Ceren’i kim öldürdü?

Ceren’i kim öldürdü?


Ceren’i kim öldürdü?

 

Ordu’da Ceren Özdemir’i bıçaklayarak öldüren Özgür Arduç’un hangi şartlarda yetiştiğini gördünüz mü?.. 

Anne babası ayrılıyor. Dedesi tarafından üç yaşındayken yetimhaneye veriliyor. 18 yaşına kadar değişik illerde yetimhanede büyüyor. Kimse arayıp sormuyor. Yurdun kütüphanesinden kitap çalarak yurttan ayrılıyor. Bir süre İspir Yatılı Okulu’nda kalıyor. Hiçbir işte çalışmıyor. Sürekli hırsızlık yaparak yaşıyor. Bu arada uyuşturucuya alışıyor. Cinayet işliyor. Van’da tutuklu bulunduğu yüksek güvenlikli cezaevinde bileklerini kesip, intihar girişiminde bulunuyor…

Sevgi, şefkat, ilgi, bilgi yok: Çünkü ortada aile yok! 

Hatırlayacaksınız: Bendeniz aileye dikkat çeken yüzlerce yazı yazdım. Yüzlerce konferans verdim, radyo-Tv. programları yaptım…

Ulaşabildiğim “devletlü”leri, aileyi tahkim edip, tekrar “Doğru İnsan Yetiştirme Kurumu” haline getirme konusunda duyarlı olmaya çağırdım…

Fakat galiba hepsi bir kulaktan girdi, bir kulaktan çıktı: Bu ülkede, Aile Bakanlığı dâhil, kimsenin “aile” gibi bir derdi yok sanırım.

Kısaca söylemem gerekirse, ne Ordu’da ne de ülkemin başka bir yerinde, “Ceren’ler ölmesin” diye çok çaba harcadım (bu konuda en doyurucu ve derde deva yazıyı yine bu gazetenin yazarı Ali İhsan Karahasanoğlu yazdı, ellerine sağlık)…

Ceren’ler ölmeye devam ettiğine göre, demek ki başaramadım! Ne yapalım, elimizden bu kadarı geldi…

Şimdi, tam tersi yönelişleri savunanlar korosuyla birlikte kendimi “suçlu” ilân edemem: Kimse kusura bakmasın, “Ben dâhil hepimiz suçluyuz!” filan diyemem. 

Âlem bilsin ki, “Ben masumum”! Benim gibiler masum!Çünkü…

“Eğitim sisteminden umudu kestik, bari aileyi güçlendirelim” diyen biz…

Bunun için öncelikle “Çekirdek aileden vazgeçin” diyen biz…

“Dedeleri, nineleri aileye dâhil edin” diyen biz…

“Boşanmaları zorlaştırın” diyen biz…

“Kadın hakları maskesi altında kadını korumasız bırakmayın” diyen biz…

“Kadının beyanı esas” anlayışının “arızalı” olduğunu, bu bağlamda “İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini” savunan biz…

Bu durumda, suçlu sayısını artırarak kendi suçluluk duygularını yenmeye çalışan “gerçek suçlu”larla aynı koroda yer almamızı kimse beklemesin!

Biz, ayrıca “televizyonlar hizaya gelsin” diye çabaladık…

Yeme-içme, moda, estetik, kozmetik, magazin, terör ve şiddet odaklı yayınlar son bulsun, kötü örnekler sürekli olarak tekrarlanmasın diye uyardık…

Sürekli siyaset ve futbol konuşmak yerine, biraz da kültür, ilim, irfan, tarih, aile, insan, medeniyet, imar, inşa, ihya, ahlâk, adap, edep, nezaket, hikmet, edebiyat, şiir, sanat, eğitim, kitap, tarım, hayvancılık, sanayi gibi konular da gündeme alınsın diye uğraştık.

“Dini ötelemeyin”, “inancı dışlamayan”, “ahlâkı alaya almayın”, “manevi değerleri küçümsemeyin” demekten dilimizde tüy bitti.

“Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!” (Necip Fazıl)diye bağırmaktan gırtlağımız parçalandı… 

“Bazı suçlara ‘ağırlaştırılmış müebbet’ yetmez, idam tekrar düşünülmeli” diyen de biziz, teknik yatırımların yanısıra “doğru insan” yetiştirmeye ağırlık verilmesini isteyen de…

Biz bunları söylerken bize “uzaylı” muamelesi çekenlerin safına geçip, kendimizi “suçlu” ilân edemeyiz!

Bu kendimize de, davamıza da haksızlık olur…

Kısacası biz, yani şuur plânında iman edip savunan kesim, sonuna kadar masumuz!

Bu aşağılık cinayetten bize kan sıçramaz!..

Boyunca kan deryasına batmış olanlar düşünsün!

Beyler-bayanlar düşünün: Görüşlerinizi değiştirmek için daha kaç Ceren’in ölmesi gerekiyor? 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp