştiriyorsun bunları denetlemesi lazım. Adam parayı alıyor ne ekiyor ne biçiyor… Ziraat mühendisleri sahaya inmeli, çiftçiyle birlikte olmalı, tarım ancak böyle şahlanır.

Tarım bakanlığınca verilen krediler takip edilmiyor. Bilimsellikten uzak uygulama ve destek politikaları bizi bu noktaya getirdi. Köyde tarım, hayvancılık yapmaktansa, şehirde kapıcı olmayı tercih eder oldu insanımız.

Türkiye bir an önce acilen kendi tohumunu ekip, tarıma birinci derecede önem vermeli, keza hayvancılık da öyle… Hayvan çok olursa ithal etmemiz gerekmez. Ne kadar çok hayvan, o kadar et uygun fiyata geriler.

Tarım kredi kooperatiflerinin, faaliyet şeklini değiştirirsek meseleyi büyük oranda çözmüş oluruz. Kooperatifler, ortaklarına sadece malzeme, gübre, nakdi para satarak bu ülke bu işin içinden çıkamaz.

Geçmiş yıllarda, Ziraat Odası aracılığıyla İtalya’da kooperatifleri inceleme imkânı bulduk. Kooperatifler, çiftçiye hem malzeme sağlıyor hem marketlerinden yiyecek, içecek dahil ve nakit ihtiyaçlarını faizsiz karşılayıp carilerine borç kaydı yapıp, ürettiği ürünleri de satın alıp pazarlama görevini tam yapıyor.

Bizde ise köyde Mehmet Ağa, malı üretmiş, kooperatife borç var, pazarlama kabiliyeti olmadığından dolayı aracıya yem oluyor, dolandırılma riski var, dolayısıyla kooperatiflerin alacağını, nakit tahsilatını bekleme yerine, “Al adamın malını, sende kazan Mehmet Ağa da kazansın” bu disiplinli ticaret, enflasyon dengesizliğine de son verir, stokçuluğu önler, ülkemiz tarımının gelişmesi için iyi bir yol olur.

Tarım, ekmek, buğday, şeker, un, bulgur deyince; en çok değinmemiz gereken konu yabancılara yapılan toprak satışıdır. Yabancılara, ülkemizin ve milletimizin yeminli düşmanlarına toprak satışına derhal son verilmelidir.

 AB’de bazı ülkeler ziraat işçisi bulamayıp Doğu Avrupa’dan işçi getiriyorlar, ziraat talebeleri mezunlarını staj için bu ülkelere gönderip, tecrübe edinmeleri sağlanabilir. Öğrenebilecekleri çok şey var burada.

Ziraat mühendislerinin çok olması ya da fakülte sayısını artırmak tarım ve hayvancılığın sorunlarını çözmez.

Küçük çiftçi ve hayvancılık yapanların en büyük sorunlarından birisi tohum, ilaç, gübre ve mazotta fahiş fiyat ve tüccarın, kabzımalın, komisyoncuların, ardiyecilerin yaptığı hilelerdir.

Tarım alanlarında hırsızlık olaylarının çok olması, köy çiftçisini bezdiriyor. 12 yıllık zorunlu eğitim hem köyden kente göçü tetikliyor hem de çocukları yanında olmayan çiftçi, hayvancıyı zorluyor.

Bırakın isteyen okusun, istemeyen babasıyla, ailesiyle tarım ve hayvancılık yapsın. DEVLET NİÇİN ZORLUYOR Kİ! 80 MİLYONA ŞEHİRDE İŞİ NERDEN BULACAĞIZ!?. 

Google+ WhatsApp