Çernobil, Akkuyu, Asya NATO’su, nükleer silah...

Çernobil, Akkuyu, Asya NATO’su, nükleer silah...


Çernobil, Akkuyu, Asya NATO’su, nükleer silah...

 

 

Tacikistan-Duşanbe’de düzenlenen Asya’da İşbirliği ve Güven Arttırıcı Önlemler Konferansı’nda Çin Devlet Başkanı Şi Cinping şöyle diyordu; “Asya ülkeleri güvenliğinin yeni baştan ve geniş bir çerçevede ele alınması gerektiğini düşünüyoruz. Asya ülkeleri el ele vererek güvenliğe tehdit oluşturan unsurlara karşı koymalı”...

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

ABD’nin bir numaralı rakibi Çin’in bu önerisi apaçık Asya NATO’su teklifi. Zaten konuşmayı dinleyen Rus gözlemciler de öneriyi, “Çin, NATO’ya karşı koyabilecek bir ‘Asya İttifakı’ önerisinde bulundu” şeklinde karşıladı.. Putin de, ABD’yi, “tüm kuralları çiğnemekle” suçladı...

***

Aynı zirveden dönüş uçağında Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle söylüyor; “Asya tarafında dünya açısından çok değişik bir güç dengesi oluşuyor. Burada dünyaya hükmeden liderler var. Şangay Beşlisi etkin ülkeleri buluşturuyor. Doğrusu benim de şahsi kanaatim Şangay Beşlisi’ne burada olduğu gibi Türkiye’yi dahil ederlerse çok güzel bir gelişme olur»...

***

Devlet Bahçeli: “NATO, ABD’nin arka bahçesi, demir yumruğu, oyuncağı, keyfi olarak onu alıp bunu atacağı küresel bir organizasyon değildir. Eğer böyleyse, Türkiye NATO üyeliği başta olmak üzere, tek taraflı işleyenuluslararası nitelikli tüm bağ ve bağlantıları derhal sorgulamalı, bağımlılık ve tutsaklık yaratan bütün oluşumlarla diyaloğunu kesmelidir”...

Getirisi götürüsü ayrı konu ama Sayın Bahçeli, NATO üzerinden konuşmaktaysa da, aslında “Batı ile ilişkiler bütünü”ne yönelik konuşmakta!..

***

Bu üç alıntıya ek sayısız Batı kritiğini hem dünyadan hem Türkiye’den eklemek mümkün...

Ama ABD/Batı ile Türkiye arasındaki gerilimi betimleyecek yakın zamanların en güçlü vurgusunu, S-400 krizini değerlendirirken Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun kurduğu cümlede buluyorum...

«Sanki nükleer silah üretmişiz gibi ABD neden bu kadar problem çıkarıyor»...

Eğer bu cümleyi, ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’un mektubundaki tehdit/yaptırımlara cevaben verilen “bizim de atacağımız adımlar var”a bitişik okuyacaksak!..

Değil mi?

***

Ankara’nın “ulusal güvenlik çekirdeği”nin eğilimi NATO dışı bir alana evrilmek midir değil midir şu an bunu sabitleyecek güçlü deliller bulunmuyor.

Ama karineler mevcut...

O işaretler Türkiye’nin bağımlılıktan kurtulma yolunda kararları olduğunu açık gösteriyor ve bunun önünü kesmeye çalışan her saldırıda keskinleşiyor...

Biri kuşatma eliyle diğeri ‘garip bir yol’dan gelen iki örnek vermek istiyorum...

Özellikli olarak Doğu Akdeniz’i hedefleyen, genel olarak Akdeniz ve Kıbrıs’a yürütülen süreci adım adım izliyoruz.

Fransa, İtalya, İspanya, Malta, Portekiz, Yunanistan ve Rum yönetimi, ‘MED 7 Zirvesi’ için Malta’da bir araya geldi ve Ege, Doğu Akdeniz, Kıbrıs, özellikle bölgedeki enerji rezervlerine ilişkin olarak Türkiye’yi tam cepheye alarak Rum Kesimi’ne destek verdi. Fransa lideri AB’yi de masaya sürdü, Türkiye’nin bölgedeki ‘yasa dışı faaliyetlere’ son vermesini istedi. Tabii Yunanistan da destekledi.

Bu başlıbaşına gözdağı demek ve Dışişleri de sert şekilde karşılık verdi.

Ama iş bu kadarla bitmiyor, hatta başlamıyor bile; hatırlayacaksınız Mart ayında, ABD-İsrail-Yunanistan-Rum Kesimi, Batı Kudüs’te bir araya gelmiş ve «Doğu Akdeniz’de ortaya çıkabilecek menfi tehditlere karşı mücadele edileceği mutabakatı”na varmışlardı.

Şimdi, buraya dikkat, ABD-Rusya ve İsrail ulusal güvenlik danışmanları/şeflerinin yine Kudüs’te bir araya gelecekleri dillendiriliyor. Bunu haberleştiren Yunan ve Ortadoğu kaynaklarına bakarsanız, içerikte ‘Kürdistan’ ve ‘Sykes-Picot’ kelimeleri bile geçiyor. (‘US, Israeli, Russian security chiefs to meet in Jerusalem’, 14/06, Al Monitor.)

Bu öyle-böyle bir olay değil!

Ankara bunları da işte o kuşatma denilen, “boğma teli»ne ait görüyor...

***

Garip yola gelince...

S-400, F35 krizinin, Türkiye-ABD-NATO ilişkisinde bir başka sayfası/aşaması, ‘nükleer santral’dir. Geleneksel NATO kabulleri, nükleer santralleri ‘nükleer silaha giden yol’ olarak görüyorlar...

Akkuyu Nükleer Santrali de-şimdilik-yüksek sesle söylenmese de, S-400’ler gibi alenen, sertçe karşı çıkılmasa da aynen böyle görülüyor. Türkiye’nin bağımsızlık ve bunu koruma arayışında, Amerikan prangasından kurtulmasında müstakbel merhale olarak görüyorlar.

Ve buna karşı ön alma yatırımını, hazırlıklarını şu sıralar popüler olan “Chernobil/Çernobil” dizisi üzerinden yapıyorlar.

Bu konunun renkli detayı çok. Mesela Hürriyet’te Ahmet Hakan, “bakalım Akkuyu ile Çernobil’i ilk kim örtüştürecek” mealinde not düşmüştü. Oysa zımnen dahi olsa Ertuğrul Özkök bunu çoktan yapmıştı.

Sadece Batı’da değil, bizzat Rusya’da da ‘Çernobil’ dizisinden işkillenenler var; “Rusya Komünist Partisi, Çernobil Nükleer Santrali’ndeki patlamayı konu alan dizinin yasaklanmasını istedi. Dizinin gerçeği yansıtmayan sahnelerle dolu olduğu, kara propaganda yapılması gerekçe gösterildi. Parti sözcüsü, ‘Gerçek trajedi, dizinin ideolojik manipülasyon olduğudur»...

Toplarsak, açığıyla, kapalısıyla, garibiyle hepsi Türkiye tarafından irtibatlı ve aynı hedefe matuf, Ankara’yı boğmanın ayaklarından görülüyor...

Not: Mısır halkının gerçek Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye Allah’tan rahmet diliyorum. Açık-saklı tüm katillerinin hep ensesindeyiz.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp