Celladına aşık Kürt istismarcılarının maskeleri iniyor!

Celladına aşık Kürt istismarcılarının maskeleri iniyor!


Celladına aşık Kürt istismarcılarının maskeleri iniyor!

 

 

Sürekli tepemizde boza pişirdiler. “Siz nasıl Müslümansınız, Kürtlere zulmedilirken, nasıl sessiz kalabiliyorsunuz” dediler..

Ulusalcıları gösterip, bizden yardım istediler..

Darbeci generalleri gösterip, “Niye bize yardım etmiyorsunuz” dediler.

Haklı oldukları noktalarda, kabul edilemez gördüğümüz konularda, terörün tüm acımasızlığına rağmen, riske de girerek, teröristlere destek veriyor suçlamasına muhatap olmayı da göze alarak, aslında haklı taleplere destek de verdik..

“Oğlu tutuklu olan anne, Kürtçeden başka dil bilmediği için, cezaevindeki oğlu ile sadece yüz yüze bakabiliyor. Konuşamıyor bile” dediler.

“Böyle bir şey olamaz. İngiliz anne, cezaevindeki oğlu ile İngilizce konuşabiliyorsa, Kürt anne de Kürtçe konuşmalı, konuşabilmeli” dedik..

Yakın tarihte de olsa..

Bu vicdansız yasak, ulusalcılara rağmen, darbeci generallere rağmen, Kemalist kafaya rağmen kalktı..

Kürt siyasetçiler, öğrenci andına itiraz ettiler.

Hem nasıl itiraz!

“Ben ‘Türküm’ demeye mecbur muyum? Ben Türk değilim, ama doğruyum, çalışkanım” dediler. Posta koydular..

Birileri bizim kıvırdığımızı söyleyebilirler..

“Türk’ten kasıt üst kimliktir. Irkın ismi değildir.. Çalışkan iseniz, doğru iseniz, Türk kelimesine takılmayın.. Kürt de doğru ise, çalışkan ise sorun yok” dedik.

Zamanı geldi, o öğrenci andı da AK Parti sayesinde kaldırıldı..

“Ne bu ya.. Dağa taşa ‘Ne mutlu Türküm diyene’ şeklinde bir söz yazılıyor.. Kasten bize nazire olsun diye bölgedeki dağlara yazılıyor, Kürtler tahkir edilmek için” dediler..

Tahrik amaçlı olabilir düşüncesi ile, bu sözler AK Parti iktidarında, birçok yerde kaldırıldı.. 

“Yanlış anlamaya müsait, toplumsal uzlaşı amacıyla kaldırıyoruz” denildi..

Ben tasvip etmesem de..

Resmi kurumların kapısındaki T.C. ifadesi..

Birçok kamu kurumunda gereksiz diye düşünüldü, kaldırıldı.

Kürt siyasetçi diye karşımıza çıkanların, taleplerinin makul olan büyük çoğunluğu, AK Parti iktidarı sayesinde ve CHP’lilere rağmen, Kemalistlere rağmen, ulusalcılara rağmen, darbeci generallere rağmen hayata geçirildi..

Veeee..

Nasıl bir kirli politika ise..

Nasıl bir derin ilişkiler ağı ise.. 

Nasıl utanmaz bir söylem ise..

HDP’lilerin, Kürtlere bu haklarını teslim eden AK Parti’ye kazandırmamak için verdikleri destek ile belediye başkanlığına seçilen Ekrem İmamoğlu, ilk icraat olarak belediyenin kapısına T.C. harflerini yazdırmış olmasına rağmen..

Yenilenen seçimde, yine HDP’liler tarafından desteklendi..

Şimdi de..

Dün itibariyle..

Ekrem İmamoğlu, Diyarbakır’a gidip..

“Siz istemiştiniz, belediyelerin kapısından kaldırılmıştı. İlk icraat olarak ben tekrar T.C.’yi kapıya yazdırdım.. Nasıl yaptım ama.. Nanik” dercesine..

Diyarbakır’a gidip, görevden alınan belediye başkanları ile buluşuyor..

Yıllardır tepemizde “Kürt hakları.. Kürt hakları.. Kürt hakları” diye boza pişirenler de, T.C.’yi ilk iş olarak kapısına yazdıran CHP’li Ekrem’i, kapılarda karşılayıp, kebaplar yedirerek ağırlıyorlar.

Yıllardır “Kürt haklarını savunuyoruz” diyenlerin.. Aslında bir ellerinin derin devletin içinde olduğu böylece ortaya çıkıyor. İlk icraat olarak, tam da Kürtlerin talepleri çerçevesinde resmi binaların kapısından kaldırılan T.C. harfleri, CHP’liler tarafından yeniden yazdırılırken, “celladına aşık idam mahkumu” edası ile, Kürt istismarcısı siyasetçiler de cellatlarını kapıda karşılıyorlar.. 

Cellatları da boş durmuyor.

Kürtlere ne zulüm yapıldı ise, yapanların hemen tamamının kendisini tanımladığı “Kemalist felsefenin tabu olarak gördüğü Mustafa Kemal’in bir fotoğrafını”çantadan çıkarıp, “Alın size hediye” diyor..

O fotoğraf hangi anlama geliyorsa?

Takdirini, Kürt vatandaşlarımız yapsınlar artık..

1990’lı yıllarda, Toros araçlarla çocuklarının evlerden alınıp, sonra cesetlerini sokak başında bulan anneler, o cinayetleri gerine gerine anlatan devlet görevlilerinin hangi zihniyetin elemanları olduklarını hatırlayıp, kendilerine verilen fotoğrafın takdirini, kendileri yapsınlar, artık..

“Köylerimiz yakıldı” diyenler..

O köylerin kimler tarafından yakıldığını ve yakanların hangi felsefeyi kendilerine maske yaptıklarını hatırlasınlar artık..

Diyarbakır Cezaevi’nde, Kürtlere yapılan insanlık dışı işkencelerin faillerinin, aynı zamanda hangi “izm”i zorla dikte edenler olduklarını hafızasını kaybetmeyenler, hatırlasınlar artık..

Önce çalışan işçiyi işten atıp..

“CV’nizi getirin bir değerlendirelim” diyen Ekrem..

Kürtlerle alay edercesine, böyle bir fotoğrafı takdim etmese idi, şaşardım..

Diyarbakır buluşmasının Kürt istismarcılarının kirli maskelerini indirmesi bir yana..

Bir de..

Ulusalcı geçinenlerin maskelerini indirmesi açısından faydası var..

Ekrem İmamoğlu, Diyarbakır’da ne yapmış?

“PKK bir terör örgütü değildir” diyen Tahir Elçi’nin mezarını ziyaret etmiş, kendisine övgülerde bulunmuş..

Eğer..

Tahir Elçi’nin mezarını ziyaret ettiği gibi..

Aynı şekilde..

Tahir Elçi’nin öldürüldüğü gün, şehit edilen iki güvenlik görevlisini de ansa idi..

Farklı illerdeki, bambaşka yerlerdeki, aynı gün işlenen cinayetleri yan yana getirip, kıllık yapmak istiyor değilim..

Aynı ilde.. Aynı dakikalarda yaşanan cinayetler.. 

Farklı olaylar da değil.. Aynı olayda..

Minibüsten inen teröristler, önce iki sivil polisi şehit ediyorlar, sonra koşarak girdikleri sokakta da, Tahir Elçi öldürülüyor..

Elçi’nin mezarını ziyaret edip, o iki polis şehidimizi hiç anmayanlar..

Şehit edildikleri noktaya gidip, orda bir konuşma yapmayanlar, nasıl ulusalcı olabiliyor, nasıl milliyetçi olabiliyor, nasıl devletçi olabiliyor?

Buna da..

Canlarını vermeleri istenip, sonra da hatırlanmayan güvenlik mensuplarının yakınları cevap versin..

CHP’yi, teröristlerin oyuncağı haline getiren ulusalcı gazeteciler, politikacılar cevap versinler..

“Cumhuriyeti biz kurduk” diye efelenen CHP’li devlet büyüklerimiz(!) cevap versinler..

 

yeni akit

Google+ WhatsApp